All for Joomla The Word of Web Design

ÜNİVERSİTELERİMİZ NİYE YETERİNCE REKABET EDEMİYOR?

Dünyada ona yakın ciddi kuruluş, birtakım kriteri esas alarak Üniversiteleri puanlayıp sıralıyor.

İngiltere merkezli Dünya Üniversite Sıralaması Merkezi (QS World University Rankings) bunların en önde gelenlerinden. Bu kurumun 2017 verilerine dayanarak yaptığı ve birkaç ay önce yayınladığı sıralamaya göre ilk 500’de ülkemizden hiçbir Üniversite yok. Doğrusu şaşırmadım. Gönlüm ister ki, bu listede en az 50 Üniversitemiz ilk sıralarda yer alsın. Fakat boşuna rüya görmeyelim; olmaz, olamaz. Ortada çok sebep var da birkaç tanesini söyleyeyim:

1- Devlet olarak biz, “Güçlü Üniversite nasıl olunur?” sorusunu kendimize hiç sorduk mu? Veya soranları dinledik mi? Ya da dinlemeye tahammülümüz var mı? Yükseköğretim kurumlarımızı Dünyadaki emsallerinin ötesine taşımak için hangi iç ve dış yapı reformlarını yaptık? Dahası, böyle bir şeyin gerekliliğine inanıyor muyuz?

2- Dünyada Üniversitelerle ilgili 10’a yakın büyük değerlendirme kuruluşu var. Biz onların değerlendirmelerinde hangi kriterleri esas aldıklarına bakıyor muyuz? Üniversitelerimize ve akademisyenlerimize bu kriterler doğrultusunda yön veriyor muyuz?

3- Üniversitelerimiz, “Güçlü akademisyen nasıl olunur?” sorusunu kendilerine sorup bu kriterlere göre akademisyen arıyorlar mı? Yoksa akademik kadroları çoğu kere ahbap-çavuş ilişkisi içerisinde doldurulacak sıradan kadrolar olarak mı görüyorlar? Kadroları doldururken liyakate mi bakıyoruz, yoksa adaylarda akademik olmayan başka şeyler de mi arıyoruz?

4- Güçlü akademisyenin hangi imkan ve özelliklere sahip ortamlarda çalışabileceğini biliyor muyuz? Yoksa onları, ideolojik farklılıklar veya fikir ayrılıkları nedeniyle ya da ufak-tefek şeyleri bahane ederek rahatsız mı ediyoruz? Ne kadar tahammüllüyüz? Ne kadar hürriyetçiyiz? Bu Hocalarımıza ne kadar güveniyoruz, ne kadar itibar ediyoruz, onlardan yararlanmanın yollarını ne kadar arıyoruz?

5- Uluslararası arenada rekabet yabancı dil bilgisiyle olur. Akademik unvanlarla ilgili kriterleri belirlerken bunu şart koşuyor muyuz? Yoksa neredeyse hiç dil bilgisi olmayan kişileri bir şekilde akademisyen yapıp, Dünya akademyasının karşısına “İşte bizimki de böyle!” deme peşinde miyiz? 55 dil puanı ile insanları niçin Doçent yapıyoruz? Ne yapmaya çalışıyoruz? 55 dil puanına sahip akademisyenlerle dünya üniversiteleri ile nasıl yarışacağız?

6- Rektör, Dekan gibi Üniversite liderlerini atarken kişinin yöneticilik vasfına ve akademik başarısına mı bakıyoruz, yoksa başka kriterler mi arıyoruz? Akademik kurumların başına akademik olmayan kriterlerle birisini atadığımızda bunun sonuçlarının neler olabileceğini hesap ediyor muyuz? Gereksiz kriterlerin gereksiz adamlar üreteceğini, ikbal düşüncesi olanların ilmi bırakıp alakasız yollardan hedefe ulaşmaya çalışacağını, bunun da Üniversiteleri bozacağını görebiliyor muyuz?

