22 Ocak 2019 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

TARİHSEL OLAN VAHİY DEĞİL İNSANIN KENDİSİDİR

TARİHSEL OLAN VAHİY DEĞİL İNSANIN KENDİSİDİR
Metin öyle bir şeydir ki kendisine doğru bir perspektif ile yaklaşılmadığında en güçlü metinler bile sıradanlaşır, anlamsızlaşır. Ancak bu durum metnin değil onu okuyanın problemidir. Bir sanat harikasına yoldan geçen birinin bakmasıyla işin erbabı sanatkarın bakması gibi.. Sorun o sanat harikasında değil onu anlamadığı için anlamsızca bakandadır.

Kur’an-ı Kerim indiği ilk günden beri gerek dil ve tasviriyle gerekse içeriğiyle toplumları değiştirip dönüştürmüş, 1400 yıldır birbirinden çok farklı coğrafya ve kültürlere hitap etmiş ilahi bir kitaptır. Kitap diyorum çünkü bu aralar Kur’an’ın kitap mı yoksa bir hitap mı olduğuna dair tartışmalar yeniden gündeme geldi. Ancak Yüce Allah bu metne bir isim koymuş ve kitap demişse bunun üzerine tartışılan hususlar kitabın neliği üzerine değil de indirilen vahye inanıp inanmama meselesidir; “Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, Mekke halkını(ummu’l-kura) ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır..” (En’am, 92)

Gözden Düşen Ayetler!

Tartışılan diğer bir konu ise Kur’an’ın indiği kültür ve coğrafyanın ayetlerdeki dil ve tasviri şekillendirmesine dairdir. Ayetlerde yapılan cennet tasvirinin Giresunlu bir bireyi tatmin etmemesi, her bir coğrafyanın farklı bir cennet tasviri arzuladığına yöneliktir. Öncelikle bu hususun ilk kez dile getirilmediği bilinmelidir. Bakınız elimizdeki en eski tefsir olan Mukâtil b. Süleyman bundan 1250 yıl önce bu konuyu nasıl irdelemektedir:

“Onlar bakmazlar mı devenin nasıl yaratıldığına?” (Ğâşiye, 88/17 ) ayetiyle alakalı olarak Mukâtil: “Araplar fil görmedikleri için Allah onlara gördüklerinden; deveden söz etti. Eğer “Filin nasıl yaratılmış olduğuna bakmazlar mı?” buyurmuş olsaydı, buna hayret etmezlerdi. Çünkü onlar fil görmemişlerdi” der. (Mukâtil, IV, 67)

Dolayısıyla Yüce Allah ayetlerdeki tasvirde ilk muhatapları merkeze alarak onlarınanlam dünyalarına hitap etmektedir.  Ayette belirttiği üzere Kur’an’ın “Ummu’l-kura (Mekke) ve çevresindeki bütün insanlığı uyarmak için indirilen bir kitap” olması hasebiyle öncelikle muhataplarına anlamlı gelmeli, daha sonra bu anlam dünyası ile bütün insanlığa hitap etmelidir. İndiği çağa yabancı bir metin ya da sadece indiği çağa hitap eden bir kitap vahyin evrensel gerçekliğine ve tüm insanlara yol gösterici olma iddiasına aykırı olur. İlahi vahyi anlama ve yorumlamaya yönelik fikri derinlik yerine kültürel ögeleri öne çıkarma ve buradan tarihsel okumaya zemin hazırlama daha basit bir yol olsa gerektir. Ancak bu durum ilahi kitabın evrensel olmadığına değil yorumcunun sığ ve çapsız olduğuna delalet eder.

Hakikat Yolunda Şerri Yarıştırmak

Peki böyle bir tartışma karşısında tutulacak yol nasıl olmalıdır? Bu tartışmada bir taraf “sizin anlattığınız din insanları ateizme götürüyor” derken ayetleri geleneksel okumayı eleştiriyor, diğer taraf “eğer ayetlerin tarihselliğine dair bir kapı aralanırsa bunun sonu deizmde biter” diyerek sorun yerine muhtemel menfi sonuca odaklanıyor.

 Her iki tarafta kendi fikrini şerre açılacak kapı ile temellendirmeye ve desteklemeye çalışıyor. Ancak hakikat söz konusu olduğunda o uğurda şerri yarıştırmak yerine işin aslını konuşmak, def-i mefâsıddan önce doğru tanımı yapmak gerekir.

Doğru Bir Tanım İçin Doğru Sorular Gerekir

Mesela ilahi irade, vahiy ve şeriat arasında bir fark var mıdır? Ayetlerdeki nesih-mensuh olgusunu kabul ettiğimize göre tarihsel olan ayetler midir yoksa muhatabın kendisi midir? Yani bir öğretmen öğrenciye okuma yazma öğretirken tedrici bir yöntem kullanması öğretmenin mi bilginin mi yoksa öğrencinin mi noksanlığındandır? Basitçe anlatılan hususlar öğretilen ilmin kendisinden mi kaynaklanmaktadır yoksa öğrencinin kat edeceği merhale ile mi alakalıdır?

Ayetlerin nüzul sebeplerinin olması ya da sure isimlerinin o günün gündemlerinden oluşması (Mümtahine, Enfal, Kureyş, Fil vs.) tarihselci bir perspektifi mi doğrulamaktadır yoksa ayetlerin hayata dokunan dinamik yapısına mı işaret etmektedir? Muvafakat-ı Ömer dediğimiz kişinin vahye muvafakat etmesi ne anlama gelmektedir?

Bir sonraki yazımızda bu sorulara cevap arayacağız. Ancak modern dünyanın gündemine esir düşerek yapılan yorumlar yerine ilk tefsirler ışığında ve saf bir anlam arayışında olmaya çalışacağız.


Eyüp Ensar
http://www.mirathaber.com/tarihsel-olan-vahiy-degil-insanin-kendisidir-8-6011h.html


Back To Top