16 Temmuz 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

“Uyuşturucu satıcısının ayağını kırma” emri meşru mudur?


Torbacılar uyuşturucu mafyasının en zayıf halkasıdır

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, MEB Şura Salonu'nda düzenlenen Genel Güvenlik ve Uyuşturucu ile Mücadele Toplantısı’na katıldı. Süleyman Soylu,burada yaptığı konuşmada okul ve çevrelerindeki uyuşturucu satıcılarına ilişkin olarak şu değerlendirmede bulundu:
“Uyuşturucu satıcısının ayağını kırma” emri meşru mudur?
“81 ilimizde 7 kez okul çevrelerinde huzur uygulamaları yaptık. Okulun çevresinde bir uyuşturucu satıcısını gördüğümüz zaman beni ne kadar kınarlarsa kınasınlar, ne kadar eleştirirlerse eleştirsinler o uyuşturucu satıcısının ayağını kırmaya polis görevlidir. Benim ülkemin gencinin canına mal olacak bir kişiye gereğini yerine getirme görevidir. Suçunu bana atsın.Bunun suçu neyse, 5 yıl içeride yatmaksa yatarız, 10 yıl içeride yatmaksa yatarız, 20 yıl içeride yatmaksa yatarız. Çok net söylüyoruz. Bu 2018 yılında bunların kafasına çökeceğiz ve milletimizi bu illetten kurtaracağız. Ben bir buçuk yıldır bu talimatı veriyorum arkadaşlara. Bulduğunuz zaman gereğini yerine getirin.”


TORBACILAR UYUŞTURUCU MAFYANIN EN ZAYIF HALKASIDIR // İTİDALDEN UZAKLAŞIP İFRAT DİLİNİ KULLANMANIN SORUMSUZLUĞU

Muhterem Okuyucularım;

Hukuk devleti olmanın en önemli ilkelerinden birisi de kanunlarda belirtilmiş olan bütün adlî işlemlerin hukuka uygun olarak icra edilmesi gereğidir. Buna biz HUKUKTA İTİDAL ilkesi de diyebiliriz. Bu manada itidal, kanunî ölçülerin asliyetinden yani hukuktan uzaklaşmamaktır. Bir hukuk devleti, kanunların uygulanması aşamalarında itidalden uzaklaşırsa orada ifrat boyutunda hukuk faciası işlenir. Devlet eliyle/emriyle hukuk kaidelerinden uzaklaşmak, aynı zamanda adalette inhiraftır yani hukukî sapmadır. Nasıl ki sivil alanda huzur bozucu faaliyetler, çoğu zaman toplumun içinden inhiraf etmiş suç örgütlerinden sâdır oluyorsa, devlet de hukuk ilkelerinden uzaklaşmakla toplumsal adaleti ve barışı tehdit eder ve birçok karmaşık toplumsal sapkınlığa ve kaosa sebebiyet verir.

Süleyman Soylu Hukukta İtidal Ölçüsünü Çiğnemiştir

Türkiye’de madde bağımlılığından ötürü ayakta tedavi için başvuranların sayısı son on yılda % 674 ve yatan hasta sayısı ise % 381 arttı. Yatan hastaların % 51'i 19 yaş ve altındadır. Hakikaten gençliğimiz, uyuşturucu tehlikesine karşı devletçe korunması gerekir. Ancak uyuşturucu ile mücadelede hukuk ilkelerinden uzaklaşmamız söz konusu olamaz. Bu bağlamda bir devlet yetkilisi, kime yönelik olursa olsun, hukukun çiğnenmesine yönelik gizli-açık mesajlar veremez. İç güvenlikten sorumlu İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu, uyuşturucu ile mücadelenin önemine işaret ederken, herhalde madde kullanımına özendirilen ve nihayetinde aldatılan-zehirlenen çocuklarımızın vahim durumuna üzülerek, “torbacı” olarak tabir edilen sokak satıcılarına karşı daha şedit tedbirlere müracaat edileceğinden bahsederken, bilerek veya bilmeyerek hukukta itidal ilkesini çiğnemiştir.

Halbuki itidalin gerekli olmadığı hiç bir alan yoktur. Kötülükle, suç işleyenlerle mücadele edilirken de itidale ihtiyaç vardır. Kötülüğe, kötülükle mukabele edilmez. Hele hele anayasal bir çerçevede devletin bütün organlarına hukuku üstün tutma görevi verilmişken, o devletin bir yetkilisi, hukukta itidal ilkesinden bir milim bile ayrılamaz. Emri altında olan hiçbir memuruna itidalin dışına çıkmasına yönelik telkinde bulunamaz. Suça iten sebepler üzerinde durma gereği hissetmeden ve caydırıcılığa yönelik gerekli sosyo-ekonomik ve ahlâkî tedbirlere ağırlık vermeden suçluları cezalandırmada (kanunda yeri olmadığı halde) ifrata/aşırılığa gitmek, yine ceza hukukunda itidal ilkesinden uzaklaşmaktır. İtidalden uzaklaşmak için, her zaman bazı mazeretler, gerekçeler ve yorumlar üretmek suretiyle ölçülerin farklı uygulanmasına yönelik talepler dillendirilebilir. Birçok kişi de aynı kolektif duygu atmosferi içinde bu gibi aşırı taleplerden/emirlerden nefsanen tatmin olabilir.

Ancak ileride vicdanen de rahat olabilmek için, vereceğimiz her bir kararı/talimatı, ilk önce itidal ve adaletten ayrılmaksızın akl-i selimce düşünme ihtiyacımız var. Suç işleyen insanların, sosyal ve ahlâkî yönden sorunlu insanlar olduğunu bilmeliyiz. Bu gibi insanların da yoksulluk, işsizlik, terk edilmişlik, çaresizlik gibi kendilerine göre birçok mazeretleri vardır. Kaldı ki torbacıların arasında bu “işe” sürüklenmiş, kandırılmış, okulu terk etmiş parçalanmış ailelerden ve varoşlardan gelen birçok sokak çocuğu da bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle torbacılar, genelde uyuşturucu mafya gibi gizli/örgütlü suç şebekelerinin en zayıf halkası olarak onların emri altında köle gibi çalışan en gariban insanlardır. Asıl marifet, beyaz yakalı mafya liderlerinin örgüt yapısını çökertmektir. Sokak ortasında kolayca yakalanan torbacılara şu veya bu şekilde eziyet vermek yerine onları topluma yeniden kazanmaya yönelik stratejik ve kalıcı tedbirler almak, hepimizin geleceği açısından daha yerinde olmaz mı?

Kısacası uyuşturucuyla mücadelede bunun ticaretini yapanlara ceza vermenin ötesinde çok kapsamlı sosyal politikalara ihtiyacımız var. Sosyal devletimiz, bir taraftan risk kapsamında olan gençlerimizin uyuşturucuyla tanışmasını/buluşmasını engelleyici/koruyucu tedbirler almalı, diğer taraftan da uyuşturucu bağımlısı olmuş insanlarımızın yeniden sağlıklarına kavuşmalarına yönelik tıbbî rehabilitasyon hizmetleri sunmalıdır. Ve nihayetinde başta torbacılar olmak üzere uyuşturucu ticareti yapan kişilere caydırıcı niteliği taşıyan cezalar verirken, onların sosyal rehabilitasyonunu yönelik programlar da düzenlenmelidir.

Polis Memurlarımıza Tavsiyem

Günümüzde sadece narkotik ekipleri değil, güven tim, yunus, polis merkezi ekipleri de sık sık torbacılara yönelik sistemli bir şekilde sokak, ev ve okul çevrelerinde baskınlar yapmaktadır. Bu operasyonlarda polislerimiz, mevzuata uygun hareket etmek zorundadır. TCK’ye göre bir kamu görevlisi, suç işlemiş olsa dahî bir vatandaşa (zanlıya/şüpheliye) insan onuruyla bağdaşmayan şiddet içerikli davranışta bulunamaz. İşkence yapan böyle bir memura 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür (m. 94). CMK madde 148’de ise şüpheliye karşı şiddet kullanılarak, ifade alınamayacağı, bu durumda alınan ifadenin de geçerli olmayacağı hususu belirtilmiştir. 2559 sayılı “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu” da hiçbir polise yakalanan veya tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere kötü muamelede bulunma yetkisi vermemektedir. Sadece kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde kişilere kelepçe takılabilir (m. 7).

Görüldüğü üzere mevzuat, polislerimize yakaladıkları torbacıların ayağını kırma izni vermemektedir. Polislerimiz, İçişleri Bakanımızın talimatını dinleyip de yakaladıkları herhangi bir şüphelinin ayağını kırmaları halinde şüphelinin de bu durumda şikâyet etme hakkının olduğunu da unutmamalıdır. Tabiî böyle bir olayda polislerimiz, işledikleri bu suçu “iyi niyetli olarak” güvendikleri Bakana atabilir. Ama suç, her zaman şahsîdir ve dolayısıyla hukuk, suçu başkasına atma teşebbüsünü geçerli bir mazeret olarak görmeyecektir. “Ama Sayın Bakanımız böyle demişti!?” diyebilirsiniz. Unutmayalım; Sayın Bakanımız da netice itibariyle bir politikacıdır ve popülizmin bir gereği olarak heyecanla sarf edilmiş bazı sözleri de bazen maksadını aşabilir. Sayın Bakanımız, “ben bu sözleri mecazî anlamda söylemiştim.” derse hiç şaşmayınız. Politikacıların itidalden uzaklaşıp ifrat dilini bu kadar pervasızca kullanması hayra alamet değildir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/uyusturucu-saticisinin-ayagini-kirma-emri-mesru-mudur-torbacilar-uyusturucu-mafyasinin-en-zayif-halkasidir-7-2834h.html


Back To Top