20 Ağustos 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Hastane anılarım 3

YASİN KARDEŞİM VE AÇIK HAVA SOHBETİ

Üzerine duvar düştüğü için kollarını ve bacaklarını kullanamayan ve yanında anne ve babası refakatçi olarak kalan tekerlekli sandalyeli imam hatip mezunu Yasin kardeşimiz ilk tanıştığımızda kartela okumak istememiş –belki ücretli olduğunu düşünmüş olabilir- ancak herhangi bir ücret talep etmediğimi ve Kurandaki mesajların onlara manevi destek olacağını söylemem üzerine başta annesinin okuyacağını söylemiş sonra annesiyle birlikte her gün okuyor ve fizik tedavi ünitelerinde her sabah yenileriyle değiştirmeye başlamıştı tedavide buluştuğumuzda.


Babasıyla da sürekli selamlaşmamıza mesajlar vermeye çalışmamıza rağmen pek başarılı olamıyorduk ilk başlarda çünkü bir ön yargısı var gibiydi dini mevzulara. Bu konuda Yasin de çok ısrarcı oluyordu bana ne olur babama da anlatın der gibiydi. Bir gün hastanenin bahçesinde bana el salladı ve yanlarına gitmemi ister gibiydi. Ben de gittim, Süleyman ağabey bana anne ve babama Kur’anda sabırdan bahseder misin uzun süren bu tedavide öncellikle anne babam olmak üzere hepimiz yıprandık. Kuranda sabır ifadesi önceki günlerde yürüttüğüm tedrici davet çalışmasının ürünüydü hüsnü zannıyla çok mutlu olmuştum ve ezberimden anlatırım ama elimde Kuran olması daha iyi olur ben bir koşu kuran alıp geleyim dedim orada bulunanlar da dinlemek ister gibiydi. Ben odama gitmeden evvel hastanenin acil girişi önünde Yasin ve ailesiyle birlikte 5-6 kişi vardı, üç dakika sonra döndüğümde ise 10-12 kişi olmuşlardı. Ben de sabah namazında genç Ali Osman hocamızın okuduğu ayetlerin meallerini mescitteki derste okumak için hazırlanmıştım. Ezana 30 dakika kalmıştı ve 20 dakikada Kur’an dersimizi dinleyen kişi sayısı beşi erkek olmak üzere yirmiyi bulmuştu. Çok memnun oldukları gözlerinden okunuyordu. Tekrar ne zaman ders olacak der gibiydiler. Hatta bir hanım kardeşimiz yarın da ders yapalım mı diye sordu. Ben de olabilir, niye olmasın? Hatta açık hava konseri oluyor da açık hava sohbeti niye olmasın diye sordum o an doğaçlama aklıma gelen açık hava sohbeti ifadesini kullanarak. Sonraki gün akşam yemeğinden sonra buluşmak üzere Fatiha dedik. O gün ben açık havada ders yaparken cemaatten yaklaşık on kişi hocanın yanına giderek ben şikâyet ve tehdit etmiş gıyabımda. Hiçbir şeyden habersiz olarak namazı kıldım ve namaz sonrası ders yapmayı düşünürken Ali Hocamız beni yanına çağırdı ve senle biraz konuşmamız lazım dedi. Ben de arkadaşlarımla sözleştim düzenli ders yapıyoruz şimdi ders yapmak istiyorum yatsı sonrası konuşsak olur mu diye sordum. Ancak o ayakta benle biraz daha konuştu ve mescitte onla konuştuğumu gören bazı cemaat ders olmayacak düşüncesi ile mescitten ayrıldı. Hala çok üzülürüm o gün bazı kardeşlerimin namaz sureleri ve anlamı dersimizi dinleyememiş olmalarından ötürü bazı fitnecilerden ötürü. Ama yine de imamı daha önce bu konuda müsaadenizi almıştım dersi şimdi yapmak istiyorum diyerek ikna ettim ve dersi işledim heyecanla. Ders sonrasında aklıma gelen Hz. Aişe annemize atılan iftira olayından ötürü “ Bu bir fitnedir demeniz gerekmez miydi” ayetini hatırlattım kardeşlerime. Daha sonra yatsı vakti Ali hocamız ve derslerin müdavimi olan sevgili 37 yıllık öğretmen ağabeyim Numan Hocam ile bir saatten fazla istişare ettik. Çıkan fitnenin kaynağı olarak birçok adres Emekli İmamı gösteriyordu ancak ben yine de hiç kin gütmedim kendisine ve ama o ısrarla sürdürünce havale ettim sonunda Allah’a. Ali hoca son fitnenin ve tehdidin şu şekilde olduğunu söyledi: Gelen grup Süleyman Hoca kadınları başına toplamış sen ne yapacaksan yap yoksa biz ne yapacağımızı biliriz. Bunu duyunca Fe Subhanallah dedim. Kimseden korkum yok çok şükür gelenlerin çoğunun kadın olması onların daha fazla ihtiyaç sahibi olduğunu gösterir zaten 2-3 tanesi hariç 50-60 yaş üstü idi hepsi. Başta tutanak tutmaktan bahseden hoca sonunda niyetimi ve yaptıklarımı öğrencince sırtımı sıvazlayarak istediğin yerde istediğin zaman ders yapabilirsin dedi çok şükür.

