All for Joomla The Word of Web Design

Yöneticiyi Yoldan Çıkaran Beş Tutku

Patrick Lencioni tarafından kaleme alınan ve Ekin Duru’nun Türkçeye kazandırdığı “Yöneticiyi Yoldan Çıkaran Beş Tutku” adlı eseri bir solukta okudum ve beni hayli etkiledi. Yazarın tespitlerine biraz da İslamî çeşni katarak konuyu sizlerle paylaşmak istedim.

Bilindiği üzere toplumda iki sınıf düzelirse, bütün insanlar düzelmiş olur. Bozuldukları vakit de bütün insanlar bozulur. Bunlar da âlimler ve âmirler/yöneticilerdir.  Yöneticiler de nefis taşıdıkları için yoldan çıkabilirler. Önemli olan, kendilerini yoldan çıkaracak tutkuları bilmeleri ve onlara karşı da “nefis tezkiyesi, ruh terbiyesi” eğitimini uygulamalıdırlar.

Yöneticilere musallat olan beş ayartıcı tutku şunlardır:

1-Kurumun elde ettiği sonuçlardan çok, kendi kariyeri ve konumunu koruma üzerinde odaklanma tutkusu. Sonuçlar yerine, konumu tercih etmek. Hâlbuki idareci, o makama getirilmiş olmaktan çok, bir şeyler başarmış olmaktan onur duymalıdır. Bir antrenör için önemli olan, işe alındığı tarih değil, kazanılan maçlar ve şampiyonluktur. İdareciyi yönlendiren, egosu değil başarısı olmalıdır. Mesela bir genel müdür, bir şeyler başarmak için yanıp tutuşmalıdır.

2-Popülist olma arzusu, kişilerin beğenisini kazanma tutkusu. Başka bir ifadeyle birlikte çalıştığı kişilere sorumluluk verme yerine, onlar tarafından beğenilme isteği. Hâlbuki popüler olma yerine, sorumluluk verip hesap sorma tercih edilmelidir. Bir Müslüman hangi konumda olursa olsun hayatının merkezinde “Allah’ın rızasını kazanmak” olmalıdır. Onun yerine insanların kalbinde yer etmek varsa bu hizmetinin ahiret kazancı yoktur.

3-Kendi kararlarının doğruluğundan emin olma tutkusu. Açıklık yerine kesinliği seçme. Kendi fikirlerinin kesin doğru olduğu zehabına kapılarak fikir almaya ihtiyaç duymama. Bu bir mükemmellik hastalığıdır ve İblis’ten kalmadır. Kendi aklına haddinden fazla güvenmedir. Ortak akıl oluşturmayı ıskalamadır. Ortak akıl oluşturmak için de, وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ (Şûra:42/38) ayeti gereği istişare mekanizmasını sağlıklı işletmeli ve alınan kararlara önce kendisi bağlı kalarak uygulamalıdır. “Zaruret, siyaset ve maslahat” üçlüsü uydurarak işine gelmeyen kararları tırpanlamamalıdır.

4-Üretken fikir farklılığı yerine, uyumu tercih etme tutkusu. Uyum, isabetli karar alma açısından kanser gibidir. İsabetli bir karara ulaşmanın tek yolu, seni çevreleyen insanların tüm dürüst görüşlerini etkin bir biçimde özümsemektir. Üretken fikir farklılıklarından yararlanılmalıdır. Hiçbir zaman başkalarının fikirlerinden sonuna kadar yararlanmadan bir karara varılmamalıdır. Fikrimiz namusumuz değildir, gerektiğinde vazgeçebilmeliyiz.

Bir yönetici; kişilerin birbirlerine karşı çıkmalarından hoşlanmıyor ve birbirlerini kıracağından korkarak zor durumda kalmamak için onları ateşli ve heyecanlı tartışmalardan uzak tutmaya çalışıyorsa, fikir üretmenin önünü tıkıyor demektir.

Yönetici öyle bir anlayışlı ve hür ortam oluşturmalı ki, çalışanlar düşüncelerini hiç çekinmeden yüzüne karşı dile getirmelidir.

Üst düzey yöneticiler, kendi fikirlerine karşı çıkılması halinde güvenilirliklerini yitirecekleri gibi yanlış bir kanaat taşırlar. Her muhalif fikri bir başkaldırı sanırlar.

Rasulullah (sav) şöyle buyurur: “İnsanlar, muhalefetlerini ifade edemezlerse, bir kısım gizli oluşumların gelişmesinden ve beklenmedik zamanlarda tehlikeli patlamalar halinde ortaya çıkmasından korkulmalıdır.” (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte,16/141)

Bundan dolayı yöneticiler; çalışanlarına, unvanının ve egolarının bundan zarar görmeyeceği konusunda güvence vermelidir. Eleştiriye açık olmalıdırlar. Çünkü asıl dost olanlar, dostlarının hatalarını açık kalplilikle söyleyenlerdir. Hz. Ali “Benim hatalarımı söylemeyen, benim hakiki dostum olamaz” der.

Gerekirse kurum veya hizmet yapılanmasının sağlıklı sonuçlar alması için ateşli tartışmalar yapılmalıdır. Bu tartışmalar nefislerin tatmini için olmayacağından dolayı, sonunda kucaklaşılarak oturum kapatılmalıdır. Sahabede bunun örnekleri vardır. Mesela Said b. Müseyyeb der ki: “Ömer ile Osman, bir mesele için bir tartışmaya girerlerdi ki, onları seyreden birisi ‘artık bunlar bir daha bir araya gelmezler’ derdi. Ancak en güzel ve en tatlı bir şekilde ayrılırlardı.” (Kenzu’l Ummal,10/186)

Öyleyse ey yöneticiler! Çalışma arkadaşlarınızın muhalif fikirlerine destek verin. Kişisel saldırıları engelleyin ama fikir alışverişinin önünü kesmemeye özen gösterin.

5- Yara almaktan, yanlış yapmaktan, beğenilmemekten ve konumunu yitirmekten korkma tutkusu. İdareciler nispeten güçlü kişilerdir. Kendilerine bağlı kişiler tarafından incitilme ihtimali onları tedirgin eder. İnsanların kendi fikirlerine karşı çıkmaları halinde güvenilirliklerini yitirecekleri gibi yanlış bir kanaat taşırlar. Bu tür idareciler, üretken fikrî farklılığını ne kadar destekleseler de bunu sağlayamazlar. Çünkü yanlarında çalışanlar, onların tartışmadan kaçındığını bildikleri için kendilerini güvende hissetmezler.

Sonuç olarak; beş tutkudan hangisinin bizim için en karşı konulmaz olduğunu anlamanın en iyi yolu hangi tutkunun bizde var olduğunu belirlemektir. Bunu yapmanın bir yolu da “Hangi tutku beni tedirgin ediyor?” sorusunu kendimize sormaktır.

İdarecilerin başarısız olmalarının asıl nedeni bu tutkular değildir. İdareciler bu tutkularını başkalarının gözü önünde masaya yatırmak istemedikleri için başarısız olurlar. Oysa ancak tutkularını açığa çıkarırlarsa, kendilerine yardımcı olabilecek konumdaki elemanların desteğini sağlayabilirler.

Burada zor olan, bunun ciddi bir sorgulama gerektirmesidir. Çoğu idareci bundan hoşlanmaz ve direnir. Demek ki, başarının anahtarı, beş tutkuya kapılmaktan kaçınmaya çalışmak değil aslolan, tutkuları açığa çıkaracak “kendini sorgulama” ve bunlarla başa çıkmaya yardımcı olacak açık kalpliliktir. Açık kalpli erdemli bir kişiliğe ulaşmak da bir günde gerçekleşmez. “Nefis tezkiyesi ve ruh terbiyesi” eğitiminin tamamlanmış olması gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir