16 Kasım 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

“Ümmetin ahlâk konusundaki duruşu çok sorunlu”

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (ESAM) haftalık ‘Çarşamba Konferansları’nın bu haftaki konuğu Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez oldu.
“Ümmetin ahlâk konusundaki duruşu çok sorunlu”
‘Adalet, Özgürlük ve Merhamet Peygamberi’ adlı konferansta Görmez, şu değerlendirmelerde bulundu: “Küresel anlam krizlerini bir tarafa bırakalım. Ümmetin ahlâk konusundaki duruşu çok sorunlu. Sürekli şunu söylemeliyiz; ‘Dindarlığımız neden ahlâk üretmiyor.’ Yahut ahlâk dindarlığımızın neresinde yer alıyor. Küresel anlam krizini anlıyoruz. Peki, Müslümanlar neden bir ahlâk krizinde?Sadece Müslüman’ı kastetmiyorum. Beş vakit namazı kılan ve diğer ibadetlerini eksiksiz yerine getirenlerin hayatlarından çelişkiler görüyoruz.”


MÜSLÜMANLARIN AHLÂK SORUNUN SEBEBİ MUASIR MEDENİYETİ MANEVİYATTAN AYRI OLARAK GÖRMELERİNDE OLMASIN?

Diyanet İşleri eski Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez, ESAM’da yaptığı konuşmasında küresel ahlâk sorununa/krizine dair öz eleştiriler de yaparak, çok çarpıcı tespitlerde bulunmuş ve inançlı Müslümanların bu ahlâk krizinin de bir müsebbibi olduğunu beyan etmiştir. Bu Mehmet Görmezin ifadeleriyle gerçekten İslâm’ın rahmetini tüm dünyaya yaymakla görevli ve sorumlu olan Müslümanlar açısından çok çelişkili bir durum O halde günümüzün Müslümanları neden bir ahlâk krizinde? Sorusuna cevap bulmak mecburiyetindeyiz. Acizane bendeniz bu konuda belki cevap olabilir düşüncesiyle fikirlerimi arz edeyim.

Diyanet Muasır Medeniyet Üzerinden Küresel Ahlâk Krizine Nasıl Bir Çare Bulabilir ki?

Mehmet Görmez, Diyanet İşleri Başkanı iken Aralık 2016 tarihinde CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya geldiğinde “Bugün yaşadığımız dünyaya baktığımızda Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün 100 yıl ileriyi gördüğüne tanık oluyoruz.” ifadelerini kullanmıştı. Bilindiği üzere “Onuncu Yıl Nutku”nda yani 29 Ekim 1933 tarihinde Atatürk’ün “Millî kültürümüzü, “muasır medeniyet” seviyesinin üstüne çıkaracağız.” sözü, sadece siyasî partilerin değil laik devletin resmi bir kurumu olan Diyanet’in de benimsediği bir ilke hâline getirildi. Ne var ki Batılılaşma sürecinde Batı dünyasının bir parçası olmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, medeniyeti muğlak bir ifade olan “çağdaş uygarlık” olarak algıladı ve gayri ihtiyari olarak kültür emperyalizminin de etkisiyle dünyada hâkim olan liberal/materyalist medeniyetinin ürettiği küresel ahlâk krizinin içine sürüklendi.

Diyanet İşleri Başkanı olmanın ağır yükümlülüğünden kurtulmuş olan Mehmet Görmez hocamız, küresel ahlâk sorunlarını daha objektif bir yaklaşımla değerlendirirken, her nedense çelişkiler yumağının merkezinde olan Diyanet’in rolü üzerinde hiç durma gereği duymamış. Halbuki kurumsal olarak Diyanet’in de ulusal ve uluslararası ahlâk krizinin oluşmasında önemli bir sorumluluğu vardır. Bu bağlamda Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez, bir öz eleştiri olarak şunu söyleyebilirdi: “Biz, maalesef dünyada var olan küresel ahlâk krizinin asıl sebebi olan maneviyattan uzak ‘muasır medeniyet’ anlayışının ötesinde alternatif olarak İslâm’ın evrensel medeniyet ve ahlâk anlayışını anlatamadık.”

Evet, Diyanet’in de farkına vardığı gibi İslâm coğrafyası dâhil bütün dünya ülkelerinde bir ahlâk krizi ve toplumsal bir yozlaşma yaşanmaktadır. Bundan rahatsızlık duyan başka dinlerin mensupları da var. Bunlardan en ünlüsü de kendisiyle gençlik yıllarımda Almanya’da tanışmış olduğum Hıristiyan ilahiyat profesörü Hans Küng’dür. Dogmatik ve akıl dışı yaklaşımlarından rahatsızlık duyan bu ilahiyatçı Profesör, Katolik kilisesinden bağımsız olarak küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan küresel ahlâk krizine karşı farklı din mensupları ile birlikte herkesin benimseyebileceği müşterek ahlâkî değerlerin oluşturulmasına yönelik iyi niyetli çabalarda bulundu. Batı dünyasının duyarlı filozofları ve ilahiyatçıları, geçte olsa egoizm, materyalizm, bireyselcilik ve hedonizm batağında debelenen toplumların mutluluğu/kurtuluşu için çare ararken, materyalizme dayanan bir medeniyet anlayışının toplumsal saadeti tahrip ettiğini ve medenîleşmenin aslen manevîleşmenin olduğunu farkına vardı.

Ancak asliyetini yitirmiş Hıristiyanlık, toplum hayatına yönelik olarak bâtıl inançlara dayanan manevî açılımları ile ne kadar etkili olabilir ki? İşte tam da bu maneviyat arayışı sürecinde Allah indinde son Hak dini olan İslam, bütün meşru yol ve fıtrî yöntemleriyle küresel ahlâk buhranı sorunlarına karşı köklü tedbirler ve etkili çözümler getirebilir. Bu doğrultuda da küresel ahlâk krizine karşı Diyanet, hem ülkemizde, hem de dünyada evrensel boyutuyla yeni bir misyon üstlenebilir. Ancak bu işe soyunurken, Diyanet, resmî ideolojiye dayanan kalıplaşmış tavrından uzaklaşıp, özgür ve hür iradesiyle İslâm’ın temel doğruları üzerinden harekete geçmelidir. Bir başka deyişle Diyanet, çoktan iflas etmiş olan laik/materyalist muasır medeniyet anlayışını terk edip bunun yerine İslâm’ın muasır maneviyat ve ahlâk ilkelerini benimsemeli ve bu zemin üzerine evrensel tebliğ hazırlıklarını yapmalıdır.

Velhasıl

Küresel muasır medeniyet anlayışı, nefislere hoş gelen yozlaşmayı kolaylaştırmış ama aynı zamanda çaresizliği de yaygınlaştırmıştır. Halbuki muasır İslâmî medeniyet, fıtrata dayanan manevî açılımlarıyla nefsanî/şehvanî tasallutlar yüzünden mahsur aldığı ruhları özgürleştirir ve kişiyi istikamet üzerine manen tekamül ettirir ve Yaratanına yaklaştırır. Sömürü vampirliğine soyunmuş olan köhne muasır medeniyet ise, insanların temiz ruhlarını nefsaniyet duvarlarının arkasına atmış ve sadece bireysel anlamda hayatın asgari devamlılığını sağlayarak, sosyal sorumluluğu yok etmiş, toplumsal boyutuyla acımasızlık, bencillik ve duyarsızlığı geçerli akçe hâline getirmiştir.

Muasır İslâm medeniyeti ise, bir bütünlük içinde insanı sosyal ve manevî varlık olarak ele alır, ona sevginin ve merhametin kaynağı olan ruhin derinliklerine hitap eder, ruhun nefisten bağımsız olarak hürriyetine kavuşması ile insanda tefekkürün nurunu yaşatır. İslâm’ın medenî/manevî telkinlerine hangi dinden olursa olsun herkes muhtaçtır. Ateistler bile. Çünkü fıtratımızda ve ruhumuzun özünde var olan bütün manevî unsurlarımız, istesek bile yaşadığımız sürece tamamen kaybolmaz. Bunu rasyonel aklı ile “elhamdülillah ateistim” diyen bir ateist kardeşimin sözüne dayanarak söylüyorum. Kısacası Batı odaklı muasır medeniyet, insanlığa huzur kazandıramamıştır. Bunu artık Diyanet de kabul etmeli ve hiç çekinmeden huzurun ancak tevhidî saadetin garantisi olan İslâm ahlâkıyla sağlanabileceğini haykırmalıdır.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/ummetin-ahlak-konusundaki-durusu-cok-sorunlu-7-2511h.html


Back To Top