All for Joomla The Word of Web Design

Ülkelerin ekonomik zenginliği vatandaşlarına mutlak anlamda mutluluk getirmiyor

Birleşmiş Milletler (BM)-Sürdürülebilir Kalkınma Çözüm Ağı (UNSDSN) tarafından yayınlanan Dünya Mutluluk Raporuna göre vatandaşlarının en mutlu olduğu ülkelerin dünyanın en zengin ekonomileri değil, sosyal devletin ve kurumsal sosyal politikaların hala güçlü olduğu ülkeler olduğunu ortaya koydu.

Dünya Mutluluk Günü dolayısıyla yayınlanan raporda, dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasındaki ülkelerden hiçbirinin mutluluk endeksinde ilk 10’a giremediği görüldü. Raporda ülkeler gelir, sağlıklı yaşam beklentisi, sosyal destek, özgürlük, güven ve cömertlik değişkenleri bakımından kıyaslandı. Finlandiya, 6 değişkenin toplamına bakıldığında dünyanın en mutlu ülkesi olarak zirvede yer aldı. Listede Finlandiya’yı sırasıyla Norveç, Danimarka, İzlanda, İsviçre, Hollanda, Kanada, Yeni Zelanda, İsveç ve Avustralya izledi.



FITRATA DAYANAN SOSYAL POLİTİKALAR İNSANLARA DAHA ÇOK HUZUR VERİR

İlgili rapor, daha detaylı incelendiğinde dünyanın en güçlü ekonomisine sahip olan ABD’de yaşayan insanların dünya mutluluk sıralamasında ancak 18’inci sırada yer aldığını görebiliriz. Ekonomik büyüklükte ABD’yi takip eden Çin ise 86’ncı sıradadır. Sosyal politikalarıyla ün yapmış AB üyesi Almanya 15’inci, İngiltere 19’uncu ve Fransa 23’üncü sıradadır.

Dünyanın en büyük 17. ekonomisi olduğu halde Türkiye, mutluluk listesinde yer alan 156 ülke arasında ancak 74. sırada yer bulabilmiştir. Peki mutluluk endeksindeki sıralamada Türkiye neden orta sıralarda ancak yer alabiliyor? Neden Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız, diğer gelişmiş ülkelerde olduğu kadar mutlu/huzurlu ve neşeli olamıyor?

Araştırma ölçütleri, mutluluk ile kamusal sosyal politikalar arasındaki müspet korelasyonu (karşılıklı etkileşimi) aslında göstermektedir. Dolayısıyla Türk insanın da ekonomik gelişmelere paralel olarak daha mutlu olabilmesi için, T.C. devleti ve hükümetleri, sosyal devlet ilkelerini ihya edip daha aktif sosyal politikalar üretmesi gerekmektedir. Biz mirat-haber olarak zaman zaman sosyal politikaların önemine vurgu yaparak, bu alanda yaşanan eksiklikleri ortaya koymuştuk.

http://www.mirathaber.com/aile-ve-sosyal-politikalar-bakanliginin-karnesi-zayif-5-352h.html

Bu yazımızda ise mezkûr haberden yola çıkarak, hangi sosyal politika uygulamalarının toplumların refahının yanında huzuruna da nasıl olumlu etkilediğini açıklayacağız.

Sosyal Politika İlkeleri Fıtrî Olmalıdır

Sosyal konuların muhatabı genelde insan ve toplumdur. Onun için insan ve toplumu baz almayan dünya görüşlerinin yaşama ve gelişme şansı da aslında yok diyebiliriz. Sosyal meselelere de zaten “Önce İnsan” açısından yaklaşılmaktadır. Sosyal nitelikli sorunları bir nebze de olsa anlayabilmek için, insan ve insan fıtratı ekseninde düşünce tarzları geliştirmek, bu açıdan çok faydalı olmaktadır. Çünkü toplumda en üst kimlik, insan kimliğidir. Sonraki aidiyet ve mensubiyet bağları dahî insan unsuru ve hakları bağlamında ele alınmaksızın değerlendirilemez.

Sosyal siyasetin ana merkezinde de insan ve insanlığın yer alması, bu temel yaklaşımın tabiî bir sürecidir. Sosyal siyasetin ilkelerinde ve hedeflerinde sosyal gelişme sürecinde refah toplumu oluşturmak gibi maddî unsurlar elbette vardır. Ancak unutmamak gerekir ki gerçek sosyal refahın oluşması, insanların ve toplumların ferahına yani manevî rahatlığına bağlıdır. Bu da kişilerin hem temel ihtiyaçlarını karşılamaları, hem de ruhî yönden kendilerini iyi hissetmeleri ile mümkündür. Dolayısıyla sosyal siyaseti gerekli kılan temel yaklaşımların başında, insanlık adına insan fıtratını görmek ve bu yönde politikalar geliştirmek gelmektedir.

Maddî güvence ekseninde sağlanan gelir getirici sosyal politikaların (istihdam, işsizlik ödeneği, emeklilik maaşı, kamusal sosyal yardım, çocuk parası, bakım ödeneği vb.), sevgi ve ait olma ihtiyacı, sosyal sorumluluk, takdir edilme, kendini gerçekleştirme ve geliştirme gibi psiko-sosyal ihtiyaçların bütününü karşılaması mümkün değildir. Psiko-sosyal bir varlık olan insanın, kendi benliğini tanıma, şahsiyetini geliştirme ve saadet (iç huzur) içinde severek ve sevilerek yaşamak istemesi, bilmediklerini öğrenme, tefekkür ve hakikati bulma ihtiyacı içinde olması, aslında fıtratının bir tezahürüdür. Bu ihtiyaçlar, daha çok sosyal siyasetin gayri maddî uygulama yöntemlerinden kabul edilen manevî sosyal hizmetlerle ancak sağlanabilmektedir.

İnsan fıtratını ve insanın manevî kaynaklarını ön plânda tutan İslâmî sosyal politikalar, insanın hem ruhî, hem de maddî ihtiyaçlarını esas almaktadır. Akıl, irade ve şuur hasletlerini, fıtrî denge ihtiyaçlarına göre belirleyen İslâm dünya görüşü, sosyal siyasetin aslî mahiyetini ortaya çıkartmakta ve sosyal politikaların etkilerini artırmaktadır. Fikrî plânda sosyal siyaset teorileri için geliştirilen İslâm’a uygun fıtrî esaslar, pratik hayatın somut sosyal sorunlarına da çareler üretmektedir. Fıtratın gücü, birçok bireysel ve toplumsal sorunun ortaya çıkmasını dahî önleyebilmektedir.

Velhâsıl- Kelâm

Fıtratı ve maneviyatı göz ardı eden sadece ekonomik gelişmeye yoğunlaşan maddî sosyal politika uygulamaları, bir dereceye kadar insanları mutlu edebilmektedir. Halbuki fıtrat ekseninde İslâmî sosyal politikaların uygulanması hâlinde fikrî hayat (teorik ve manevî dünya) ile sosyal (dünyevî) hayatın basit mantığı arasında bütüncül, sağlıklı ve kalıcı münasebetler kurulmaktadır. Dolayısıyla sosyal politika ile ilgili olarak bireysel ve toplumsal olarak yapılması gerekenler, fıtrî esaslar doğrultusunda şekillendirildiğinde toplumda daha büyük sosyal fayda ve daha ileri derecede mutluluk (aslında huzur) sağlanabilmektedir.

Toplumsal refahı temin etmek suretiyle insanların mutluluğunu sağlamak (veya artırmak), (maddî) sosyal siyasetin en temel hedeflerinden birisi olması ile birlikte refahın belli bir aşamadan sonra kendi başına mutlak anlamda mutluluk artırıcı bir etki yapmadığını bilimsel araştırmalar göstermektedir. Öyle ise memleketimizde iktisadî kalkınmanın yanında eş zamanlı olarak hem vatandaşlarımızın maddî ihtiyaçlarını karşılayacak daha etkin sosyal politika konseptleri geliştirip uygulamalıyız, hem de temiz fıtratlarını koruyacak/maneviyatlarını güçlendirecek psiko-sosyal destek hizmetlerine ağırlık vermeliyiz. Bu bütüncül yaklaşımla memleketimizde maddiyatın oluşturduğu toplumsal mutluluğun yanında/ötesinde maneviyatın sağladığı millî huzur ortamı da tesis edilmiş olacaktır.

Bize düşen görev, (fıtrî) sosyal politikalardan sorumlu hükümet üyelerine yardımcı olmak maksadıyla tavsiyede bulunmaktır. Vatandaşlarımıza/okuyucularımıza da temiz fıtratlarını korumaları için, Peygamberimizin (sav) yatmadan önce tavsiye ettiği şu duayı okumalarını öneririm:

“Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana havale ettim. Azabından korkup, sevabını umup sırtımı sana dayadım. Sen'den (azabından) korunmanın ve güvende olmanın tek yolu, ancak Sana sığınmaktır. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin Nebi’ye inandım. Beni öldürürsen (temiz) fıtrat üzere öldür. Bu kelimeleri son sözlerim eyle.” (Buhari; Deavat: 6).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir