20 Eylül 2018 Perşembe
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Türk vatandaşları neden başka ülkelere göç etmek ister?


Erdoğan: Türkiye’de yaşamaktan usanan biri, ülkemize değil hayata küsmüş demektir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Pendik İlçe Kongresi'nde yaptığı konuşmasından satır başları şöyle:
Türk vatandaşları neden başka ülkelere göç etmek ister?
“Bugünlerde bazı nankörlerin, bazı köksüzlerin, gözlerini Türk milletine düşmanlığı kör ettiği bazı idraksizlerin, ülkemizi yaşanmaz bulup yurt dışına gitmekten söz ettiklerini duyuyorum…Türkiye’de yaşamayı kendilerine yük sayanlar varsa bilsinler ki aradıkları yer bu dünyada değildir. Türkiye’de yaşamaktan usanan biri, ülkemize değil hayata küsmüş demektir. Bunlar için aslında bir ofis açıp, bilet paralarını da verip göndermek lazım. Çünkü bunlar bu ülkeye yük. Bir taşına cümle acem mülkünün feda edildiği dünyayı aydınlatan güneş ile bir tutulan İstanbul’u beğenmeyenin kalbi kurumuş demektir. Tabiî biz ülkemizden şikâyet edenlerin asıl derdinin merhum Cemil Meriç’in dediği gibi taşı toprağı değil insanı olduğunu çok iyi biliyoruz. Dert başka.”


TÜRK VATANDAŞLARI NEDEN BAŞKA ÜLKELERE GÖÇ ETMEK İSTER?

Bir Türk vatandaşı neden ülkesini bırakıp, daha gelişmiş bir ülkede yaşamak ve hatta o ülkenin vatandaşı olmak ister? Bir bilim ve(ya) devlet insanı, bu soru kapsamında akla gelebilecek bütün sorunsal alanları irdeleyip, göçe sebebiyet veren bu ruh hâli üzerinde kafa yormalıdır. Çünkü bir vatandaşımızın, hangi sebepten olursa olsun, kendi öz vatanında artık yaşamak istememesi, belki ilk bakışta yadırganabilir bireysel bir sorun olarak algılanabilir. Ancak devletimiz, anayasamızın amir hükümlerine göre bütün vatandaşlarımızın maddî ve manevî varlığını geliştirmekle yükümlü olduğunu göre, tek bir vatandaşımızın dahî kendi ülkesinde mutsuz/huzursuz olması karşısında lakayt kalamaz.

Hiç kimse kendi keyfince memleketini terk etmek istemez. Benim babam 1964 yılında yoksulluk/işsizlik sebebiyle T.C. Devletinin de teşvikiyle diğer milyonlarca Türk vatandaşı gibi kendi başına Almanya’ya ‘misafir işçi’ olarak göç etmiştir. Daha sonra aile birleşimi ile bizleri de Almanya’ya yanına almıştır. Gurbet hayatı ve vatan hasreti ne olduğunu iyi bilenlerdenim. Çeyrek asır başarılı bir gurbet hayatıma rağmen Alman vatandaşlığına geçmedim, memleketime temelli dönüş yaptım, askerlik vazifemi ifa ettim ve 28 Şubat sürecinde ilk Türkiye gerçeği ile imtihan oldum. Kendi ülkemde bir yabancı muamelesi gördüm ve 15 Temmuz sonrasında da bir KHK ile sorgusuz sualsiz bir şekilde üniversitemden atılmamdan dolayı bu durum (tabiî ki kendi açımdan) pek değişmedi. Buna rağmen yurt dışında cazip imkânlarım olduğu halde vatanımı terk edip yeniden gurbet hayatı yaşamayı hiç düşünmedim. Çünkü zorluklarına rağmen vatanımı ve insanını seviyorum. Ne var ki memleketimde bu fıtrî sevgimi gölgeleyen karışıklıklar ve adaletsizlikler de yaşanmıyor değil. Zahmetli hak arama sürecinde bazen kendimi gönül yorgunu yaşlı ve yaralı bir insan gibi hissediyorum.

Onun için Türkiye’de yaşamaktan yorulan insanların halet-i ruhiyelerini anlamaya gayret göstermeliyiz. Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’de yaşamaktan usanan biri, ülkemize değil hayata küsmüş demektir.” sözleriyle göçe niyet etmenin sebeplerinin en girift olanına parmak basmıştır. Ruhî/manevî yorgunluğun bir dış yansıması olarak hayata küsmek, psikolojinin alanına girer. Böyle duruma düşmüş bir insan, kendi başına karşısına çıkan engelleri aşmakta zorlandığı ve dış destekten mahrum kaldığı için, bazen mümkün olabilenler önünde bile kendini yetersiz görebilir. Hayata küsmek, acıların ve emeklerin bir sonucu olmaktan ziyade insanın başına gelen tersliklerin ve tezatların birikimidir. İnsanı heyecandan uzaklaştırıp durgunlaştıran bu birikimin içinde genelde ihanete/haksızlığa uğramışlık, çevresel duyarsızlık, ilgisizlik, yalnızlık ve sevgisizlik vardır. Bulunduğu ortamdan uzaklaşma arzusu aslında bir özleyişin hassasiyetidir. Bu özleyişi, kendi çevrende/diyarında bulamayan bir vatandaşımız, hayata daha çok küseceği gibi çareyi de kendi yurdunu terk etmekte görecektir. Böyle çaresiz bir insana, toplum/devlet olarak yeniden bir hayat iksiri vermek gerekmez mi?

