22 Ekim 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Tarihselcilere itirazım ve sorularım 3


Ali Bardakoğlu’nun Şahsında

“Kur’ânın arap bilgisi ve örfüne göre indirildiği şeklindeki batıl görüşleri tervic “yerine Kur’ânımızı ve Nebevî Sünnetimizi anlamaya çalışsaydık daha hayırlı olmaz mıydı?
Tarihselcilere itirazım ve sorularım 3
Sorma Erdeminden Yoksunluk

Madem ki cevap veriyoruz eksik bırakmayalım. Tarihselciliği de aşan görüşlerle Kur’ân Tarih müzesine kaldırılırken Nur 58, Mümtehine 10 ve Mücadele 12 üzerindeki kavrayış yetersizliğine tarihî ricalimizden onay alma girişimlerinin zilletine ise pes diyoruz.

NÛR 58

“Ey erkek kadın İman edenler! (İslam öncesi dönemde köleleştirerek-köle edilenleri satın alarak, İslâmî dönemde de esir alarak)Ehil’i olduğunuz erkekler-kadınlarla içinizden ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce öğleyin dinlenmek için soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza girmek için sizden üç defa izin istesinler. Çünkü bu vakitler insanlara karşı koruyup örmeniz gereken üreme ve boşalım organlarınızın açık olabileceği zamanlardır. Bu vakitlerin dışında (birbirinizin yanına girip çıkmanızda)sizin için de onlar için de günahı gerektirir bir sakınca yoktur; birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah hüküm bildirici âyetlerini size böylece açıklıyor. Allah, bilendir, gereğince ve yerli yerince hüküm verendir.

Esirle köle arasını tefrik edemeyen ve odalık sistemini İslâm’a yamayan Kur’ân bilmez kişiler Nûr 58 için elbette hükmü kaldırılmıştır, der. Oysaki âyet odalık sistemini red ederken Kıyamet’e kadar geçerli basit bir görgü kuralını; izin alınmaksızın yatak odalarına girilemeyeceğini açıklamaktadır.

MÜMTAHİNE 10

"Ey Îman edenler! Îman eden kadınlar Hiçret/Göç ederek size geldiklerinde, (îmanları sebebiyle hicret edip etmedikleri hususunda ) onları deneyin. Hiç şüphesiz Allah onların îmanını daha iyi bilir. Eğer gerçekten mümin oldukları bilgisine sahip olursanız onları kâfir olan kocalarına geri göndermeyin. Bu mümin kadınlar kâfir kocalarına helâl değildir. Kâfir kocaları da onlara helâl değildir. Kâfir kocalarının yaptıkları (mehir) harcamalarını kocalarına (geri) verin. Mehirlerini vermeniz koşuluyla hicret eden bu mümin kadınlarla evlenmenizde bir sakınca yoktur. Kâfir kadınlarınızı da (özellikle ayrılmak istediklerinde)nikâhınız altında tutmayın. Siz boşayacağınız kâfir kadınlarınız için yaptığınız (mehir) harcamalarınızı isteyin, kâfir kocaları da hicret eden mümin kadınları için yaptıkları (mehir) harcamalarını istesinler. Allah'ın uygulanması gereken yasası budur. Aranızda hüküm verecek de odur. Allah bilendir ve her şeyi yerli yerinde yapandır.

Mümtahine 10 nasıl anlaşılamaz?Hayretle karşılıyoruz.

Bir misalle konuyu açıklayalım: Müslüman azınlıkların yaşadığı Demir perde artığı ülkelerden, ırkçılığın gelişmekte olduğu Batı’dan veya Doğu Türkistan diyarından ya da farklı amaçlarla gelen mülteciler arasından Müslüman olduğu için baskı ve zulüm gördüğü iddiasıyla iltica başvurusunda bulunan kadınları bir İslâm ülkesi olarak yetiştirilmiş casus olup olmadıklarını tesbit için iman testinden geçirmeyecek miyiz? Bu gibi sığınan kadınlarla evlilik problemleri yaşanmayacak mı?

İslâm bir hayatı düzeni olarak görülemezseniz bütün bunlara açıklık geçiren Mümtahine 10 elbette anlaşılamaz, mensûhtur/hükmü kaldırılmıştır denilir.

