18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Sosyologlar ve STK’ların siyasette etkin rolü olmalı

Tüm ilimlerle ve ilim adamlarıyla temas konusunda hiçbir siyasetçi olmasın ki; sosyolojinin uygulama alanının dışında tasarruf etmemiş olsun.
Sosyologlar ve STK’ların siyasette etkin rolü olmalı
Siyasilerin, etki alanları içerisinde bulunan, uygulama alanı en geniş tabanlı yegane ilimdir sosyoloji. Öyle ki; insana dair kapsadığı alan bakımından, hiyerarşik düzende sıralandığında da bunu rahatlıkla görebiliriz. Sosyologların siyasiler tarafından by-pas edilmesi yerli ve milli manada çözüm çeşitliliğinden uzaklaşılması bakımından ilmi bir hatadır. Öyle ki; her siyasetçi kendisini bir parça sosyolog olarak görebilir ve öyle hissedebilir.

Sosyolojinin uygulama alanı nüfus, yani insan üzerinden psikoloji, psikolojinin nöroloji, nörolojinin kimya, kimyanın fizik ve fiziğin de matematik bilimine zincirlenmek suretiyle oluşturdukları ilim yumağı, hassasiyetle incelenmeli yerelden özele değerlerimiz pozitif bilimlerle güçlendirilerek muhafaza altında tutulmalıdır.

Günümüz dünyasını sanal/silikon akıllar eşliğinde, küreselci bir sosyoloji anlayışıyla yönlendirmeye çalışan güçler, bu hususta taciz ve tecavüzlerine sistematik olarak cüretkarca devam ediyorlar. Bizler de kendi değerlerimizden zerre kadar taviz vermeden duruşumuzu, çizgimizi netleştirmeli ve pozisyonumuzu buna göre almalıyız.

Eski Yunan medeniyetinin felsefi akımları üzerinden ayrışma ve tartışmalar oluşturmaya ne gücümüz kaldı ne de zamanımız. Rasyonalizmin etkisi altında kıvranan sosyal bilimlerin gölgesindeki hak arayışları şu ana kadar hiçbir netice vermediği gibi, zulme bezenmiş dünyada bundan sonra da herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Bu çerçevede kültürel değerlerimizin özüne yönelik çalışmalar teşvik edilmeli ve taktir görmelidir. Özellikle; kültürel ve inanç değerlerimize yönelik model çalışmaları geliştirilmeli, bu çalışmalar, devletimiz tarafından desteklenmelidir. Gerek iktisadi, gerekse eğitim alanında, küresel anlayışlara kurban edilen değerlerimiz, popülizm, modernizm gibi esaretlerden kurtarıcı projelerle, sadece hükümet ve hükümete bağlı komisyon ve benzeri daireler üzerinden değil, sivil toplum kuruluşlarının ilgi, bilgi ve tecrübe alanları üzerinden de dinamik hale getirilmeli ve proaktif çalışma kültürü oluşturulmalıdır. Doğal seyrinde bile 15 Temmuzreaksiyonunu gösterme cesaretini yüreğinde hissetmiş milletimizin, bu denli plan ve programlı bir tedrisata tabi tutulması genetik kodlarına dönebilme kabiliyeti bakımından göz ardı edilmemesi gereken bir dinamiğimizdir. Bu anlamda ARDEVvakfımız gibi ilimsel çalışmalara kucak açmış diğer tüm vakıf ve derneklerimizin hem derin bir tarihi olan vakıfçılık anlayışımıza hem de HAKadına, “Yeni bir Dünya”oluşturma, parantezinde “Dünya beşten büyüktür”söylem ve misyonuna katkıları anlamlı ve kıymetli olacaktır.

Sosyal anlamda ciddi çalışmalar yapan vakıf ve derneklerimizin ülkenin bekası konusunda göstereceği potansiyel katkıları, küçümsenmeyecek derecede önem arzedebilir. Din ve pozitif bilimler şeklindeki ayrımların artık eski dünya zihniyetinin kalıntıları olduğu apaçık ortadadır. Sosyal Bilimlerin içerisinde kabul gören dini değerler küresel değişimlere en fazla direnen cinsten değerler olduğundan, asırlarca aşağılanmıştır. Hiçbir anlayışın, toplumsal değerler manzumesinin hiç birini zerre kadar aşağılaması, hakir görmesi gibi bir hakkı olamaz. Küresel dikta anlayışını; en geniş manada genel kabul görmüş değerler üzerinden ilahlaştırma zorlaması, ancak esareti talep eden sosyolog yanılsaması ya da sosyolojinin etkinliğini daraltma çabasındaki kripto sosyoloji ekolüdür. Yıllardır öğretilmiş çaresizliğe tabi tutulan sosyoloji bilimi ayağa kaldırılmalı, pozitif ve etkin halde siyaseti cesaretlendirmelidir.

Aksi halde; bilim diye yutturulan pasif agresif yaklaşımlar; kendi iç dünyasında işlediği her suça, günaha karşı küresel baskıyı, cezalandırıcı bir yargı olarak algılar. Bu da toplumu şirke götürür. Konu din ya da dinsizlik değildir elbet. Siz toplumsal kodlamalar üzerinden küresel baskı rejimini cezalandırıcı bir yargı müessesesi olarak kabul ederseniz (Allah’ı yok sayarsanız), O da sizi yok sayar. Siyaset üzerinden sosyoloji bilimini de en geniş manada küresel akla hizmete dönüştürürsünüz. Sizin, değerlerinizle dolduramadığınız bu alanı; Küresel akıl kendi ilahlığını dikta ederek doldurur.

Sosyoloji, ortak değerler üreterek yerel değerleri yok etmek değil, toplumun tüm değerler manzumesini birer zenginlik olarak kabul eden ve birbiriyle olan etkileşimlerini uyum içerisinde düzenleyerek toplum bütünlüğünü koruyabilme bilimidir. Tıpkı dağların, ovaların, çöllerin, denizlerin ve okyanusların birlikte uyum içerisinde oluşturduğu ideal yaşam alanımız olan dünyamız gibi. Yoksa; küreselleşme buldozerini kabullenme kolaylığı altında dünyayı yakıp, yıkmak ve dümdüz bir yuvarlağa çevirmek değildir. 

Zira; küresel cellatlar bunu yeteri kadar yapıyor.


Sadık USLU
http://www.mirathaber.com/sosyologlar-ve-stklarin-siyasette-etkin-rolu-olmali-5-5610h.html


Back To Top