Ne var ki hayata küsmek ve göç bağlamındaki enteresan tespitine rağmen hangi görüşten olursa olsun her bir Türk vatandaşını kucaklaması gereken Sayın Cumhurbaşkanımızın göç sorununa yönelik kapsayıcı, yapıcı ve kalıcı bir çözüm sunmak yerine Bunlar için aslında bir ofis açıp, bilet paralarını da verip göndermek lazım.” ifadesini talihsiz bulduğumu söylemeliyim.

Gerçi Sayın Cumhurbaşkanımızın bu sözünü bile yeterli görmeyip yalakalığın dayanılmaz cazibesine kapılan bir köşe yazarımız hamaset duygularını kışkırtan bir yaklaşımla şunları tavsiye etmiştir: “Bu ülke yaşanmaz hale geldi, çekip gideceğim buralardan diyen birilerine...Siz çıkar da...’Buyur ağam, buyur paşam... Aha bu bilet paran... Hadi güle güle’ falan der ve yurtdışına göndermeye kalkarsanız...’Bu bana ceza değil, ödül olur ödül’ karşılığını alırsınız.Eğer ‘bu ülkede yaşanmaz’ diyenlere ille de bir ceza vermek istiyorsanız...Bu tiplere...Parasıyla bile uçak bileti vermeyeceksiniz.”

Yukarıda izah etmeye gayret gösterdiğim sebeplerden ötürü hayata küsmüş ve (şahsen doğru bulmasam bile) son çare olarak vatanını terk etmek isteyen bir vatandaşımıza "Kendi paranla bile bu vatanı terk edemeyeceksin, zorla burada kalacaksın” yaklaşımı serbest dolaşım hakkı açısından ne kadar doğrudur?

Velhâsıl-ı Kelâm

Peki göç sorununa yönelik doğru yaklaşım ne/nasıl olmalıdır? Hiç kimsenin zihninde vatanını terk etme düşüncesi doğmayacak kadar yaşanabilir özgür ve müreffeh bir Türkiye oluşturmak, bir çözüm olamaz mı? İstihdamın arttığı, işsizliğin azaldığı, enflasyonun olmadığı, alım gücünün yüksek olduğu, herkese fırsat eşitliğinin sağlandığı, torpil ve adam kayırmacılığının yerine ehliyet ve liyakatin geçerli olduğu, etkin sosyal güvenlik ve yardım sistemleriyle herkesin asgari hayat standardını yakaladığı, inanç ve fikir özgürlüğünün hâkim olduğu, hukukun üstün tutulduğu, basın özgürlüğünün en ileri seviyede olduğu imrenilecek bir ülke konumuna gelinmesi halinde kim bu vatanı terk etmek ister ki? Tam tersine o zaman yabancılar bile bu güzel ülkede yaşamanın yollarını arayacaktır. Herkes Türk vatandaşı olmak için Türk Büyükelçiliklerinin önünde kuyrukta bekleyecektir?

Peki şu andaki durum nedir? Göçün psiko-sosyal, hukukî, adlî, idarî, ekonomik, kültürel, siyasî, askerî ve diğer birçok yönünü araştırmadığımız ve kalıcı çözümler üretmediğimiz için, yurt dışında yaşayan Türk kökenli insanlarımız bile yaşadıkları ülkelerin vatandaşlıklarına geçmekte ve Türkiye ile maddî/manevî bağlarını kesmektedir. Kaldı ki Türkiye hükümetleri, bu süreci sadece seyretmekle yetinmemiş aynı zamanda teşvik de etmiştir ve etmektedir.

Bunun yanında son yıllarda Bulgar vatandaşı iken Bulgar vatandaşlığını kaybeden veya vatandaşlıktan çıkarılan binlerce Türk vatandaşı ve bunların çocukları, geçmişteki haklardan yararlanarak, Bulgaristan ve dolayısıyla aynı zamanda AB vatandaşı olmak için, müracaatta bulunmuştur/bulunmaktadır. Yine son birkaç yılda 110 bin Kıbrıslı Türk, AB vatandaşı olmak için, resmen Rum vatandaşlığına geçmiştir. Rum Nüfus Dairesinde kayıtlı Kıbrıslı Türk sayısının yani Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuna sahip olan Türklerin sayısı 175 bin kişiye ulaşmıştır.

Bu durumda özellikle Avrupa pasaportuna ve AB vatandaşlık sıfatına sahip olmanın, özellikle genç yaştaki birçok Türk vatandaşımız için neden cazip hâle geldiğini sormamız ve beyin göçünü önleyemediğimize dair bir öz eleştiride bulunmamız gerekmez mi?

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/turk-vatandaslari-neden-baska-ulkelere-goc-etmek-ister-5-3730h.html


Back To Top