20 Ekim 2018 Cumartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Cehaletin sahte görkemi

Modern çağın küresel müstekbirleri, elbirliği yapmış bütün yeryüzünü pazara ve mezara çevirmeye ahdetmişler. Zaman, mekân ve mesafe algısının altüst olduğu ahir zaman devrinde, hiçbirisi gözünü kırpmadan sayısız katliamlar işlemekten geri durmadıkları gibi, mazlumların sessizliği ve korkaklığı cesaretlerini de artırmaktadır. Kapitalist yaşam tarzının adaletsizce üretimine alabildiğine yol verenler, ahlaksızca tüketiminde önünü alabildiğine açmanın bütün yollarını denemektedir. Mesele sadece bedenlerin ölümüyle sınırlı değildir. Buda tabi ki zulümdür, lakin ruhların, hissiyatın, insanlığın, ahlakın, adaletin, merhametin ölümü, bedenlerin ölümünden de öne geçmiştir.

Özelde bütün Müslümanların genelde ise yeryüzü insanlığının kahreden sessizliği karşısında tagutlar, insanlık onurunu ayaklar altına almakla kalmamakta, tanımı yapılamayacak zulümlere de gark etmekte. Mazlum ve mustazafların sessizliği, elinde güç olanların taraf değiştirmesi, kendi inancına ve insanına ihanet eden satılmışların varlığı, cehaletin sahte görkemini ortaya çıkarmıştır. “Zalimler ne kadar suçluysa, zulme sessiz kalan mazlumlarda en az onlar kadar suçludur” diyen Hz. Ali, zamanının zalimine karşı öyle mücadele etmiş ve etrafına da bu nasihatlerde bulunmuştur. Hükmeden, egemen olan, karar veren her zaman azgın azınlık olmuştur. Azgın azınlığın sahte görkemi, zulme rıza gösteren sessiz yığınların omuzlarına basarak boy göstermektedir.

Ya korktuğu için, ya konformist yaşamını terk edemediği için, ya da yeryüzünün tagutları tarafından satın alındığı için konuşabilecekler, karar verebilecekler, sessizliğini bozamadıklarından, konuşma ve itiraz etme fırsatlarını da kaybetmiş oldular. Yoksa bunca zulüm, bunca ihanet, bunca sömürü bir avuç azgın azınlık tarafından nasıl icra edilebilir?

Yeryüzünün tamamında işlenen zulümlerden, ihanetlerden, katliamlardan, sömürüden, ahlaksızlıklardan, adaletsizliklerden, merhametsizliklerden… Bütün insanlık sorumlu mudur bilemem ama “ben Müslümanım”diyen lakin kalbinde bir sızı dahi hissetmeyen bütün fertler sorumludur. Cehaletin sahte görkemi onlarında gözünü korkutmuş demektir. Oysaki cahili güç anlayışı, Müslümanın güç-kudret anlayışıyla uzaktan yakından alakalı değildir. Mesele, cahili gücün kudretinin sahte ve yapmacık olduğunu kavrayabilmektir.

Modern çağın kan içici vampirleri, dinden, ahlaktan, adaletten, merhametten uzak dünya görüşleri ve gelecek tasavvuruyla mekanik bir dünya kurmuş, kurdukları dünyada kendinden tarafa saf tutmayan bütün insanları da hasım olarak kodlamış. Kendileri tarafından kodlanmış düşman olarak gördüklerinin ilk sırada olanı da İslam dünyasıdır. Zira zamane tagutlarına muhalif olabilecek, itirazın bütün imkânlarını kullanabilecek sadece din olarak İslam ve bu dine iman eden Müslümanlardır. Muhkem kılınmış esasları, bütün aleniliğiyle Peygamberinin örnekliği, modern cehaletin sahte görkemine en büyük tehdittir. İslam bir din olarak, Müslümanlar imanlı birer fert olarak her türlü dünyevi görüşün, yaşam tasavvurunun, hayata nefsani olarak şekil vermeye çalışan hezeyanların karşısında durabilecek muktedirliğe sahiptir. İslam’ın diriltici ve dönüştürücü gücü, çağın müstekbirlerinin, hak yiyicilerinin korkulu rüyasıdır.

Bugün için genelde bütün dünyada özelde ise İslam Âleminde yaşanan insanlık dramının önüne geçmenin imkânlarına sadece Müslümanlar sahiptir. Müslümanların yapması gereken kirlenen zihinlerini vahyin arı-duru pınarlarında temizlemek ve peygamberlerinin örnekliğinde yeni bir dünyanın yeniden inşası için mücadele etmektir. Bu mücadele usulünü verili değerler üzerinden kurmalı, hakikati kendi geleneği içinde aramalıdır.

Bütün insanlığı işledikleri akla gelmez, hayal edilemez vahşetleri yaparak korkutan, nükleer silahlarıyla, kıtalararası füzeleriyle tehdit eden, her yeri gözetleyen uydularıyla adeta mahrem alan bırakmayan çağın müstekbirleri-tagutları, kurdukları mekanik egemenlikleriyle ruhtan, hissiyattan, merhametten, adaletten uzak cahili bir görkemle yeryüzünde ilahlık taslamaktadır. Bu kumdan kalelerin biraz cesaret, biraz feraset ve tamamen de Allah’a teslimiyetle yıkılması her an mümkündür.

Asıl acı veren yan, Müslümanların İslam’ın dönüştürücü potansiyelinin farkında olmamasıdır. Oysa modern çağda İslam Müslümanlara rağmen tagutlar-müstekbirler-kan emici vampirler tarafından asıl tehlike olarak görülmekte, ortadan kaldırılması gereken bir inanç algısıyla hareket edilmektedir. İngiliz sosyolog ve teorisyen Roland Robertson küreselleşmenin evrelerini bahsettiği sıralamada 5. Evre olarak söylediği Belirsizlik evresinde şöyle demektedir:

“Belirsizlik Safhası: 1960’ların sonunda başlayıp 1990’ların başına kadar süren bu safhada küresel bir dünyada yaşadığımız şuuru artmış, aya seyahat gerçekleşmiş, post-materyalist değerler vurgulanmış, soğuk savaş sona ermiştir. Nükleer ve termo nükleer silahlar yaygınlaşmış, küresel müessese ve hareketlerin miktarı artmış ve çok kültürlülük ve çok etniklik problemleri ortaya çıkmıştır. Sivil haklar meselesi küresel bir durum oluşturmuş, çevre problemleriyle birlikte insanlığın geleceğine dair endişeler artmış, sivil toplum ve dünya vatandaşlığı fikirlerine daha fazla ilgi duyulmaya başlanmıştır. Küresel medya sistemi ve onun karşıtları yerlerini sağlamlaştırmışlar. Küreselleşmeyi çözen ve yeniden inşa eden bir hareket olarak İslam zuhur etmiştir.”

Charles Taylor seküler bir dünya kurmak isteyen sermaye sahibi merhametsiz kapitalistlere akıl verirken, İslam dünyasına işaret ederek, “eğer bugün ve bu çağda seküler bir dünya kurmak istiyorsanız, bu planınıza İslam Dünyasını dahil edemezsiniz. Zira İslam tahrif olmamış kitabı ve örnekliği bütün Müslümanlar tarafından iman edilerek kabul görmüş bir peygamberin örnekliğinde yapıp-etmek istediklerinize direnecektir” diyerek Müslümanların farkında olmadıkları bir hususa işaret etmektedir.

Modern ve postmodern dönemde Müslümanların üzerine amansızca saldırılması, bütün imkânlarının elinden alınma gayreti, Müslümanların tekrar İslam’ın tevhid-vahdet-adalet-merhamet merkezli şuurunu kuşanabilme ihtimalinin olmasından dolayıdır. Müslümanlar hakikati kendi geleneği içerisinde aramaya başladığı zaman, cehaletin sahte görkemi çökecektir. Bu görkemin yüzlerce defa çöktüğünü biz Müslümanlar olarak insanlık tarihinden biliyoruz.

Yakup DÖĞER
http://www.mirathaber.com/yakup-doger-cehaletin-sahte-gorkemi-168-4969y.html


Back To Top