MÜCADELE 12-13

Ey inananlar! Er-Resûl ile bir konuda özel olarak konuşmak istediğinizde, bu konuşmadan önce bir sadaka verin! Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Eğer verecek bir şey bulamazsanız, (bilin ki),Allah, çok bağışlayan çok şefkatli olandır. Özel konuşmanızdan önce sadaka vermekten çekindiniz mi? (Bunu)yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre, artık namazı kılın, zekâtı verin Allah’a ve Elçisi’ne boyun eğin! Allah gerçekten de yaptıklarınızdan haberdar olandır.

 Yukarıda anlamı verilen Mücadele 12 ye gelince…Kur’ân’ın Arap bilgisi ve örfine göre indirildiğini söyleyen mânen özürlüler onu anlayamazlar.

Allah’a ve O’nun Resulü’ne itaat edin…”şeklindeki âyetlerde (Enfal20,46) itaat edilmesi emredilen er-Resûl ile Abdullah’ın oğlu Muhammed değil onun risaleti kabul edilir. Bir diğer ifadeyle onun Kurân çizgisindeki emirleri ve yasaklarına itaat kabul edilir. Bu genel kabul gören bir gerçektir.

Devam edelim: Nisa 80’ ne göre göre er-Resûl’e itâat Allah’a itaattir. Nisa 59’da “er-Resûle ve Ülil-emre itaat edin” buyrulur. Er-Resûl’ün Kur’ânî emirleri ve yasaklarına itaati Allah’a itaat olduğu gibi, Sünnet’i çizgisindeki Ülil emre itaat de er Resûle itaatir. Yani Nebevî Sünnet çizgisindeki Ülil emir Er-Resûl makamındadır.

Âyetteki Sadaka ise Peygamberimizin “Külü marûfin sadekatün“ şeklindeki tarifine gör maddi yardımlar dahil topluma yönelik bütün hayırlardır.

Şimdi de günümüze gelelim: Yukarıda değinildiği üzere bir İslâm Ülkesi’nin er-Resûl olan Peygamberimizin izindeki Ulil-emre/ Devlet Başkanına itaati er-Resûle itaattir. Ülil-emr’in mesai saatleri Ümmet’in/yönettiği insanların bütüne aittir. Özel görüşmelerle onun zamanını almak ümmetin haklarından almaktır. Bu sebeple Ulil-Emrin vaktini alan kişi, almadan önce topluma yönelik olarak bir sadaka verecektir. Mücadele 12’nin özü budur.

Hac kurbanı, Yemin keffareti ve Zıhar’da keffaret olarak verilmesi gerekenlerin bulunamaması halinde yapılacak işlemler gösterilir. (Bakara 196; Mâide 89; Mücadele 4) Ama Mücadele 12’de gösterilmemesi, verilecek sadakanın bulunamaması halinde Sadaka emrinin vacip olmaktan çıkacağına işarettir. “Hayır ve Ether” ifadeleri de Mücadele 13 bunu gösterir.

Hasılı. Devlet Başkanı ile özel görüşme öncesi sadaka verilmei öğüt olarak varlığını Kıyamet Günü’ne kadar sürdürecektir.

ON Adet Rakamla…

On adet rakamı kullanarak milyarlarca kişiyle telefon görüşmesi yapabiliyoruz. Kur’ân da böyledir. Âyetleri birleştirebilirseniz insanlığın tümü için hayat bahşedici kurallar üretebilirsiniz. Kıyamet’ kadar geçerli olmak da budur. Kur’ânı bütün inceliklerinin tarihi dönemlerde anlaşılır olması mı gerekir?

Ha unutmadan söyleyeyim; 53 yıllık evliyim, Talak suresi ve diğer boşama/boşanma ile ilgili ayetlerle hiç amel etmedim.

Aziz Kardeşim

Anlayışınıza örnek verin de anlayalım. Sizi böylesi geçersiz fikirlere yönlendiren dünya düzenini de tanımıyoruz? İslâm’ı nasıl uygulayacaksınız diye sorduğunuz ve “günümüz sosyolojisi “ diyerek tanımladığınız Dünya Düzeni’ni ben size özetleyeyim:

İmrendiğimiz Dünya

- 190 küsur ülkeyi beş ülkeye mahkûm eden Birleşmiş Milletler
-
İnsanlığı sömüren borca dayalı para basım sistemi ve faize dayalı ekonomiler,
- Milyarlarca insanın servetine denk mal varlığına sahip ve dünyamıza egemen olan sayılı aileler,
-
Bütün İnsanlığı mahvedebilecek nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar,
- Silah satışları için çıkarılan savaşlar, kurgulanan terörler,
-
Genleriyle oynanan gıdalar ve sağlığı tehdit edilen insanlar,
- Modern tıbbı ve ilaç üretimini sömürü amacıyla kullanan sanayiler,
-
Allah’ı ve indirdiği yasaları dışlayan hayatlar ve Şirk dilini kullanan bilimler,
-
Suç - ceza dengesinden ve cezanın şahsiliği ilkesinden yoksun cezaî sistemler…

Bütün bunlar, Müslümanlar dâhil İslâm’sız insanlığın geldiği ve getirildiği sonuçlardır.

Hareket noktası aldığınız ve eziklik duyarak İslâm’ı kendisine göre yorumlamak istediğiniz dünya işte budur.

Sizin çizginizdeki bir kardeş” İslâm’ın Toplumsal Düzeni” yoktur temasını işleyen kitabında “İslâm adalet ve ahlâktır“ diyor. Her seküler sistemin kendi adına söyleyebildiği bu görüşü açmasını; İslâmî adaletin ve ahlâkın nasıl gerçekleştirileceğini sordum. Sordum ama bir cevap alamadım.

Size de soruyorum:

Ben, Kur’ân’a bağlı Nebevî Sünnetin yardımıyla “Kur’an’daki tüm ahkâmın her zaman ve zeminde lafzî mucepleriyle tatbik edilebileceği “ inancındayım. Mevcut insan birikimimizle bunu sağlayabilir ve de kanıtlayabiliriz. Yeter ki imanımız, amacımız ve çok yönlü gayretimiz olsun. Muzdarip ve bunalımlı dünya zaten bir çıkış yolu arıyor.

Aziz Kardeşim!

Sakın ha yanlış anlaşılmasın. Ben Ümmetimizin başına bela bazı Şarlatanlar gibi “bu dîn yalnızca benimdir” demiyorum. Sizi asla samimiyetsizlikte ve art niyetlilikle de suçlamıyorum. Gelişmiş aklınızı özgürce kullanıp kullanmadığınızı vermediğinizi bilemem. Niyetleri Allah bilir. Bu sebeple yanlış bulmakla birlikte gayretlerinizi de takdir ediyorum.

Neye karşı olduğunuzu biliyorum da ne istediğinizi bilemiyorum. Yönetiminizde pek çok araştırmacının çalıştığı ve hepimizin kurumu olan “Kur’ân Araştırmaları Merkezi” var. Örnekleyerek bize bir taslak sunun ki şahsınız ve kurumumuz hakkında düştüğümüz şüpheyi su-i zanna dönüştürüp sürdürmeyelim.

-Böylesi bir derdiniz varmış gibi- çokça tekrarladığınız sözünüzü duyar gibi oluyorum; Kur’ân ve Sünnet İslâmı’nı uygulama imkânınız var mı?

Şeriâti ile birlikte insanın ruh dünyasını da ebediyetle irtibatlandırarak kuşatan İslâm’ın vâzıı insanın halikı olan Allah’tır. Böyle olduğu için de İslâm insan doğasıyla örtüşür. Kendimiz anlar, ülkemizde uygular ve örneklendirerek anlatabilirsek İslâm Dünyanın Düzeni olur.

Allah’ın dinini bir hayat düzeni olarak görecek bilince erememiş olan Diyanetimiz, İlahiyat akademisyenlerimiz ve diğer rical-i tarikat ve cemaat mani olmazsa ümid kesilmez.***

Görüşlerimiz çatışsa da kişisel dostluklarımızın devamı duasıyla saygılar sunuyor, sözü bizi uyaran bir âyetle bitiriyorum:

Ey Yükümlü insan? Hadlerini aşanları şöylece uyar: Siz dininizi Allah’a mı öğretmeye kalkışıyorsunuz? Oysaki Allah göklerde ve yeryüzünde olanları bilir. Allah, oluşan her varlığı da bilir.” (Hucurat 16)


Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.mirathaber.com/tarihselcilere-itirazim-ve-sorularim-3-14-389h.html



Back To Top