All for Joomla The Word of Web Design

Yoksulluk Halinde Gerçeği Görmek, Küfür Tehlikesini Ortadan Kaldırmaz

Halkın Birinci Gündeminde Beka Değil Ekonomik Kriz Var

Ankara Sosyal Araştırmalar Merkezi (ANAR) Genel Müdürü Dr. İbrahim Uslu, FOX TV canlı yayınında konuştu. “Ülkemizin beka sorunu var” söyleminin halkta karşılık bulmadığını belirten Dr. İbrahim Uslu, iktidar tabanının dahî bu söylemi inandırıcı bulmadığını vurguladı. Uslu sahada yaptıkları araştırma sonuçlarına göre, halkın birinci gündeminin yüzde 76,5 ile ekonomik kriz olduğunu ve beka dâhil diğer tüm sorunların yüzde 5’in altında kaldığını söyledi.

Yoksulluk Halinde Gerçeği Görmek, Küfür Tehlikesini Ortadan Kaldırmaz

Siyasete şekil veren veya vermek isteyen politikacıların gündem olarak belirledikleri gündem ile halkın ilgi duyduğu veya içinde bulunduğu gündem, birbirine uymayabilir. Ne var ki mezkur araştırmanın, siyasetin ve halkın gündeminin bu kadar çok farklılaştığını göstermesi, pek nadir görülen bir olgudur. Genelde Türkiye’nin gündeminin ilk sıralarında geleneksel hâle gelmiş bir biçimde hep işsizlik/yoksulluk/enflasyon gibi ekonomik sıkıntılar ile can güvenliğini tehdit eden terör/şiddet eylemleri gelir. Aslında bu sön dönem de pek farklı değildir. Ama hayat pahalılığı bağlamında ekonomik sıkıntılar son yıllarda bariz bir şekilde sorunsal alan olarak ilk sıraya tırmandığı çok açıktır. Buna rağmen iktidarın ülkenin en büyük sorunu olarak bekasını ön planda tutmak istemesi, haliyle vatandaşlarımızda tam olarak karşılığını bulmamaktadır.

Peki bu çarpık durumu nasıl izah etmek gerekir? Öyle anlaşılıyor ki hükümet, aslında var olan ekonomik sorunların çözümünde yetersiz kalmış olmanın çaresizliği içinde objektif gerçekler yerine kendilerince kurgulanmış şahsî duygu ve inançlarını empoze etmek niyetindedir. Hakikat ötesi beyanlar, genelde muhalefetin ve basın özgürlüğünün olmadığı kapalı rejimlerde belirli bir süre etkili olmaktadır. Ancak demokratik toplumlarda toplumun önemli bir kesimi geçim derdine düşmüşse siyasî iktidarın söylemleri değil reel hayatın şartları gerçek gündemi belirlemeye başlar. Maddî sıkıntılar içinde olmayan refah toplumu, belki yalan haber ve açıklamalara belirli bir dereceye kadar itibar edebilir. Manipüle edilmeye müsait kültür seviyesi düşük düşünmeyen-araştırmayan-toplumlar da gerçeğin değil yalanın müşterisi olabilir. Ne var ki işin içine en hayatî bir mesele olan ailelerin geçim derdi girdiğinde gündemi yakalayamayan gerçek dışı siyasî söylemlerin itibar edilme ihtimali de ekonomik krizin derecesine göre azalmaktadır.

Sahte Söylemlere İtibar Etmemek ve Gerçeği Görmek İyi, Lakin…

Yoksulluğun hissedilebilir bir raddeye geldiğinde vatandaşların bir kısmı tedricî olarak sessiz tepkilerini göstermeye başlar, yoksulluğun menfî yansımaları arttıkça toplumun sahte söylemlere değil içinde bulundukları acı gerçeğe inanmaya başlar. Bu süreçte geleneksel olarak devlete sadakat kültürünün hâkim olmasına bağlı olarak iyice yoksullaşan Türk toplumu, belki tepkilerini alenî bir şekilde ortaya koymaz ama geleceğe dair ümidini de yitirir. Bu süreçte toplumsal hayal kırıklığın ilk emareleri görülür. Ne yetişkinler, ne de gençler, geleceğe dair hayal kurar. Kurulan hayallerin ekseriyeti ise sadece yoksulluktan kurtulmak veya emek piyasasında ne olursa olsun bir iş bulmak ile sınırlı kalır.

Hayalleri en temel haklardan birisi olan geçim güvencesinden ibaret olan bir toplumun geleceği pek parlak olamaz. Halbuki ideal ve canlı bir toplumdan ne beklenir? En azından gençlerin yaşadıkları ülkeyi kalkındırmak adına girişim hayalleri kurmaları beklenir. En azından gençlerden mevcut kapitalist sistemin ıslahı için eleştirel düşünme yeteneklerini sözleriyle ortaya koymaları beklenir? Çünkü materyalist sistemin eksikliklerini görüp de tepkisel itirazlarda bulunmayanlar ne hayal kurulabilir, ne de statükoyu ortadan kaldırabilir. Siyasî sistem de ne yazık ki yapıcı eleştirilerde bulunanları dahî ödüllendirmek yerine onları sakıncalı bularak, gençlerin fikren atıl kalmalarına yol açıyor. Halbuki maddî ve manevî kalkınmanın itici gücü, toplumda tefekkür eden, beceri gösterebilen şuurlu vatandaşlardır.

Netice-i Kelâm

Vatandaşlarımızın ekseriyeti, beka sorununu içselleştirememiş ise bunda ekonomi hayatının iyice kötüye gittiğinin yani halkın yoksullaşmasının da bir işareti vardır. Yeni oluşturulan Cumhurbaşkanlık Hükümet Sistemi, stagflasyon görüntüsü veren ekonomiyi canlandıramazsa, işsizliği azaltamazsa, yoksulluğu gideremezse, toplumsal adaleti tesis edemezse, becerikli gençlere girişimcilik ruhu aşılayabilecek âdil rekabet ortamı oluşturamazsa, akademisyenlere ve bilim insanlarına özgür bir ortamda yapıcı eleştirel haklar tanımadıkça geleceğe yönelik toplumsal hayal gücümüz de kaybolur.

Hüsnü niyetle hayal kurmayı unutan yoksul fertler, nefislerinin esiri olur ve her türlü riske açık bir konuma gelebilir. Bu yönüyle yoksulluk ve açlık, en büyük sosyal olduğu kadar manevî bir risktir de aynı zamanda. Peygamberimizin (sav) bu bağlamdaki uyarısı çok önemlidir: “Nerede ise fakirlik, küfre denk olacaktı.” (Taberânî). Öyle ise yoksulluktan ve bunun olası tehlikelerinden kurtulmak için, tıpkı Peygamberimiz (sav) gibi dua edelim:

“Allah’ım, yoksulluk fitnesinin şerrinden, küfür ve yoksulluktan sana sığınırım.” (Müsned, V, 36, 39).

Hükümet yetkililerine de düşen görev, halkın acil gündeminde olmayan konular üzerinde hamaset söylemlerinde bulunmak yerine küfre (maddî/manevî karanlığa-sapkınlığa) yol açan yoksullukla etkin bir şekilde mücadele etmektir. Çünkü yoksul halkın gerçeği görmesi ile küfür tehlikesi kendi başına ortadan kalkmaz.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir