18 Ağustos 2018 Cumartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Hz. Peygamberi'n zaman yönetimi

Kabaca “Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit” olarak tanımlanabilecek olan zaman kavramı, bilim tarihinin en kadim konuları arasında yer almaktadır. İnsanoğlu, dünyayı bilinçli bir şekilde algılamaya başladığı andan itibaren zaman olgusunun kendisini çepeçevre kuşattığını görmüş; onu, ömür denilen dünyevî sürecin içerisinde anlamlı bir yere koymaya çalışmıştır. Bilindiği üzere zaman kavramı, tarih, felsefe, sosyoloji, psikoloji ve dahi tasavvufun olmazsa olmaz konu ya da unsurları arasında yer almaktadır.

Modern dönemde insanların önemli bir kısmı globalleşme, teknoloji ve şehirleşmenin de etkisiyle artık zaman yönetimini tabiattan bağımsız olarak, ayla, güneşle, yıldızlarla, hatta gündüz ve geceyle fert fert birebir irtibat kurmaksızın, önüne hazır konulan dijital verilerle gerçekleştirir hale geldi. Özellikle büyük şehirlerde geceyi gece, gündüzü gündüz yapan sınırların ortadan kalktığını gözlemliyoruz. Artık “sanal alem” adı verilen bir olgu var. Öyle ki bu yapay gerçeklik, bırakın toprağa basıp tabiatla iç içe olmayı, 21. yüzyıl insanını reel olandan büyük ölçüde ayırıp teknolojinin yön verdiği yapay dünyalarda yaşamaya mahkûm eder hale geldi. Bu gelişmelerin, zaman algısı ve zaman yönetimi hususunda insanoğlunu hangi mecralara sürükleyeceği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Hz. Peygamber’in insanı fıtrata, öze, yaratılışındaki saflığa ve masumiyete davet eden ve her zamana hitap eden söz ve uygulamalarının hayatın her alanında olduğu gibi zaman hususunda da olan-olması gereken dengesi açısından çok önemli çözümler sunacağı aşikârdır. Hz. Peygamber ve zaman yönetimi deyince ilk akla gelen husus, ibadetlerdir. Çünkü Hz. Peygamber’in ibadetlerden bağımsız bir zaman planlaması olmamıştır.
Hz. Peygamber günlük hayatını öncelikli olarak ibadetlere göre zaman dilimlerine ayırmış, günlük hayatın olmazsa olmaz unsurlarını, olağanüstü haller dışında ibadetler arasında kalan zamanlara serpiştirmiştir. Çünkü İslâm’da ibadet çok dikkatli bir zaman yönetimini gerektirir. İbadetler 24 saate yayılır ve her birisinin başlangıcı, bitişi kesin olarak bellidir. Vakitlerin tayini için çok dikkatli bir şekilde güneş, ay gibi gök cisimlerinin takip edilmesi gerekir. Bu esasen evrenle iç içe geçmiş tam bir şuur halidir. Yani Resûlullah’ın zihninde hiçbir zaman “Aylardan hangi ay, günlerden hangi gün, sabah mı öğlen mi?” gibi içinde bulunduğu andan bîgâne olduğunu gösteren sorular ve boşluklar oluşmamıştır. Hz. Peygamber, Medine’de yaşadığı on yıl boyunca her gün; fecr anından yatsıya kadar güneşin hareketlerini ve gündüzün yerini geceye bırakmasını takip ederek namaz vakitlerini, ayı takip ederek oruç günlerini, hac günlerini ve dolayısıyla fitre, zekât gibi ibadetlerin takibini yapmıştır. Vefatıyla sonuçlanan hastalığa yakalanıp ateşler içinde yattığında dahi namaz vakitlerini takip ederek tam bir şuur halinde yaşadığı ömrünü yine şuuru açık bir şekilde Refîk-i A‘lâ’ya yükselerek tamamlamıştır.
