12 Aralık 2018 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Trump için müttefik değil müşteri var

Trump'ın başkanlığında ABD artık, askeri varlıkları dünya çapında konuşlu bir imparatorluk değil; ülkelerin kendilerini savunmasına yardım eden, ama bunu yaparken de ortaya çıkan bütün masrafları bu ülkelere kesen bir özel savunma şirketi oldu.
Trump için müttefik değil müşteri var
Kongre seçimlerine bir ay kala, mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti adına oy istemek için seçmen turnesine çıkan Donald Trump, Suudi Arabistan'dan şantajla para koparmayı, seçim konuşmasının başlıklarından biri kılmışa benziyor. ABD başkanı, şimdiye kadar iki kez Suudi Arabistan Kralı Selman'a hitap ederek kendisini, ABD'nin Körfez ülkelerine tedarik ettiği güvenlik hizmetleri karşılığında Washington'a daha fazla ödeme yapmaya çağırdı.

Trump'ın Suudi Arabistan ve Körfez'e yönelik kullandığı aşağılayıcı tonun, aşırı sağcı Cumhuriyetçilere bir göz kırpma olduğu anlaşılıyor. 2016 yılındaki seçim kampanyasında Trump Müslüman yabancıların ABD'ye girmesini yasaklama kartını oynamış ve bu vaadini, nüfusu büyük ölçüde Müslüman olan beş ülkenin vatandaşlarına ABD'ye giriş yasağı koyarak yerine getirmişti.

Seyahat yasağı kartı miadını doldurduğu için Trump yeni bir Müslüman karşıtı söylem buldu ve bununla partisinin hızla azalan popülerliğine doping yapmayı ve Temsilciler Meclisinde Cumhuriyetçilerin sahip olduğu çoğunluğu muhafaza edebilmeyi umuyor.

Fakat, Trump'ın Suudi Arabistan'a yönelik tehditlerini sadece bir seçim hamlesi olarak okumamak lazım. Diğer hamleleriyle birlikte değerlendirildiğinde Trump'ın bu politikası, ABD'nin savunma giderlerini müttefiklerine yükleyerek azaltma hedefine matuf gibi duruyor.

ABD savunma şirketi haline geldi

Trump, yaptığı konuşmadaki "Kral Selman ABD koruması olmadan iktidarda iki hafta duramaz" şeklindeki uyarısıyla, hangi ülkeyi kimin ve nasıl şartlar altında yönettiğinin ABD'nin pek de umurunda olmadığına dair düşüncesini de ele vermiş oldu. Bunları umursamamak bir yana, ABD başkanı Amerika'yı, askeri ve güvenlik hizmetlerini en yüksek teklifi verene satan bir savunma şirketi olarak görüyor gibi.

Böylesine çıkarcı bir savunma politikası geçen hafta, Washington'ın dört Patriot füze savunma sistemini Ortadoğu'dan çekeceğini açıklamasıyla teşhir edilmiş oldu. Bu sistemlerin ikisi Kuveyt'ten, biri Ürdün'den, biri de Bahreyn'den çekilecek.

Sâbık Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Scud füzeleri de ortadan kalkalı çok olduğu için Ürdün'deki füzelerin çekilmesi anlaşılabilir. Ancak, Washington'ın İran'ın tehlikeli füze yetenekleri konusunda uyarıda bulunup durduğu bir zamanda, her ikisi de İran'ın komşusu olan Kuveyt ve Bahreyn'deki füzelerin çekilmesi çok kafa karıştırıcı.

Amerika'nın, dünyanın diğer bölgelerinden de Patriot füzelerini çekmişliği vaki. ABD'li yetkililerin Çin'i Washington'ın ve müttefiklerinin güvenliğine ve çıkarlarına büyük bir tehdit olarak sunmuş olmalarına rağmen ABD yine de Patriotlarını Güney Kore'den çekti.

Patriotlarını çektiği ülkelerde ABD, onların yerini yerel savunma imkanlarıyla doldurdu. Güney Kore, Polonya ve Kuveyt'in orduları artık kendi Patriot füze savunma sistemlerini, ABD gözetimi altında kullanıyorlar. Görünüşe göre Washington'ın yaptığı şey, savunma meselelerini, onların yönetim ve masraflarını ev sahibi ülkelere devrederek "özelleştirmek" oldu. Trump'ın başkanlığında ABD artık, askeri varlıkları dünya çapında konuşlu bir imparatorluk değil; ABD, artık ülkelerin kendilerini savunmasına yardım eden, ama bunu yaparken de ortaya çıkan bütün masrafları bu ülkelere kesen bir özel savunma şirketi oldu.

Orduyu özelleştirmek Trump'ın gündeminde o kadar yüksek bir mevki işgal ediyor ki, başkanlığının ilk haftalarında, ABD'nin mevcut Eğitim Bakanı Betsy DeVos'un kardeşi ve aynı zamanda Trump'ın seçim kampanyasının en büyük bağışçılarından olan Erik Prince'in bir teklifini değerlendirmeye aldı. Prince, Washington'ın Afganistan'da ABD ordusunun yerine, kendisinin Black Water güvenlik teşkilatının başı olarak Irak'ta vaktiyle idare ettiğine benzer, taşeron savunma işleri yapan firmalar ve paralı askerlerden oluşan bir ordu konuşlandırmasını önerdi.

Paralı askerler ordusu

Savunmayı milli bir mesele olarak değil, özel bir teşebbüs olarak görmek, 1980'lerde İran'a satılan silahlardan gelen parayı Nikaragua'da hükümet karşıtı kontra milislerini finanse etmek için kullanan ABD eski başkanı Ronald Reagan döneminde ortaya çıkmış bir eğilim.

MSNBC kanalının sembol niteliğinde bir sunucusu ve aynı zamanda Oxford doktoralı olan Rachel Maddow, 'Drift' isimli kitabında şu iddiayı ortaya koyuyor: Reagan döneminden itibaren ABD'nin askeri-sanayi kompleksi, savunmayı özelleştirme ve ABD ordusunu, vatandaşların oluşturduğu bir ordu olmaktan çıkartarak gönüllü paralı askerlerin ordusuna dönüştürme konularında başarıya ulaşmıştır. Bu durum, vatandaşlarından minimum katılım olduğu senaryolarda dahi Washington'ın savaşa girmesini kolaylaştırmıştır. Bu değişikliğin tamamlayıcı unsuru ise savaş konusunda yasama yapma ve dolayısıyla denetleme yetkilerini Kongre'nin elinden almak olmuştur.

Fakat Trump, Reagan'ın savunmayı özelleştirme politikasını yepyeni zirvelere taşıdı. Reagan devrinde ABD kendisini "bir tepenin üstündeki ışıl ışıl bir şehir" ve misyonu, Aydınlanma Çağının ilkeleriyle birlikte demokrasi ve kapitalizmi dünyanın her tarafına yaymak olan bir güç olarak algılardı. Fakat Trump'ın Amerikası ne bir ilkeye karşılık geliyor ne de herhangi bir şeyi müdafaa ediyor. Trump ABD'sinin müttefikleri birer müşteri, müşterek savunma paktları ise sıradan birer ticari işlem haline gelmiş durumda.

Seçildiğinden bu yana Trump, ABD'yi özgür dünyanın lideri olmaktan ziyade bir silah fabrikası olarak gördüğünü defaatle ifade etti. Trump, sıklıkla, Amerikan silahlarını, diğer ülkelerin ürettiklerine kıyasla "daha üstün ve daha parlak" olarak niteledi. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı Beyaz Saray'da ağırladığı sırada, mesela, Trump elinde, ABD'nin Suudi Arabistan'a sattığı milyarlarca dolarlık silahın maddi bedelini teşhir eden bir poster taşıdı. Trump bununla da kalmadı ve genç Veliaht Prens'e dönerek, "Sizde para bol... Size daha çok silah satmalıyız," dedi.

Kısa bir süre öncesine kadar Trump'ın silah müşterileri mevcut düzenlemeden memnun duruyordu: Onlar Amerikan silahları aldıkları sürece Washington kafasını çevirerek her türlü insan hakları ihlallerini görmezden gelecekti. Ama Trump aniden daha fazla talepte bulunmaya başlamış görünüyor. Ülkeler arasında olabilecek böyle bir ilişki arkadaşlık ve müttefiklik olarak değil; olsa olsa fırsatçılık ve menfaatçilik olarak tarif edilebilir.

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

[Washington'da ikamet eden Hüseyin Abdül-Hüseyin, Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'da misafir araştırmacı olarak görev yaptı. Arap medyasının yanı sıra New York Times, Washington Post, Christian Science Monitor, USA Today gibi gazetelere makaleler yazmakta, CNN, BBC gibi önde gelen televizyon kanallarında Ortadoğu analizleri yapmaktadır]


AA
http://www.mirathaber.com/trump-icin-muttefik-degil-musteri-var-38-5481h.html


Back To Top