Yasin’le samimiyetimiz arttıkça Onu gezdirmemi istemeye başlamıştı. Ben de bedava gezdirmem seni mescide de götürürüm diye latife de yapmıştım. O da heyecanla nasıl abdest alacağım diye sormuştu. Ben de ben sana aldırırım deyince hem hayret etmiş hem de çok memnun olmuştu. Mescide her gün giden annesi Yasin’in yaralı el ve ayaklarını yıkadığımı görünce memnuniyetle izlemişti. Ben bu şekilde abdest aldıracağımızı bilmiyorum demiş ve çok teşekkür etmişti.

Açık hava sohbetini yaptığımın ertesi günü engelli bir erkek dışında bekleyenlerin hepsi kadındı. Yaklaşık on kişilik üç tane bank ve 4-5 tane de bireysel sandalye vardı. Ayaktakilerin sayısı da dakikalar geçtikçe artıyordu. Ancak hasta insanların ayakta dinlemeleri beni ve oturanları rahatsız ediyordu. Ben de acaba başka nerde ders yapabiliriz diye sordum. Bir hasta ziyaretçi salonu geniş dedi ve hep beraber ziyaretçi salonuna gittik. Son 5 gün orada geniş katılımlı ders yaptık. Derslere niyeyse annesi geliyor ancak Yasin gelmiyordu. Ben de ona çok ısrar ettim bu dersleri sen başlatmış sayılırsın ama seni göremeyince üzülüyorum dedim. Son gün bugün inşallah geleceğim dedi ve ders saatine 5 dakika kala onu salonda gördüm. Ama çok duyguluydu, babam burada yok onun da gelmesini istiyorum dedi. Ses tonu öyle anlamlıydı ki sanki baba gelmezse sen de ders yapma der gibiydi. Ben de inşallah konuşmaya tekrar çalışacağım dedim. Odasına gittim ve davet ettim ama gelmem dedi. Yasin siz yoksunuz diye neredeyse ağlayacak. Lütfen gelin ve beğenmezseniz selametle ayrılın kimsenin size diyecek sözü olmaz dedim. Tamam, geliyorum dedi ve benden iki dakika sonra geldi çok şükür. Yasin’in yüzünde güller açmış gibiydi. Tekerlekli sandalyeli sayısı çok şükür altı yedi tane olmuştu. Onlara hem ayetler okuyor hem de ümitli olmalarına yönelik sözler ediyordum. Tekerlekli sandalyeli Fizik Profesörü Stephen Hawking’in Ümit ve Yaşam adlı sözlerini okumuştum. Bu sözler beni de onları da çok etkilemişti.