Hz. Peygamber için güneşin batması, yani akşam namazı vakti bir önceki günün sonu ve yeni günün başlangıcı anlamına gelmekteydi. Ertesi gün Hz. Peygamber için sabah namazı ile yani fecirle değil, gece namazı ile başlardı. Yatsı namazını kıldığında Hz. Peygamber adeta ashâbına, gecenin karanlığında kaybolarak istirahat edeceğini, Rabbi’yle baş başa kalıp bir önceki günün muhasebesini yapacağını, ertesi gün için hazırlık yapıp kararlar alacağını ilan etmiş olurdu. Yatsı vakti girince mescidde sahâbîlerin toplanmasını bekler, yorgun argın hallerini görünce uzun süre bekletmez, vakit girdikten kısa bir süre sonra namazı kıldırırdı. Sonra herhangi bir işle meşgul olmaksızın geceyi geçireceği hâne-i saâdete gider ve istirahate çekilirdi. Ev halkının halini hatırını sorduktan sonra hemen yatardı. Hz. Âişe, Hz. Peygamber’in yatsıdan önce uyumadığını, yatsıdan sonra ise ayakta kalmadığını ifade etmiştir.1
Hz. Peygamber gece ibadetini aksatmamak için, konforlu, yumuşak yataklarda yatmazdı. Gece ibadeti için kendisini uyandıran özel bir görevlisi, hizmetlisi de yoktu. Her gece ibadete kalkan Resûlullah için, gecenin ilk üçte biri geçtikten sonra uyanmak alışkanlık haline gelmişti. Gece ibadet için kalktığında dişlerini temizler, abdest alır ve ibadet ederdi. Çoğunlukla gece namazları ile vitri birleştirir, vitirle müezzini Bilâl’in sabah ezanı arasında ise bazen uyur, bazen uyanık beklerdi. Hz. Peygamber geceleri tabiri caizse “gönlüne göre” dakikalarca rükûda ve secdede kalarak, uzun uzun namaz kılardı. Hz. Âişe onun gece namazıyla ilgili “Ne kadar sürerdi, nasıl kılardı? diye sormayın, çünkü huşûunu, lezzetini, uzunluğunu tarif etmeye gücüm yetmez.” demiştir. Müezzini Bilâl (r.a.) gelip sabah ezanını okuduğunda onun ardından ezan lafızlarını tekrar eder,“hayyealessalâh”dendiğinde sabah namazını kıldırmak üzere evinden mescide çıkardı.2
Sabah namazını kıldırdıktan sonra Hz. Peygamber’in günlük faaliyet çizelgesinde sıra, en çok önem verdiği ve vakit ayırdığı hususlardan birisine, yani ashabı ile meşgul olmaya gelirdi. Namazı kıldırdıktan sonra mescidden çıkmaya yeltenmez, yüzünü ashâbına dönerek güneş doğuncaya kadar oturmaya devam ederdi. Bu şekilde beklemeye çok önem verirdi. Resûlullâh’ın ashâbıyla sohbetleri sabah namazından sonra başlar; güneş doğup bir miktar yükselinceye kadar da devam ederdi. Sohbetten önce Resûlullâh, çevresindeki sahâbîlerle tokalaşır ve kucaklaşırdı.3
Hz. Peygamber’in sahâbîlerle olan ilişkisinde merkezî rol oynayan yer Mescid-i Nebevî’dir. Medine’ye hicretinin ilk günlerinden itibaren yapımında bizzat çalışarak inşâ ettirdiği ve hanımlarına ait odaların büyük bölümünü de içine alan Mescid-i Nebevî, sabah namazıyla yatsı namazı arasındaki süre boyunca ve bazen de gecenin ilerleyen saatlerinde Resûlullah ile sahâbe arasındaki sohbetlere ev sahipliği yapmıştır. Resûlullah gün boyu Mescid-i Nebevî’de sahâbîlerin sorularını cevaplandırır, dilek ve şikayetlerini dinleyip ihtiyaçlarını giderir, yanlışlarını düzeltir, suçluların cezasını tayin eder, görevler verir, hitap eder, hediyeler verir, hediyeleri kabul eder, Medine dışından gelenlerle görüşür, torunlarıyla vakit geçirir, istirahat ederdi.4
