18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

TÜRK HALKI CUMHURİYET’İN NE OLDUĞUNU GERÇEKTEN BİLİYOR MU?


TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN 95. YILI ANITKABİR'DE KUTLANDI

Cumhurbaşkanı ve AK PARTİ Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin 95. yılında ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşının bulunduğu Anıtkabir’i ziyaret etti, mozolesine çelenk koydu ve özel defteri imzaladı. Erdoğan, deftere şunları yazdı:
TÜRK HALKI CUMHURİYET’İN NE OLDUĞUNU GERÇEKTEN BİLİYOR MU?
"Cumhuriyetimizin ilanını 95. yıl dönümünde büyük bir gurur ve heyecanla manevi huzurunuzdayız. (İstanbul'daki yeni havalimanı) Bu tarihi açılış, Türkiye'nin gücünün, kararlılığının, 95 yılda elde ettiği başarıların da bir sembolüdür. Cumhuriyetimizin yıl dönümünü yeni havalimanımızı açarak kutluyoruz. Ruhunuz şad olsun."

Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesinin ardından kurulan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı da ilk defa 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreninde yer almış oldu.


TÜRK HALKI CUMHURİYET’İN NE OLDUĞUNU GERÇEKTEN BİLİYOR MU?

Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte aradan 95 yıl geçti. Ama bana öyle geliyor ki halkımızın ekseriyeti, buna okumuş kesimi de dâhil ediyorum, Cumhuriyet’in gerçek anlamını halen bilmiyor. Neden böyle bir kanaate mi vardım? İsterseniz bir test edelim. İşte okuyucularıma soruyorum. Siz de tanıdıklarınıza bir sorun bakalım. CUMHURİYET NEDİR? Siz de şaşıracaksınız. Doğru veya yanlış bir yana vereceğiniz ve alacağınız cevaplar birbirinden o kadar çok farklı olacak ki…Onun için Cumhuriyet kavramını gerçek anlamıyla anlayabilmek için, kısa bir Cumhuriyet yolculuğuna çıkalım.

Cumhuriyet Nedir?

Genel olarak Cumhuriyet kelimesinden, bir ülkenin nasıl idare edildiği hemen anlaşılmaz, çünkü Cumhuriyet adı altında dünyada farklı idare biçimleri ve siyasî rejimler şekillenmiştir. Küba’da olduğu gibi sosyalist bir ülke, Cumhuriyet olabileceği gibi, İran İslâm devleti de bir Cumhuriyet’tir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de çok partili sisteme geçmeden önce tek parti tarafından idare edilen katı devletçi/laikçi bir Cumhuriyet idi. Sonra çok partili bir Cumhuriyet’e geçtik. O zamana kadar hep (ya meclis, ya da halk tarafından seçilen) bir cumhurbaşkanı ve genelde bir de bir siyasî partinin genel başkanı olan başbakanımız vardı. Şimdi ise devlet başkanlığını andıran Başbakan’ın olmadığı bir Cumhurbaşkanlığı sistemine sahibiz.

Bir idare veya devlet biçimi olan Cumhuriyet, her ne kadar hâkimiyetin, doğrudan veya dolaylı bir biçimde halkın seçtiği temsilciler tarafından kullanımı anlamına geliyorsa da bunun gerçekten demokratik bir ortamda gerçekleşip gerçekleşmediği her zaman anlaşılmaz ve üstelik kayıtsız şartsız olarak mutlak da değildir. Bununla birlikte, idare biçimi Cumhuriyet olan bütün devletlerin müşterek bir özelliği vardır; bu da, o devletin bir hanedan veya monark (Kayser; Kral; Padişah) tarafından idare edilmemesidir. Bundan dolayı, monarşiler hariç, hemen hemen tüm devletler, genellikle kendilerini Cumhuriyet olarak adlandırır.

Cumhuriyet(Çilik), Laiklik ve Demokrasi İlişkisi

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin özellikle Atatürkçü temsilcileri ve siyaset uzmanları, Cumhuriyet kurulduğundan beri Cumhuriyetçilik ve Laiklik kavramlarını genelde hep birlikte kullanır. Yani Kemalist düşünceye göre Laiklik, Cumhuriyet’ten ayrılmaz bir parçadır. Mesela İsmet İnönü’ye göre diğer ilkelerin dışında Cumhuriyet(çilik) ile beraber Laiklik, Atatürk’ün Türk toplumuna bıraktığı en değerli emanettir. Atatürk’ün vefatından sonra Reisicumhur olan İnönü’nün 21.11.1938 tarihli Millete Beyannamesi’nde bu bütünlüğü, şu sözleriyle bir açıklık getirmiştir:

“Teşkilatı-ı Esasiyemizde (Anayasamızda) ve bugün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan Laik, Milliyetçi, Halkçı, İnkılapçı, Devletçi Cumhuriyet, bize bütün evsafıyla (sıfatlarıyla) Atatürk’ün en kıymetli emanetidir…Eşsiz kahraman Atatürk! Vatan sana minnettardır…Bütün hayatında bize ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran sönmez meşale olarak ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır.” (Milliyet Gazetesi; 27.12.1973; s. 7).

Bir dönem CHP’nin genel başkanlığını yapmış olan Deniz Baykal ise bir 23 Nisan’daki meclis konuşmasında bu iki kavramın analizini, demokrasi perspektifinden yaparak, aynen şunları söylemiştir:

“Cumhuriyet ile Demokrasi aslında ayrılmaz bir bütündür. Cumhuriyet’ten uzaklaşarak demokrasiyi güçlendiremezsiniz. Cumhuriyet’i azaltarak demokrasiyi arttıramazsınız. Cumhuriyet ve onun en önemli temellerinden biri olan laiklik, demokrasinin vazgeçilmez koşuludur. Demokrasi ve özgürlük uğruna laiklikten vazgeçeceğiz derseniz demokrasiyi de tahrip etmiş olursunuz.”

Peki, bu tespitler ne derece doğrudur? Sayın Baykal’ın mezkûr ifadelerini değerlendirmeden önce demokrasinin dört ana ilkesini bilmekte fayda vardır:

1.) Siyasî-Fikrî-Dinî Hürriyet İlkesi.

2.) Plüralizm (Çoğulculuk) İlkesi.

3.) Kararlara Katılımcılık İlkesi.

4.) Hukuk sistemi içinde adalet İlkesi (Hukukun Üstünlüğü).

Görüldüğü gibi, demokratik bir devlet olabilmek için, mutlak anlamda Cumhuriyet ilkesi şart değildir. Nitekim Avrupa’da Büyük Britanya, Hollanda, Belçika, İspanya ve Luxemburg gibi Cumhuriyet olmayan ve-fakat Kraliyet olan birçok devlet, sivil demokrasi açısından bizim (demokratik ve laik) Cumhuriyetimizden çok daha ileri bir noktada oldukları gibi o ülkelerde çok partili parlamenter sistem içinde siyasî partiler, ideolojik sebeplerden dolayı dahî kapatılmamaktadır.

Dolayısıyla Sayın Baykal’ın “Cumhuriyet ile Demokrasi aslında ayrılmaz bir bütündür”sözü doğru değildir. Bir ülke, isterse Demokrasi’den hiç bir surette taviz vermeden bir idare biçimi olan Cumhuriyet’ten vazgeçebilir. Meclisin veya seçmenlerin seçeceği bir Cumhurbaşkanı yerine herhangi bir hanedana mensup birisini, belirli hukukî sorumluluklar da yükleyerek, devletin zirvesine getirebilir. Size belki tuhaf gelebilir ama Cumhuriyet’ten uzaklaşarak da demokrasi güçlenebilir. Bir düşünün, biz de Cumhurbaşkanlık seçimleri Cumhuriyete rağmen hiç de kolay olmamıştır. Hatta diyebiliriz ki askeri muhtıralarla ve darbelerle sivil demokrasimiz her zaman bir yara almıştır.

Bizim Cumhuriyet’imiz acaba ne kadar demokratik ve âdil diye iyice düşünmemiz lazım. Kraliyetle idare edilen birçok demokratik devletlerin hiç birinde (bizde olduğu gibi) Adnan Menderes gibi bir Başbakanın yanında Bakanları idam edilmemiştir, iktidarda olan partiler kapatılmamıştır ve(ya) halkın seçtiği hükümetler, 28 Şubat sürecinde olduğu gibi askeri müdahalelerle (post-modern darbelerle) iktidardan uzaklaştırılmamıştır.

Sayın Baykal, Cumhuriyete bir anlam kazandırmak istiyorsa Demokrasi’nin önemine vurgu yapmalıdır. Çünkü Demokrasi’siz bir Cumhuriyet, ya faşist, ya da komünist bir dikta devleti olabilir ancak. Demokrasiyi, parlamenter sistemi zayıflatarak ve(ya) insan haklarını kısıtlayarak, Cumhuriyeti güçlendiremezsiniz.

Sayın Baykal’ın “Cumhuriyet ve onun en önemli temellerinden biri olan laiklik, demokrasinin vazgeçilmez koşuludur.” sözü de çok tartışmalıdır.

Mezkûr sözünden yola çıkarak, şunu sormak lazım:

1.) Laiklik, Cumhuriyet’in ve Demokrasi’nin vazgeçilmez bir şartı mıdır?

2.) Laiklikten vazgeçildiğinde demokrasi zarar görür mü?

Bu sorulara cevap vermeden önce, hangi ülkeler demokratik Cumhuriyet olduğu halde anayasal amir hükümlerine göre laik bir devlet olmadığına bakmak lazım. Avrupa’da ister Kraliyet, isterse Cumhuriyet ile idare edilsin birçok demokratik devletin anayasasında Laiklik ilkesi yoktur. Yani Laiklik, zannedildiği gibi ne Demokrasi’nin, ne de Cumhuriyet’in bir ilkesidir. Kraliyetle idare edilen ülkeler, gerektiğinde dinî esasları da dikkate alan devletler oldukları için, onların anayasalarında zaten Laiklik yoktur. Demek ki laiklik ile Demokrasi (Cumhuriyet) arasında mutlak anlamda mantıkî bir bağ yoktur. Bu bağ, her nedense sadece bizde oluşturulmak istenmektedir. Bir de bu bağın nasıl oluşturulacağı bizde halen meçhul. Çünkü biz halen laiklik tartışmalarımızı akli selimle sonuçlandıramadık. Hangi laiklik türünü benimseyelim?