İMAM OLMAK HİÇ BU KADAR SUÇ SAYILDI MI?

Taburcu olmamızdan iki gün evvel görevli imam Ali Hoca izin gününü kullandı aynı zamanda emekli hoca da erken taburcu oldu. Kimin imam olacağı düşünülürken kendilerini yazıcılardan olarak tanıtan 73 yaşındaki Şerif amca mescitteki tüm derslerime katılmış biri olarak benim namaz kıldırmamı işaret etti. Yine bana tavır alanların imamlık yapmasını istediği ancak sesi bazı cemaat tarafından pek beğenilmeyen 70 yaşlarındaki Mehmet amca da benim namaz kılmam için işaret etti. Gençler zaten benim kıldırmamı istiyordu. İsmini hatırlamadığım bir hasta Mehmet amca kamet getirdikten sonra bu iş teklif edilir seni hadis inkarcısı nerden çıktı şimdi senin imam olman kimse senin arkanda namaz kılmak istemez dedi yüksek sesle. Ben de sakin bir şekilde zaten teklif edildi, Kametle namaz arasında konuşmak mekruhtur gibi sözler söyledim. O sırada 37 yıllık öğretmen Numan Hoca Allahtan korkun var mı içinizde onun kadar Kur’an’ı bilen alnından öpmeniz lazım her namaz kıldırana bu tepkiyi veriyor musunuz kıldır kardeşim kıldır dedi. Namazdan sonra imamlık şartlarını konuşabiliriz dedim. Allah’a sığınarak namazı kıldırdım ve çok şükür Huvellahullezi ve manasını da okudum. Sonra yapacağımız derse başlamadan önce şimdi imamlık şartlarını konuşabiliriz diyecektim aynı kişi bağırarak sen git sakalını kes. Sakalın sorumluluğu var diye ayakta bağırarak mescitten çıkmak istedi. Lütfen oturur musunuz dediğim halde çıktı onunla birlikte 7-8 kişi daha mescitten çıktı. Bu kişi ilk tanıştığımızda bana Saidi Nursinin hastalar risalesini ödünç vermiş ve ben de okuyup teşekkür etmiştim. Namaz sureleri dersine devam ettim ve on beş dakika sonunda cemaatin sorusu olup olmadığını sordum. Dinleyen yaklaşık on erkek ve on kadın namaz çıkışı teşekkür eder gibiydiler. Ben çıkan fitneden dolayı sürekli Allah’ın yardımına sığınmak istiyor ve öfkemi dualarımla yenmeye çalışıyordum. Aklıma ayetler yazmak geldi Fitnenin katil olmaktan büyük günah olduğunu asla bir hadis inkârcısı olmadığımı benim derslerime katılmadan başkalarının sözlerine bakarak ya da nur cemaatinden olmadığımdan ötürü yargılanamayacağımı anlatmak istedim. Yine cemaat üyelerine yıllarca kamu kurumu içinde açık olma fetvası veren efendileri hazretlerinin kurum dışında başörtü takmalarını yeterli görmesini ve neden Allahın emri olmayan sakal kesme kesmeme konusuna bu kadar takıldığını soran sorular yazdım. Allah’ın adıyla başlayan bu mektubumu kendisine vermek üzere odasına gittim. Bahçede onu gördüm selam verdim zaten her zaman selam veriyordum ama o ve birkaç arkadaşı her zaman bana somurtuyordu hatta selamı almadıkları zaman oluyordu emekli hocanın selam almak farzdır diye cemaate söylediği halde Numan Hocanın selamını kendisi almadığı gibi. Yine somurttu. Siz bağıra bağıra beni karalamaya çalıştınız beni konuşturmadınız. Ben de içinde ayetler olan bu yazıyı sizin için yazdım. Lütfen okur musunuz dedim. Okumam dedi. Elinden risale düşmeyen kişi beni çok üzmüştü kâğıdı kabul etmeyerek. Taburcu olacağız bu kin neden dedim selamun aleykum dedim ayrıldım. Son gün mescitte ders yapmak istemedim.