Hz. Peygamber, bir süre sahâbîlerle meşgul olduktan sonra kuşluk vakti hâne-i saâdet odalarını teker teker dolaşır, beşer dakika her bir hanımının hatırını sorar, sonra gece yanında kalacağı hanımının odasına girerdi. Bu kısa ziyaretler sırasında yanlarında geçirdiği süreye de dikkat eder, eşit olmasını sağlamaya çalışırdı. Resûlullah, hanımlarıyla olan münasebetlerinde her zaman adalet duygusunu ön planda tutmuştur. Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber, zamanını hanımları arasında âdilane bir şekilde taksim eder ve “Allahım! Sen her şeye kâdirsin. Ben adaletli olmak için elimden geleni yapıyorum. Aciz kaldığım, güç yetiremediğim durumlar için beni sorumlu tutma.”diyerek dua ederdi.5
Hz. Peygamber’in evinde ailesiyle beraberken ne yaptığı, vaktini nasıl geçirdiği hep merak konusu olmuş, ümmehâtü’l-mü’minîn sık sık bu tür sorulara muhatap olmuşlardır. Hz. Âişe’ye “Resûlullah evde nelerle meşgul olurdu?” diye sorulduğunda “Diğer erkekler ne yapıyorsa onu yapardı.” dedikten sonra elbisesini temizler, koyununu sağar, kimseye buyur etmez, kendi işini kendisi görür, aile fertlerine de işlerinde yardımcı olurdu.”diyerek Resûlullah’ın evde yapıp ettiklerini sıralamıştır. Hz. Peygamber’in evde ayrıca deri parçalarını üst üste koyup dikerek ayakkabı yaptığı, elbisesini tamir ettiği, toprakları sulamada kullanılan büyükbaş hayvanların yemlerini verip, evi süpürdüğü, devesinin ayaklarını bağladığı gerek Hz. Âişe gerekse yardımcısı Enes tarafından ifade edilmiştir. Hz. Âişe, Resûlullah’ın evde iken hiç boş durmadığını, ya ihtiyaç sahibi bir kimsenin ayakkabısını yamadığını ya da kocası ölmüş fakir kadınlar için elbise tamir ettiğini en çok da yama işi ile meşgul olduğunu ifade etmiştir.6
Resûlullah, günlük kişisel bakımını da evinde gerçekleştirirdi. Saçlarını yıkar, tarar, yağlar, bıyıklarını kısaltır, şekillendirir, gözlerine sürme çeker, tırnaklarını keser, vücut temizliğini yapar, dişlerini temizler, çamaşırlarını yıkar ve gerek saçına gerekse vücuduna güzel kokular sürerdi. Resûlullah gün içerisinde farz namazları Mescid-i Nebevî’de cemaatle kıldırır, nâfileleri ise genellikle hâne-i saâdet odalarında edâ ederdi.7
Hz. Peygamber’in öğünleri, oruçlu olduğu günlerde sahur ve iftardan ibaretti. Eğer güne sahurla başlamadıysa sabah namazı sonrası geceyi geçireceği hanımının odasına gelip selam verip hal ve hatır sorduktan sonra, evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorardı. Varsa şükrederek yer, “yok” denirse bir süre daha bekler ya da oruca niyet ederdi. Bu durumda oruçlu olmadığı günlerde sabah namazından sonra yemek yediğini söyleyebiliriz. Sabahleyin yediği yemeğin ardından gün içerisinde kaç öğün ve hangi sıklıkla yemek yediğini net bir şekilde ortaya koymak mümkün görülmemektedir. Yalnız gün içerisinde acıktığında, akşam yanında kalacağı zevcesinin odasına gidip ikramda bulunulmasını istediğini biliyoruz. Hatta eğer çok acıktıysa ve evde bir şey yoksa diğer hanımlarına haber gönderip, gelecek olan yemeği beklediğini tespit edebiliyoruz. Bazen Resûlullah’ın zevcelerinden birisi evinde yemek pişirir ve yemeği, Hz. Peygamber’in kaldığı eve ya bizzat kendisi götürür veya câriye ya da mevlâsıyla gönderirdi. Hz. Peygamber’in hanımlarının odalarına, özellikle de geceyi geçireceği hanımının odasına, sahâbîler hediye olarak yemek gönderirlerdi. Hz. Peygamber o esnada yanında olan aile fertleriyle birlikte, hediye edilen yemeklerin tadına bakar, yemeğin geri kalanını duruma göre diğer hanımlarına ya da başka sahâbîlere gönderirdi. Resûlullah, gece ibadeti için kalktığında, eğer evde kuru hurma veya kuru üzüm gibi bir yemiş varsa bir iki tane yer, hazır şıra vb. içecekler varsa içerdi.8