7- Gücünü akademik temelden değil de daha başka bir kaynaktan alan bir idarecinin nasıl bir frankeştayn olabileceğinin farkında mıyız? Böyle bir kişinin insanlara nasıl tepeden bakabileceğini, bilim adamını nasıl rahatsız edeceğini hissedebiliyor muyuz?

8- Üniversitede yeterli sayıda Öğretim Üyesi bulunmasına rağmen hiçbir özel durum yokken Rektörlüğe dışından atanan, dolayısıyla görev süresi dolduktan sonra o Üniversitenin bulunduğu şehri bile terkedip gidecek olan bir Rektörün personele karşı nasıl bir sorumluluk hissedeceğini, böyle bir atamanın aynı Üniversitede görev yapan diğer akademik personelin psikolojisini nasıl etkileyeceğini, moralini nasıl bozacağını, diğer personelin bu akademisyenlere hangi gözle bakacağını basit bir empatiyle de olsa yüreğimizde duyabiliyor muyuz? Hocalarımız da ciddi bir özeleştiriyle kendilerinin neyi eksik bıraktığını, Devletimizin niçin böyle bir yola başvurmaya başladığını düşündü mü?

9- 6’ncı maddedeki soruyu biraz abartarak sorayım: Son ürettiği akademik yazının adını bile hatırlamayan, sadece idari makamı ile varlık sahnesine çıkan bir idarecinin akademik bir kurumu ne hale getireceğini, böyle bir kişinin Hocaları baskı altına almak için neler yapabileceğini, insanları nasıl rahatsız edebileceğini düşündük mü?

10- Sevmediği veya rahatsız edildiği ortamlardan bilimin derhal kaçacağını, zira ciddi bir bilim adamının primitif türbülanslara girmek istemeyeceğini, fırsatını bulduğunda derhal başka ülkelere süzüleceğini, bunun da büyük bilimsel kayıplara yol açacağını hiç aklımızdan geçirdik mi?

11- Eğitim kurumlarında çalışanla çalışmayanı, üretenle üretmeyeni, başaranla başarmayanı eşitleyen lanet mekanizmayı kırmak için hangi düzenlemeleri yaptık? Üniversitelerimizi ve onlara öğrenci gönderen eğitim kurumlarımızı yapılandırırken bu ayrıntıyı dikkate aldık mı? Yoksa bu asırda bile hâlâ atadan-dededen kalma kara balta düzenle mi işlerimizi yürütmeye çalışıyoruz?

12- Bilimde ve eğitimde yarışması gereken Üniversitelerimiz neden hâlâ Devletimizin hazinesinden daha fazla pay alabilmek için yarışıyor? Üniversitelerimizi kendini önemli oranda finanse edebilecek mekanizmalara sahip kurumlara dönüştürmenin yollarını ne zaman aramaya başlayacağız?

13- Üniversitelerimizin akreditasyonunu hızlandırmak için neler yapıyoruz, hangi prosedüre göre yol alıyoruz?

Daha sorulacak o kadar çok soru var ki!

Şimdi düşünelim, biz ne yaptık da ne bekliyoruz, ne ektik de ne biçmeyi düşünüyoruz, Allah aşkına? Beyin göçü filan diyoruz. Bundan hepimiz şikayetçiyiz, değil mi? Hepimiz, bu ülkenin yetiştirdiği süper beyinlerin insanlarımızın hizmetinde olmasını can u gönülden istiyoruz, tabii ki. İyi, güzel de bu durup dururken olmuyor, dört duvarlı bir bina dikmekle süper beyinler tutulmuyor. İnşallah günün birinde anlayacağız ve hep beraber gereğini yapacağız. Ümitsiz değilim, yani. Çünkü bu ülkede bu işlerin sıkıntısını yüreğinde hisseden ve çözüm yolları düşünen gerek akademisyenlerimizden gerekse siyasilerimizden kaliteli insanlarımız var olduğu sürece ümidimi hiç kaybetmeyeceğim. Gün ola, hayrola…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir