18 Ağustos 2018 Cumartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Yabancı dili yabancılardan daha iyi bilmek zorundayız

ABD'de emekli bir İngilizce öğretmeninin, Beyaz Saray'dan kendisine gelen mektuptaki yazım yanlışlarını işaretleyerek mektubu Beyaz Saray'a geri göndermesi kamuoyunda ilgi odağı oldu.
Yabancı dili yabancılardan daha iyi bilmek zorundayız
ABD'nin Atlanta kentinde yaşayan emekli İngilizce öğretmeni Yvonne Mason (61), Amerikan CNN kanalına yaptığı açıklamada, Florida eyaletinde 17 öğrencinin silahlı saldırı sonucunda öldürülmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump'la görüşmek maksadıyla Beyaz Saray'a bir mektup yazdığını belirtti. Mason, bir süre sonra Beyaz Saray'dan Trump imzalı bir ret mektubu aldığını anlattı. Mason, mektuptaki İngilizce yazım yanlışlarını tek tek işaretleyerek mektubu tekrar Beyaz Saray'a gönderdiğini çünkü yazım yanlışlarının kendisini rahatsız ettiğini dile getirdi.


YABANCI DİLİ YABANCILARDAN DAHA İYİ BİLMEK ZORUNDAYIZ

Değerli okuyucularım,

Mezkur haber, bir (yabancı) dili, gerek yazım, gerekse hitabet noktasında çok iyi bilmenin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bir de o dilin özelliklerini o dili anadil olarak konuşanlardan daha iyi bilen bir yabancı insanı düşünün. Mesela Beyaz Saray’dan gelen o resmî cevabî mektupta yapılan yazım hatalarını çok iyi İngilizce bilen bir Türk öğretmeni tarafından tashih edildiğini düşünün. Bu daha dikkat çekici bir durum olmaz mıydı?

Hatırlarsınız geçenlerde 200 Fransız düşünür, yazar ve siyasetçiden oluşan bir kadro tarafından kaleme alınan bir bildiride Kuran’dan bazı âyetlerin çıkartılması konusunda tuhaf bazı öneriler bulunmaktaydı. Bizim YÖK, buna karşılık olarak ne yaptı dersiniz? YÖK; hızlı bir kararla üniversitelerimizde bulunan bazı Fransız Dil ve Edebiyat Bölümlerine öğrenci almayı durdurdu. Halbuki bunun yerine o bildiriye karşı onların dilleriyle daha güzel bir edebî üslupla adam akıllı bir cevap verilmiş olsaydı daha anlamlı olmaz mıydı? Şahsen ben bir YÖK üyesi olsaydım, yabancı dillere hâkim olan daha çok bilim insanın yetişmesi için kollarımı sıvardım. Çünkü…

Müslüman Bilim İnsanı İçin Yabancı Dil Bilmek Farzı Kifayedir

Ashâb-ı kirâmın büyüklerinden Hz. Amr bin As’ın oğlu olan Hz. Abdullah’ı tanıyor musunuz? Hz. Abdullah, babasından önce Müslüman olmuştur. İman etmeden önce ismi As idi. Peygamberimiz (sav) ismini Abdullah olarak değiştirdi.

İlme çok meraklı olan Hz. Abdullah bin Amr, yaşının küçüklüğüne rağmen sahabilerin ileri gelenleri arasındaydı. Aklına gelen soruları tereddüt göstermeden Peygamberimize (sav) sorardı. Bütün sorularının cevabını doğrudan doğruya ondan alırdı. Peygamberimizin (sav) bütün söylediklerinin hak ve hakikat olduğunu bildiği için, bunların mutlaka kaydedilmesi gerektiğine inanıyordu. Bundan dolayı Peygamberimizin (sav) sözlerini yazarak kayıt ederdi. Yedi yüzün üzerinde hadis-i şerif rivayet etmiştir. Rasûlullahtan bizzat işiterek rivayet ettiği hadis-i şerifleri “Sahife-i Sadıka” adı verilen bir mecmuada (küçük kitapta) toplamıştır. Günümüze kadar müstakil olarak gelmeyen Sahife’nin büyük bir bölümü, Ahmed bin Hanbel’in “Müsned”inde yer almıştır.

Hz. Abdullah bin Amr’ın, Resulullahtan (sav) her işittiğini yazdığını gören ashâb-ı kirâmın ileri gelenleri, ona “Sen Resulullahtan (sav) olan her şeyi yazıyorsun. Hâlbuki Resul-ü Ekrem (sav) bazen gazap, kızgınlık halinde, bazen da sevinçlilik halinde bulunup söz söyleyebilir.” demek suretiyle her söyleneni yazmamasını gerektiğini vurgulamak istediler. Bunun üzerine Hz. Abdullah, işittiklerini yazı ile kaydetmek hususunda tereddütte kalmış ve meseleyi Resul-ü Ekrem’e (sav) arz etmişti. Rasûlullah Efendimiz (sav), onu dinledikten sonra, buyurdu ki: “Yazmaya devam et! Çünkü Allah-ü Tealâ’ya yemin ederim ki, ağzımdan hak olandan başka bir şey çıkmamıştır.”[1]

Hz. Abdullah bin Amr, bir gün rüyasında sanki parmaklarından birinde bal, diğerinde yağ bulunduğunu ve başka bir parmağıyla da onları yaladığını görür. Hz. Abdullah, bu rüyasını Peygamberimize (sav) anlatır. Peygamberimiz (sav) de bu rüyayı şöyle tabir eder: “Eğer yaşarsan iki kitabı da, yani Tevrat ve Kur’ân’ı okuyacaksın.” Gerçekten Hz. Abdullah, çok geçmedi yabancı dillere hâkim olan sayılı sahabilerden oldu. Süryanice ve İbranice lisanlarını gayet iyi anlayabilecek konuma geldi. Kuran’ın yanında İbranice olan Tevrat’ı da rahatlıkla okuyup anlayabiliyordu.[2]

Velhâsıl Kelam

Herkes ilim insanı olmaz. Ama ilim insanı olabilmek için, günümüzün şartlarına bağlı olarak en az iki yabancı dil bilmek artık kaçınılmazdır. Bilhassa İslâm’ı dünya çapında tanıtmak ve İslamofobi’ye karşı ilmî bir savunma stratejisi geliştirmek istiyorsak dünyada hâkim olan bütün dilleri mutlak anlamda bilmek zorundayız. Nasıl ki Peygamberimizin (sav) ilme meraklı olan Hz. Abdullah’ın rüyasını yabancı dillerde yazılmış kitapları okuyabileceğine ve dolayısıyla yabancı dilleri öğrenme konusunda gayret göstermesi gerektiği hususunda teşvikte bulundu ise aynı hüküm bugün de münevver Müslüman bilim insanları için de geçerlidir. Ezcümle; Bir Müslüman bilim insanı için (en az bir) yabancı bir dil öğrenmek ve konuşabilmek, farzı kifaye derecesinde önemlidir.

[1] Nitekim Kuran-ı Kerim’de geçen şu iki âyet-i kerime de Peygamberimizin (sav) söylediklerini teyit etmektedir: “Ve o, hevasından (kendiliğinden-nefsinden) konuşmaz. O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez” (Necm: 3-4).


[2] Ahmed b. Hanbel, Müsnedu’l-İmam Ahmed b. Hanbel, XI/638; Mecma’u’z-zevaid; VII: 187. Muhammed bin Salih ed-Dimaşki; 2006: 323.



Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/yabanci-dili-yabancilardan-daha-iyi-bilmek-zorundayiz-6-4342h.html


Back To Top