NEDEN GÜNDE 3 AYRI SOHBET

14 günün 12 sinde günde 2 sohbet son 6 gün ise günde 3 sohbet düzenledim başta hiç böyle niyetim olmadığı halde. Toplam derse katılanların sayısı elliye yakındı. Bunlardan yaklaşık yarısı cami cemaatinin de yarısını oluşturuyordu. Yine sayısı elliye varan kardeşimizin elinde 7-8 kartela dolaştı. Yirmiye yakın camide görmediğim kişi de derslere katılmış hayretle dersleri takip etmişti. Son ders de tekerlekli sandalyeli sayısının iyice artması da çok şükür çok sevindiriciydi. Ben onların ayağına gitmiştim aslında belki hiç sohbet ortamı görmemişlerdi, tedrici davet[1] çok şükür işe yaramıştı. Hasta psikolojisi hakkındaki malumatım da işe yaramıştı. Mustafa İslamoğlu Hocamızın kitabında tarif ettiği Aktif iyiliğin hazzını doyasıya yaşamıştım. Münib Engin Noyan Hocamızın Hakka davet yolunda başına iş gelmiyorsa kendini sorgulamalısın sözü sabrımızı artırmış mücadelemizin mübarek oluşuna delil olmuştu. Birçok vakıa planlama dışında oluyordu. O kadar çok ihtiyaç vardı ki görevi imama yaptıklarımı sürekli anlatıyor benden çok daha donanımlı olarak bunu tüm hasta gruplarına uygulayabileceğini öğütlüyordum. İnsanlar ağlıyordu dinlerken. Dünya meşgalesinin de minimum düzende olması onların manevi ihtiyaçlara yönlendiriyordu.

Ağızları açık keşke birileri bir şeyler anlatsa der gibiydiler.

SON GÜN VE HELALLEŞME

Son gün hemen herkesle helalleştik duygulu anlar yaşandı. Birçok yerden tanıdığımız oldu. İnsanlar adreslerini telefonlarını verdiler oda arkadaşlarım Ali ve Ramazan kardeşlerim, ‘abi tekrar hastaneye yatarsan bize haber ver bizde hastanede yatalım’ diyebiliyorlardı. Gerçekten dolu dolu geçen 15 gün sonunda sabah namazında mescide bağışladığım TDV meali saat on civarında gittiğimde yerinde yoktu. Çok üzülmüştüm Kur’an’ın anlaşılmaması için çaba harcayanlar hala aktifti. Ancak çok şükür şöyle diyenler ya da içlerinden geçirenlerin de sayısı bir hayli fazlaysı. ‘Bizde müftülükten kuran meali alacağız. Allah’ın bize ne demek istediğini anlamaya çalışacağız, kartelalar alıp senin gibi dağıtacağız, çevremize komşumuza ulaşacağız inşallah. Zaman, iyiliği yayma zamanıdır. Zaman, imanı yenileme zamanı[2]. Zaman, bireysel ev Müslümanlığından tabiri caizse sokak Müslümanlığına/ Aktif İyi olmaya geçme zamanıdır.

---
[1] Bu konuda Mehmet Şanver’in Kur’anda Tebliğ ve Eğitim Psikolojisi kitabını Aktif İyi olmak isteyen her kardeşime ısrarla tavsiye ederim.
[2] Elbiseleriniz imanlarınızın eskimesi gibi eskir. İmanlarınızı yenileyiniz.

Süleyman DİLMEN
http://www.mirathaber.com/suleyman-dilmen-hastane-anilarim-3-152-4146y.html


Back To Top