Hz. Peygamber, seferler, umre ve hac yolculukları dışında Medine’de, Mescid-i Nebevî çevresinde sakin bir hayat sürmüştür. O, Medine günlerinde fırsat buldukça üzüm bağlarına, hurma bahçelerine, tarım arazilerine, kuyu başlarına gider; buralarda soluklanır, dinlenir, derin düşüncelere dalıp dünya ve ahiret hallerine dair ashâbıyla sohbet ederdi. Gün içerisinde zaman zaman Medine’deki mahalle mescitlerini ve Kubâ mescidini ziyaret etmiştir. Ayrıca sahâbîlerin davetlerini geri çevirmemeye özen gösteren Resûlullah, zamanı elverdiği ölçüde zengin-fakir, kadın-erkek ayırımı yapmaksızın davetlere icabet etmiş, misafir olduğu evlerde namaz kılmış, hâne sahiplerine dua etmiş ve ev halkı için geride unutulmaz hatıralar bırakmıştır. Bu bağlamda fakir, miskin, zayıf, güçsüz kimselerin, hatta kölelerin dahi davetine icabet etmiştir. Hz. Peygamber’in, Mescid-i Nebevî’ye 9-10 km. uzaklıktaki köylerden gelen davetleri de geri çevirmediği bilinen bir husustur. Hz. Peygamber yemek dâvetleri yanında sıklıkla hasta ziyareti vesilesiyle de sahâbîlerin evlerine misafir olmuştur. Kimi zaman yaya kimi zaman binekli olarak gerçekleştirdiği bu ziyaretlere giderken ve gelirken, yollarda çeşitli olaylarla karşılaşmış, bu olaylara gerekli gördüğü takdirde sözlü ve fiilî olarak müdahale etmiş, beğendiği ya da kerih gördüğü durumları izah etmiştir.9
Hz. Peygamber’in Medine’de te’sis ettiği yeni hayatında musallâ, mezarlık ve çarşı pazar, Mescid-i Nebevî’nin hemen yanında uzanan geniş araziler üzerindeydi. Allah Resûlu, bayram namazlarını mescidde değil, kadın-erkek-çoluk-çocuk-genç- yaşlı-hür-köle herkesin katılmasını istediği için Bakî mezarlığı ve Bakî çarşısı yakınlarında musallâ denilen alabildiğine geniş bir arazide kılardı. Hatta iki gün öncesinden ashâbına topluca hitap ederek bunu ilan ettirir ve dışarı çıkarken üzerine alacağı bir dikişsiz elbise (cilbâb) bulamayan kadınların, önceden komşularından temin ederek hazırlıklı olmalarını isterdi. Musallâ, yağmur duası için de toplanma yeriydi.10
Hz. Peygamber gün içerisinde Bakî çarşına uğrar, dolaşır, esnafı teftiş eder, alışveriş yapardı. Resûlullah’ın sıklıkla ziyaret ettiği bir diğer yer hiç şüphesiz Bakî mezarlığı idi. Bir sahâbî vefat edince, Hz. Peygamber eğer vakti müsaitse Mescid-i Nebevî’de cenaze namazını kıldırdıktan sonra cenaze tedfin işlemlerine katılmak üzere cenazeye eşlik ederdi. Resûlullah bunun için cenazenin önünde yürürdü. Hz. Peygamber’in Medine’deki günlük hayatında rutin kabir ziyaretlerinin önemi büyüktür. Hatta Resûlullah, geceleri ibadet için kalktığında, tekrar yatağına dönmeden önce Bakî mezarlığına gitmeyi alışkanlık haline getirmişti.11
Hz. Peygamber döneminde atlar ve develer, binek olmalarının yanında Allah yolunda cihad ederken müşrik unsurlarla karşı karşıya gelindiğinde, İslâm ordusunun gücüne güç katması açısından önemliydi. Bu yüzden Hz. Peygamber sahâbîlerden atlarını iyi eğitmelerini ister, bu hususta onları teşvik etmek için at ve deve yarışları düzenler,12 kazanana ödül verirdi. Bu düzenlemeyi yaparken “şu gün, şurada” diye ilan ettirirdi. Hz. Peygamber sahâbîlerin atlarını beslemeleri, zekât develerinin otlatmaları için koruluk yerler belirlerdi. Örneğin Nakî’yi atlar için koru kılmış, Rebeze’yi de zekât develeri için koru olarak belirlemiştir.13
