All for Joomla The Word of Web Design

Türkiye’nin İki Beka Sorunu

Türkiye’nin beka sorunu yok diyen kişi, baştan, zokayı yutmuş, iki asırdır Türkiye’nin başına ne geldiğini bilmiyor demektir.

Şunu bilelim: Türkiye, Tanzimat’la birlikte yönünü, Cumhuriyet’le birlikte yörüngesini yitirdi. Tarihi yapan, tarihi sürükleyen bir aktörden, Batılıların yaptığı tarihin önünde sürüklenen bir figürana dönüştü.

Yönünü ve yörüngesini yitiren bir toplumun, “özgür” olduğunu, kendi kaderini kendisinin belirlediğini söylemek absürd bir şeydir.

TÜRKİYE’Yİ İNGİLTERE VE ALMANYA İLE KARŞILAŞTIRIRSAK…

İki asırlık süreçte dünya tarihinin yapılmasında kilit rol oynayan ülkelerle Türkiye’yi karşılaştırmamız zihin açıcı olabilir.

İngilizler veya Almanlar iki büyük dünya savaşı yaşamalarına, büyük bir yıkımla karşı karşıya kalmalarına rağmen bizim gibi yönlerini ve yörüngelerini değiştirme; medeniyet iddialarını ve yolculuklarını iptal etme yoluna gittiler mi?

Elbette ki, gitmediler.

Büyük yıkım yaşadılar ama bizim gibi yönlerini ve yörüngelerini değiştirme aymazlığı sergilemediler. İngilizler kapitalizmin, Almanlar -Kant’la birlikte- modern düşüncenin kurucu aktörleriydiler. Dünya savaşlarıyla yıkıldılar ama yok olmadılar. Yok olmadılar; çünkü bizim gibi yönlerini ve yörüngelerini değiştirme aymazlığı sergilemediler; yaşadıkları sorunlarla yüzleştiler, hesaplaştılar ve gelinen noktada, İngilizler küresel (şer-şeytan!) iddialarını yeniden üstlenen bir İngiltere inşa ettiler; Almanlar da yerle bir olan savaşlardan sonra adeta küllerinden doğan, ekonomik olarak büyük atılımlara soyunan Avrupa’nın geleceğini inşa edecek lokomotif ülke konumuna ulaşmayı başardılar.

Eğer İngilizler ve Almanlar bizim gibi kendilerinden şüphe etselerdi, kendi medeniyet birikimlerini inkâr veya reddetselerdi, yeniden toparlanabilirler miydi? Elbette ki, hayır.

MEDENİYET İDDİALARINIZI YİTİRİRSENİZ, VARLIĞINIZI BİLE SÜRDÜREMEZSİNİZ!

Türkiye’nin entelijansiyasının, Türkiye’ye iki asırdır çekidüzen veren elitokrasinin göremediği yakıcı gerçek şu: Medeniyet iddialarınızı reddederek, bırakınız toparlanabilmeyi, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilmeyi, varlığınızı bile sürdüremezsiniz.

Medeniyet iddiaları, bir toplumun yaratıcı ruhunun ve kurucu iradesinin yegâne kaynağıdır. Yaratıcı ruhunu ve kurucu iradesini inkâr eden veya reddeden bir toplum, yönünü ve yörüngesini yitirmekten, beka sorunu yaşamaktan kurtulamaz, kurtulamayacaktır hiçbir zaman.

Şunu unutmayalım: Tam bin yıl hem İslâm tarihinin kaderini şekillendirdik hem de dünya tarihinin akışını değiştirdik biz.

Avrupalıları tarihe kışkırtan biz olduk.

Avrupalılar, bizi özellikle Tanzimat’la birlikte durdurmayı başardıkları andan itibaren dünya tarihini yapmaya başladılar.

Türkiye, iki asırdır, içerden ve dışardan saldırılarla ölüm-kalım mücadelesi veriyor.

İki asırdır, ülke, bu ülkenin çocuklarının elinden alındı; laiklik diye bir pranga geçirildi boynuna; medeniyet iddiaları terkedildi, Batılılar tarafından fiilen sömürgeleştiril(e)meyen Türkiye, içerden, laikleşmiş-Batıcılar tarafından zihnen sömürgeleştirildi; epistemik olarak köleleştirildi.

Türkiye, iki asırdır bir beka mücadelesi veriyor: Çok partili demokratik hayata geçtiğimiz zamandan bu yana her on yılda bir maruz kaldığı darbelerle Demokles’in kılıcını yiyor!

İKİ BEKA SORUNU

Türkiye, iki tür beka sorunuyla karşı kaşıya. Birinci beka sorunu dışardan gelen açık ve örtük tehditler.

Batılılar, Türkiye güya Batı ittifakının (NATO, OECD gibi Batılı kurumların) bir üyesi olmasına rağmen 15 Temmuz işgal ve darbe girişiminde de açıkça görüldüğü üzere açık tehdit olarak konumlandırıldı Batılı emperyalist ülkeler tarafından.

Şunu bilelim: Türkiye, biz Batılı bir ülkeyiz diye yırtınsa bile, Batılılar, buna aslâ inanmayacaklar ve bizim bir gün medeniyet iddiamızı kuşanarak kendi yönümüz ve yörüngemiz ekseninde yeniden tarihin yapılmasında kilit rol oynayacak bir aktör olma iddiamızı hayata geçirme mücadelesi vereceğimizi çok iyi biliyorlar.

İkinci beka sorunu, ülke içinden gelen epistemik köleleşme tehdidi: Batılılar tarafından dışardan fiilen sömürgeleştirilemeyen bu ülkenin içerden zihnen köleleştirilmesi, celladına âşık edilmesi…

Eğitim, kültür ve medya hayatında tavan yapan epistemik kölelik, bu ülkenin yönünü ve yörüngesini kendi elleriyle yok etmesine, kültürel intihara sürüklenmesine yol açıyor…

Türkiye’nin asıl beka sorunu burada gizlidir: Eğer bu kültürel ve zihinsel beka sorununu halledemezsek, bu ülkenin dışardan işgal edilmesine gerek kalmadan içerden ele geçirilmesini, yok edilmesini aslâ önleyemeyiz.

Eğer kültürel ve zihinsel olarak özgürlüğüne kavuşmuş, epistemik köleliği yenmiş bir eğitim, kültür ve medya dünyası inşa edebilirsek, bu ülke dışardan işgal edilse bile istiklal ve istikbalini aslâ yitirmeyecektir. Vesselâm.

Yusuf KAPLAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir