24 Haziran 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Yahudi oyuncu İsrail’in ödülünü reddetti

Filistin’in başkenti Kudüs’te doğan Hollywood’un ünlü Yahudi oyuncularından Natalie Portman, İsrail’in son zamanlarda uyguladığı politikalara tepki göstererek, Genesis Prize (Ödül) Vakfı’nın 1 Milyon Dolarlık ödülünü reddetti.
Yahudi oyuncu İsrail’in ödülünü reddetti
Natalie Portman,İsrail’de yaşanan son hadiselerin kendisini olağanüstü derecede rahatsız ettiğini ve İsrail’deki herhangi bir kamuya açık etkinliğe iştirak etmek konusunda kendisini rahat hissetmediğini ve ödül törenine gitmekle iyi bir vicdan sahibi olamayacağını ilan etti.

Bunun üzere vakıf, kendilerinin geçmiş 5 yılda yoğun bir şekilde siyasileşmekten kaçındığını, Portman’ın kararının ise kaçındıkları bu politize olma duruma “hayırsever girişimlerini” sokabileceğinden korktuklarını ifade ederek, bu yılki töreni iptal etti. Böylece 2012’de kurulduğundan beri İsrail’de düzenlenen vakfın merasimi ilk defa bu yıl gerçekleşmeyecek.


ATATÜRK BARIŞ ÖDÜLÜ'NÜN BAŞINA GELEN ‘GENESİS PRİZE VAKFI’NIN DA BAŞINA GELDİ

İsrail, geçtiğimiz yılın sonunda Yahudi değerlerine bağlılığı ve gelecek nesillere ilham kaynağı olduğu için, Oscar ödüllü aktris Natalie Portman’i Genesis Ödülü’ne layık görmüştü. Portman, 2 milyon dolarlık para ödülünü Yahudi kadınların ihtiyacı için kullanacağını açıklamıştı. Siyonist propagandası yapan filmlerde de rol alıp her defasında İsrail devletinin meşruluğunu savunan Portman, bu sefer İsrail’in şiddete dayanan Filistin politikalarına tepki göstererek, ödülü reddetmekle İsrail devletini şoke etti. İsrail’in son yıllarda Gazze’de yaptığı katliam ve zulmü dolaylı da olsa destek vermek anlamına gelen bu ödülün bir Siyonist oyuncu tarafından reddedilmesi, çok manidardır.

Demek ki işin içine vicdan, insanlık, hak ve hukuk girdiğinde ne kadar cazip olursa olsun bir ödül elin tersiyle itilebilirmiş. Bunun ötesinde bu olay, gizlenen bazı gerçeklerin de yüz üstüne çıkmasına vesile olmuştur. İsrail’in Filistinlere/Müslümanlara uyguladığı politikaların, terör eylemlerinden farksız olduğu bizzat Siyonist bir aktris tarafından teyit edilmiş oldu. Ödüle layık görülen ve âdeta kahraman olarak ilan edilen Portman, bu ani tavır değişikliğinden dolayı İsrail devletinin yöneticileri tarafından birden itibarsızlaştırılmak istenmiştir.

Böylece ödül yoluyla yapılmak istenen plânların da maksadı anlaşılmış oldu. Bu ödül organizasyonu, aslında Siyonizm’i meşru gösterme yöntemlerle Büyük İsrail Devletinin kurulmasına yönelik sinsî bir plânın parçasıdır. Hakka ve iyi niyete dayanmayan hiçbir ödül sistemi ilelebet yaşayamaz. Siyonizm’i ayakta tutmaya yönelik bu ödül verme plânı, fiyasko ile neticelenmesi, beni Türkiye’de 1992 yılında ‘Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün başına gelenleri hatırlattı.

Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün Başına Ne Geldi?

Atatürk Uluslararası Barış Ödülü, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda dünya barışına hizmet eden gerçek ve tüzel kişilere T.C. Devleti eliyle verilen bir ödüldür. 1980 askeri darbesinden sonra Atatürkçü cunta tarafından dikte edilerek, 1984 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren ilgili tüzük gereğince her yıl önemli bir kişiye veya kuruma ödül verme plânlanmıştı. İlk ödül, 1986 yılında sorunsuz olarak NATO Genel Sekreteri Joseph Luns’a verildi. 1987 yılında sancılı bir şekilde Federal Almanya Cumhurbaşkanı Richard von Weizsaeckker’e verildi. Alman Cumhurbaşkanı, halkından gelen tepkileri de dikkate alarak, bir taraftan iki ülke arasında diplomatik kriz doğmasından diye hem ödülü kabul etti, hem de ödül merasiminde Türkiye’ye demokrasi dersi verdi. 1989 yılında ödül, Japon Prensi Takahito Mikasa’ya verildi.

Ödül, uluslararası bir nitelik taşıdığı halde 1990 yılında bir istisna yapılarak, yurt içinden gerçek bir Atatürkçüye layık görüldü. Ödülü alan kişi, askeri darbeden sonra tek başına Cumhurbaşkanı adayı olarak 1982 anayasa referandumuyla Cumhurbaşkanlığına getirilen Kenan Evren’den başkası değildi. Laik Kemalist Devlet, devletin başında olan Atatürkçü Cumhurbaşkanına ‘yurtta ve dünyada barışa katkı sağladığı’ iddiasıyla Atatürk Uluslararası Barış Ödülünü vermekle birlikte uğursuz bir sürecin ilk adımını atmış oldu.

1992 yılında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü, Güney Afrika’da yıllarca devam eden Irkçı Apartheid rejimi ile mücadele eden Nelson Mandela’ya (1918-2013) layık görülmüştü. Böyle bir ödülün diplomatik yollardan daha önceden kendisine haber verilmediği anlaşılan Nelson Mandela, haberi duyar duymaz 12 Mayıs 1992'de partisi Afrika Ulusal Konseyi (ANC) aracılığıyla ödülü kabul etmediğini duyurdu. Yapılan açıklamada, Mandela'nın bütün hayatını demokrasi özgürlük için mücadeleye adadığı, bu sebeple ödülü reddettiği belirtildi.

12 Eylül cuntasının Atatürkçülük üzerinden kendini uluslararası arenada aklaması için tasarlanmış olan bu ödül projesi, henüz 5. sahibini bulmadan krize yol açmıştı. Başta Lenin Barış Ödülü, Simon Bolivar Ödülü ve Nobel Barış Ödülü olmak üzere kendine takdim edilen 250'den fazla ödülü kabul eden Mandela, Atatürk ismini taşıyan ödülü, Türkiye'de Kürtlere yapılan ayrımcılıkları gerekçe göstererek, reddetti. Bu olay, her ne kadar Türkiye'de şaşkınlık ve üzüntüye yol açmış ise de tarihî bir gerçeğin ilelebet gizlenemeyeceğini de göstermiştir. Gerek tek parti döneminde, gerekse Atatürkçülük/Kemalizm adına yapılan bütün askeri darbelerde devlet ideolojisine uyum sağlamayan T.C. vatandaşları eziyet görmüştür. Kürtler, daha bundan birkaç yıl öncesi kamuya ait yerlerde kendi dillerini konuşamadıklarını hatırlatmakla yetineceğim.

Bu olaydan sonra T.C. Devleti, ‘sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer’ misali ödül dağıtma kriterlerini ve adaylarını ince eleyip sık dokumaya karar vermiştir. Atatürk Uluslararası Barış Ödülü, artık sorun çıkartmayacak dost kurum ve kişilere verilmeliydi. Bu doğrultuda 1995 yılında Türkiye Kızılay Derneği, 1996’da UNİCEF (Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Acil Yardım Fonu) ve 1997’de ise Bosna-Hersek Türk Barış Gücü ödüle layık görüldü. 1998’den sonra sırasıyla şu kişilere ödül verildi: 1998: Prof. Dr. Bernard LEWIS (Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi). 1999: Haydar ALİYEV (3. Azerbaycan Cumhurbaşkanı) ve en son 2000: Rauf DENKTAŞ (1. K.K.T.C Cumhurbaşkanı).

Velhâsıl-ı Kelâm

Türk okullarında tek taraflı olarak okutulan Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersleri dâhil Türk tarihi, kutsallaştırılmış bir devletin, şahsın ve(ya) ideolojin tek tip resmî tarihinden ibaret olamaz. Gerçek tarih, geçmiş toplumların hayat şartları, din ve vicdan özgürlükleri ve hakları ile ilgilenir. Gerçek tarih, devlet eliyle maniple edilebilir ama bilgi çağında medenî dünya, hür, objektif, eleştirel ve özgür araştırma yaklaşımları ile gizlenen tarihî gerçekleri, hiç ummadık bir anda bütün çıplaklığıyla alt üst edebilir. İşte Mandela, bunun ilk örneğini göstermiş ve Atatürk adına verilmek istenen T.C. patentli ödülünün marka değeri küresel boyutuyla birden düşmüştür.

Belki de bundan dolayı Atatürk Uluslararası Barış Ödülü, 2000 yılından beri başka hiçbir kuruluşa veya şahsa verilememiştir. İlgili Yönetmelik 2013 tarihinde (28585 sayılı RG) değiştirilmiş ve/fakat halen fiilî bir varlık gösterememektedir. T.C. Devleti/Hükümeti, Kemalist devrimlere uygun bir biçimde dünyada barışa katkı sağlayan ya bir şahıs/kuruluş bulamamakta, ya da küresel boyutuyla Atatürk adına ödül verme cesaretini artık kendinde görememektedir. Bu durumda 12 Eylül cuntacıların bir icadı olan bu uygulamadan bütünüyle vazgeçip her an bir yol kazası geçirebiliriz fobisinden kurtulmak adına kendi yakın tarihimizle yüzleşmek bizi daha çok rahatlatmaz mı?

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/yahudi-oyuncu-israilin-odulunu-reddetti-9-3963h.html


Back To Top