Boş durmayı hiç sevmeyen Hz. Peygamber’in zaman zaman ağıl ve ahırlarda zekât hayvanlarını işaretlediği de dikkatleri çekmektedir. Sonuç olarak Hz. Peygamber, kendisine bahşedilen ömür nimetini en güzel şekilde değerlendirmiş, geçip giden zamane bigâne bir tutum sergilemeksizin, her anını şuurla idrak etmeye gayret göstermiş, gecesiyle gündüzüyle 24 saatini dikkatli bir şekilde planlayarak bereketli bir ömür sürmüştür. Medine’deki günlük hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Mescid-i Nebevî’de, zamanının büyük bir bölümünü sahâbîlerine ayırmış; İslâm dininin ruhunu, derinliğini, inceliklerini anlayıp yaşamaları, kendisinin vefatından sonra aldıkları bu ışığı tüm dünyaya yayacak idrak ve kabiliyete kavuşmaları için gecesini gündüzüne katarak çaba sarfetmiş; Allah’a, İslâm’a adanmış bir ömür yaşamıştır. İnşâ edildiği ilk günlerden itibaren hâne-i saâdet odalarında adaleti, hoşgörüsü, sevgi ve şefkât dolu davranışları, güler yüzü ve tatlı sözleriyle, mü’minlerin annelerine değerli olduklarını hissettirmiştir. Gazveler dışında Medine’de bulunduğu süre içerisinde sık sık hasta ziyaretinde bulunmuş, davetlere icabet etmiş, Mescid-i Nebevî’ye yürüme mesafesindeki mahalleleri ziyaret etmiş, sık sık Bakî çarşısında teftişlerde bulunmuştur. Zamanın nasıl da hızla akıp gittiğinin en müşahhas hali olarak Mescid-i Nebevî’nin yanı başında yer alan Bakî mezarlığını sık sık ziyaret etmiş, güler yüzüyle, tevazusuyla, son derece veciz ve beliğ konuşmalarıyla sahâbîlerin gönlünü fethederek, zaman açısından bereketli bir ömür geçirerek Refîk-i a‘lâya kavuşmuştur.

DİPNOTLAR
1Buhârî, “Mevâkît”, 13; Müslim, “Mesâcid”, 237; Kamacı, Fatımatüz Zehra,
Hz. Peygamber’in Günlük Hayatı 1: Mescid-i Nebevî, 2. Baskı, İstanbul
2017, s. 403-404; Kamacı, Hz. Peygamber’in Günlük Hayatı 2: Hâne-i
Saâdet, İstanbul 2016, s. 137-139.
2Buhârî, “Teheccüd”, 16; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 125, Kamacı, Günlük
Hayat 2, s. 180-201.
3Dârimî, “Salât”, 97; Şâmî, I Sübülü’l-hüdâ ve’r-reşâd fî sîreti hayri’l-‘ibâd
(nşr. Âdil Ahmed-Ali Muhammed), I-XIV, Beyrut 1993, I, 74, Kamacı,
Günlük Hayat 1, s. 67.
4Detaylı bilgi için bk. Kamacı, Günlük Hayat 1, ilgili yerler.
5İbn Sa‘d, VIII, 168, 170; Ebû Dâvud, “Nikâh”, 37; İbn Mâce, “Nikâh”, 47,Kamacı, Günlük Hayat 2, s. 213-215

6İbn Sa‘d, et-Tabakâtü’l-kübrâ (nşr. İhsan Abbas), I-IX, Beyrut 1968, I,
366; İbn Seyyidünnâs, Uyûnü’l-eser fî fünûni’l-megâzî ve’ş-şemâil ve’ssiyer
(nşr. Muhammed el-Îd el-Hatrâvî-Muhyiddîn Mestû), I-II, Beyrut
1992, II, 441;Şâmî, VII, 38, 85, Kamacı, Günlük Hayat 2, s. 264-271.
7Detaylı bilgi için bk. Kamacı, Günlük Hayat 2, s. 151-167, 201-207.
8Müslim, “Sıyâm”, 169; İbn Mâce, “Sıyâm”, 26; Şâmî, IX, 257. Ayrıca bk.
Kamacı, Günlük Hayat 2, s. 61-109.
9Bk. İbn Sa‘d, I, 370-371.
10Buhârî, “İstiskâ”, 15-20; İbn Seyyidünnâs, I, 373; Şâmî, VIII, 336.
11Buhârî, “Rikâk”, 42; Müslim, “Cenâiz”, 60-61; Tirmizî, “Cenâiz”, 26.
12Vâkıdî, Kitâbü’l-Megâzî (nşr. Marsden Jones), I-III, Beyrut 1989, II, 426.
13Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I-VI, Beyrut 2004, 461/II, 155; Şâmî, IX, 39.


Yrd. Doç. Fatımatüz Zehra KAMACI
http://www.mirathaber.com/yrd-doc-fatimatuz-zehra-kamaci-hz-peygamberin-zaman-yonetimi-150-3016y.html


Back To Top