18 Ekim 2017 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube

Ümmetin parçalanmışlığı, kaderi midir?

Rasûlüllah'ın (sav), bütünüyle namaz kıldığı bir gecede, fecirle birlikte selam verdiğinde ona; "Ya Rasûlallah! Bu gece o kadar namaz kıldınız ki, daha önce böyle namaz kıldığınız görülmedi" diye sorulunca şöyle buyurdu: "Evet, o ümit ve korku namazı idi. Rabbimden üç şey istedim, bana ikisini verdi birini vermedi. Rabbimden, bizi bizden önceki ümmetleri helak ettiği şey ile helak etmemesini istedim, bunu bana verdi. Rabbimden, dışımızdan bir düşmanı bize galip getirmemesini istedim, bunu da bana verdi. Bizi fırka fırka ayırmamasını (ümmetimin bir birine düşürülmemesini) istedim, bu isteğimi kabul etmedi." (Müslim, Fiten 5, Hadis no:2890; Tirmizi, Fiten 14, Hadis no:2175)
Ümmetin parçalanmışlığı, kaderi midir?
Rasûlüllah'ın (sav) bu duası gereği, Muhammed Ümmeti, diğer ümmetler gibi toplu helak cezasına çarptırılmamıştır. Bu gün Lût kavminin işlediği cinsel sapıklık, birçok batı ülkesinde baş tacı edilmektedir. Danimarka ve Hollanda gibi ülkelerde erkeğin erkekle, kadının kadınla evlenmesi resmen kabul edilmiştir. Yani Lût kavmine taş çıkartacak cinsel sapıklıklara rağmen, Yüce Allah toplu helakler vermemektedir. Aids gibi küçük çaplı dikkat çekici belalar verse de bu dua gereği, toplu olarak yerle yeksan etmemektedir.

Yine bu ümmet, harici düşmanlar tarafından yok edilememiştir. O kadar haçlı seferleri yaptılar, Moğol saldırıları gerçekleşti ve "kimi hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela" Çanakkale'yi geçemediler. Yani Rasûlüllah'ın (sav) bu duası gereği, ümmetin kökünü kazıyamadılar.

Fakat Peygamber Efendimizin Rabbinden isteyip de Rabbinin reddettiği, ona söz ve garanti vermediği "Bu ümmeti fırka fırka ayırarak, şiddet ve terörlerini kendilerine dönük yapmaması, onları birbirine düşürmemesi" talebine Rabbi icabet etmemiştir. Aksine bu durumu, tabiat kanunları ile sosyal kanunlara ve sebep-sonuç ilişkisi kanununa bırakmıştır. Ümmet bu noktada kendi haline bırakılmıştır. Allah, bu ümmeti hiçbir şeye zorlamamış, bu konuda ona ayrıcalık tanımamıştır. Eğer ümmet, Rabbinin emrine, Rasûlünün talimatlarına, kitabın çağrısına uyarsa, sözü bir olur, safları toplanır, izzet ve güç kazanarak egemenliği ele alır. İslam'ın, kendisinden olan beklentisini gerçekleştirir. Yok, eğer ümmet, insan ve cin şeytanların çağrılarına ve nefislerin hevalarına uyacak olursa, yollar onu ayırır, dağıtır. (Yusuf el-Karadâvî, İhtilaflar Karşısında İslamî Tavır, s.58)

Ümmetin fırkalara ayrılarak dağılması ve kimilerinin kimilerine musallat edilmesi, kıyamet gününe kadar bütün zamanlara, bütün mekânlara ve bütün hallere şamil, kaçınılmaz, daimî ve genel bir durum değildir. Şu zikredeceğimiz Kur'an ve Sünnet buyrukları hayata geçirildiği zaman ümmetin vahdeti gerçekleşecektir:

Yazının devamı için »»

Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/ummetin-parcalanmisligi-kaderi-midir-14-1997h.html