Aşırı laik(çi) (komünist) devletlerin uyguladığı Radikal Laiklik mi, dinin devlet tarafından denetim altına olduğu Kontrollü Laiklik veya demokrasiyi benimsedikleri için, din ve vicdan hürriyetini, hem kapsam (özel-kamu alanı ayırımı yapmadan), hem de dinî gruplar açısından (dinî cemaatler arasında ayırım yapmadan) hiçbir sınırlama koymaksızın teminat altına alan Demokratik Laiklik mi benimsensin. Birçok ülke madem ki Demokrasi var o zaman Laiklik ilkesine gerek yok diyerek, Laikliği anayasaya bile alma ihtiyacı duymuyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Laiklik Uygulamaları

T.C. Başbakanlık, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi’nin resmi web sitesinde ifade edildiği şekliyle “Atatürk’ün cumhuriyetçilik ilkesinin dolayısıyla cumhuriyet biçimindeki yönetimin dayandığı başlıca ilkeler vardır.” Bunlardan bir tanesi de laikliktir. Buna göre  “Lâiklik, Türk devlet yaşamına ancak Cumhuriyetle birlikte girmiştir ve doğal olarak gelişimi de hep bu rejim içinde sürmüştür ve sürmektedir. Ama hukuk açısından ana gelişme 1937 yılında sona ermiş sayılabilir. Lâiklik yani din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması, ilk önce hukuk alanında gerçekleşmelidir; başka bir deyişle, vatandaşın bütün yaşamına egemen olan hukuk alanında bu iş yapılmalıdır. Saltanatın, Halifeliğin kaldırılması gibi inkılâplar lâikliğe gidişi kolaylaştırmıştır. Lâikliğin en büyük aşaması ise, Türk Medeni Kanunu’nun 1926 yılında kabulüdür. Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ile birlikte 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi. Dolayısıyla cumhuriyetin kuruluşunda lâiklik önemli bir yere sahiptir. Lâiklik uzun bir gelişimin sonucunda Türk toplumunun ana belirleyici öğelerinden birisi olmuştur.” (http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-36/cumhuriyet-kavrami-ve-ataturkun-cumhuriyet-anlayisi).

Siz bu resmî açıklamalardan ne anladınız? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laiklik uygulamaları, kendine özgü çizgiler içerse de uygulamalar açısından yukarıda izah edilen laiklik türlerinden hangisine acaba daha yakındır?

Şüphesiz T.C. Devleti, değişen hükümetlere bağlı olarak laiklik ilkesi de toplumsal ihtiyaçlar ve demokratik gelişmeler doğrultusunda zaman zaman farklı uygulanmıştır. Ancak Türk toplumunu Batı medeniyetine entegre etmek isteyen Cumhuriyet’in kurucusu olarak kendini takdim eden Cumhuriyet Halk Fırkası, henüz kuruluş yıllarında anayasada yer almamış olmasına karşılık Laikliğe atıfta bulunarak, parti programında din-toplum-devlet ilişkilerini şu şekilde belirlemiştir: “Din telakkisi vicdanî olduğundan, Fırka (CHP), din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, milletimizin muasır terakkide başlıca muvaffakiyet amili görür.”

Ezcümle

Türkiye’de Cumhuriyet ve onun en önemli temellerinden biri olarak görülen Laiklik, Demokrasi’ye uygun bir şekilde mi icra edilmekte ya da radikal/jakoben veya kontrollü bir şekilde mi uygulanmaktadır? Türkiye’de Demokrasi’den ziyade (radikal-kontrollü) Laiklikten vazgeçmek, bazılarına göre Cumhuriyet için bir tehdit olarak algılanmaktadır. Halbuki en büyük tehdit, fikir ve inanç özgürlüğünü, insan haklarını (adaleti) teminat altına alan Demokrasi’ye yönelik saldırılardır, onu askıya almaktır. Modern dünyanın vazgeçmediği ileri/katılımcı/özgürlükçü Demokrasi, Cumhuriyet ve Laiklik gibi ilkelerden de faziletlidir. Türkiye’de gerçek anlamda Demokrasi uygulanmak isteniyorsa hukuk sistemi adalete dayanmalı, din/diyanet de devlete/hükümete bağlı bir organ olmaktan çıkıp, bağımsız ve tarafsız yani özerk bir kurum hâline getirilmelidir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/turk-halki-cumhuriyetin-ne-oldugunu-gercekten-biliyor-mu-turkiye-cumhuriyetinin-95-yili-anitkabirde-kutlandi-7-5658h.html


Back To Top