All for Joomla The Word of Web Design

Yusuf Kaplan: Türkiye, Cinsiyet Eşitliği Gibi Sinsi Projeleri Kaldırmalı

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, 25 Ocak 2019 tarihliTürkiye’nin “cinsiyet”le imtihanı” köşe yazısında dünyada aile ve toplum dokusunun en güçlü ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini belirterek  “İstanbul Sözleşmesi ve cinsiyet eşitliği projeleriyle aile yapısı ile sosyal dokunun büyük bir saldırıyla karşı karşıya” olduğunu savundu. Kaplan, “Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden derhal çıkmalı ve “cinsiyet eşitliği” gibi sinsi projeleri vakit geç olmadan kaldırmalıdır” dedi.



Feminizme Karşı Fıtrat Ekseninde Cinsiyetler Politikasını Geliştirmeliyiz


Batı dünyasına karşı biz Müslüman mütefekkirler, ilim insanları ve siyasetçiler cinsiyet odaklı sosyal politika alanında daha makul ve alternatif görüşler ve ilkeler geliştirmediğimiz sürece hep ecnebilerin sakat ve mahsurlu projelerin kurbanı olmaya devam edeceğiz. Bunların başında feminizmin ürettiği CİNSİYET EŞİTLİĞİ gibi fikir ve dayatmalar gelir. İlk önce isterseniz şu feminizm denilen ideolojik aygıta bir göz atalım…

Latince “femina” (kadın) kökünden gelen feminist (kadınsı) hareket, esas itibariyle, Fransız ihtilâli yıllarında 1791'de Olympe de Gouges'in "Kadın Hakları Beyannamesi" ile ortaya çıkmıştır. 19. asrın ortalarından sonra Batı dünyasında ortaya çıkan ve kadın hareketi ile özdeşleşen feminizm (kadınsılık), başta eğitim ve çalışma alanında olmak üzere kamusal alanın bütün safhalarında, cinsiyet farkı gözetilmeksizin, eşit haklar talep etmekteydi.

Toplumun gidişatına müdahale konusunda kendilerine eşit fırsatın verilmesini ısrarla talep etmeye başlayan Hristiyan ülkelerde yaşayan feminist kadınlar, geniş bir yelpazede ele alınan konulara, genellikle eleştirel bir biçimde yaklaşmaktaydı. Feminizm, daha sonra kadın ile erkek arasındaki iktidar ilişkisini değiştirmeyi hedefleyen siyasî ağırlıklı bir kadın hareketine dönüşmüştür. Erkek merkezli toplumsal normları ve kadın-erkek arasındaki ayrımda erkek üstünlüğünü sona erdirmeyi amaçlayan ilk feminist kadınlar, sosyal hayatın bütün alanlarına rahatlıkla girebilmek için, hukukî, sosyal, çalışma ve eğitim haklarının eşit bir biçimde kendilerine de verilmesi konusunda birlikte hareket etmiştiler.

Feminist kadınlar, yeni oluşan toplumda gelişen parlamenter rejimde aristokrasiden alınarak, erkeklere verilen egemenlik haklarından kendileri de pay almak istemiş ve oy hakkını da tâlep etmişti. Feminizm, kadın hakları savunuculuğu anlamıyla ilk kez 1892’de Paris’te toplanan “Birinci Uluslararası Kadın Kongresi”nde kullanılmıştır. Feminist kadın politikaları, cinsiyet ayrımından doğan sorunları çözmeyi, erkeklerin sahip oldukları bütün hakların ve yetkilerin kadınlara da aynen verilmesini ve kadınların her türlü eşitsizlikten kurtarılmasına yönelik feminist kadınlar tarafından geliştirilmek istenen politikalardır.

19. yüzyılın feminist hareketlerinin temel hedefi, kadına toplumsal her alanda eşit haklar elde etmek iken, 1960 sonrasındaki feminist grupların söylem ve mücadeleleri farklılaşmıştır. Modern diyebileceğimiz bu feministler, kadını, toplumun her alanında özgür kılmayı, çocuk doğurma ve yetiştirme faaliyetleri de dâhil olmak üzere, cinsiyetle bağlantılı tüm sosyal rolleri terk etmeyi temel gâye olarak görmekteydiler. Kadın kimliğini ve cinsiyetini yeniden ele alırken, adaletsiz toplum yapısının sebebini de toplum içinde halen ezici bir unsur olarak gördükleri erkek egemenliğine, bir başka deyişle patriarkal sisteme bağlamaktaydılar. Modern kadın hareketi içinde yer alan kadınlar, her türlü kalıptan sıyrılmayı temel eksen sayan bir yaklaşımla teorik çerçevelerini oluşturup, siyasî eylemlerini de buna göre düzenlemekteydiler.

Dolayısıyla, erkek egemenliğinin bir ürünü olarak gördükleri parlamento gibi kurumlar da, modern kadın hareketinin hedef noktası olmuştur. Bugün, cinsel eşitlik, yani kadınlarla erkekler arasında, mesela eğitim, sağlık, idarî mevkiler, bakanlık görevleri ve parlamentodaki sandalyelere erişim bakımından iktidarın ve fırsatların eşit paylaşımı, feminist kadın politikalarının başında gelmektedir. Ancak, feminist politikalar da kendi içinde bazı kollara ayrılmıştır. Meselâ, liberal feminizm, temel sosyal, siyasî ve ekonomik kurumlarda çok radikal değişiklikler talep etmeksizin, daha çok kanunî reformları savunurken, radikal feminizm, cins-temelindeki yapısal eşitsizliklerle ilintili derin sosyal, siyasî ve ekonomik değişiklikleri savunmaktadır.

Hangi feminist akım çerçevesinde şekillenirse şekillensin, genelde klâsik kadın politikalarının aktörleri ve hedef kitlesi hep kadınlar olmaktadır. Feminist odaklı kadın politikaları, sosyal yapıdan kaynaklanan kadın sorunlarının çözümünde dahî, kendi kendine koyduğu cinsiyet sınırlamalarından dolayı etkin olamamaktadır. Kadınlarla ilgili sosyal sorunlara sadece kadın bakış açısından bakılarak bir çözüm bulunamayacağı ortadadır. Her sosyal sorun gibi kadın probleminin çözümünde de siyasî, sosyo-ekonomik, ahlakî, fıtrî ve dinî unsurların dikkate alınması gerekmektedir.

Müslüman Toplumlara Fıtrat Ekseninde Bir Cinsiyetler Politikası Daha Uygundur

Cinsiyet kökenli farklılıkları dikkate almadan yürütülmek istenen feminist kadın politikaları, her ne kadar cinsiyet rollerini değiştirmek ve cinsiyetler arasında eşitliği sağlamak amacını gütseler dahî, hakikatte cinsel ayrımcılığını ortadan kaldırma noktasında yetersiz kalmaktadır. Diğer taraftan, istatistikî anlamda eşitlikçi bir yaklaşım ve uygulama dayatmaları da bazı durumlarda (mesela meslek tercihlerinde) kadınları daha da dezavantajlı duruma götürebilmektedir.

Feminist kadın politikalarından farklı olarak gittikçe fıtrat ekseninde şekillenmeye başlayan kadın ve aile politikaları, toplumsal beklentilere göre oluşan sosyal rolleri ihmal etmeden tabiî bir sosyal değişim ve dönüşüm sürecinde ortaya çıkan cinsiyet tercihli görev ve iş bölümünün de desteklenmesini savunmaktadır.

Batı‘da modern sosyal politikalar, feminist akımların ortaya attığı kadınlara eşitlik ilkesini prensip itibariyle benimsemekte ve cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı tedbirlerin gerekliliğini aynı inançla savunmaktadır. Ancak, bu hedeflerin, değişik sosyal alanlarda kadınların lehine olduğu iddiasıyla konulmak istenen kota gibi dayatmacı uygulamalar yerine sosyal diyalog ve uzlaşma kültürü ile hayata geçirilmesi gerektiğine inanmaktadırlar.

Her alanda mutlak eşitliği savunan feminist politikaların etkinliği hususunda toplumsal tereddütler ve tepkiler oluşmaya başlaması ile birlikte sosyal politika çalışmaları, fırsat eşitliğinin kadın ve erkeklerin benliğine ve oluşan sosyal rollere uygun bir şekilde sağlanmasına odaklanmıştır. Cinsiyete dayalı alternatif sosyal politika anlayışına göre, çoğulcu bir toplumda fırsat eşitliğinin, değişik hayat şartları içinde yaşayan ve psiko-sosyal yönden farklı ihtiyaçları olan kadın ve erkelerin sosyal sorumluluklarının da toplumsal dokunun kabul edebileceği bir denge içinde ve karşılıklı rıza çerçevesinde sağlanması gerekmektedir. Onun için hayat gerçeklerinden yola çıkarak cinsiyetlerle ilgili olarak hem fıtrata, hem de manevî değerlerimize uygun ortak siyasî ve sosyal nitelikli kararların alınması gerekmektedir. BU bağlamda her iki cinsiyete ait potansiyellerin gün ışığına çıkmasına ve uygun alanlarda aktif olarak değerlendirilmesine ve geliştirilmesine fırsat verilmelidir. Cinsiyetlerin zayıf ve güçlü özelliklerine göre isabetli yönlendirmeler ve teşvikler neticesinde kişilerin motivasyonu artmakta, kendi benliklerini bulmada yardımcı olunmakta, gerek toplum, gerek meslek, gerekse çalışma hayatının değişik alanlarında etkinlik, verimlilik ve kalite artmaktadır. İşte bu bakış açışı, fıtrat ekseninde kadın ve erkek politikalarının doğuşunu hazırlamaktadır.

Bir şeyi başlangıcında yarmak, kazmak anlamına gelen “fatr” kökünden türemiş olan fıtrat, “ilk yaratılış” anlamına gelmekte ve terim olarak da bütün insanlar için müşterek ve umumî olan yaratılış özelliğini veya yaratılıştan gelen ruhî, biyolojik ve fizyolojik hususiyetleri yansıtmaktadır. Fıtrî sosyal politikalar ise, geniş mânâda toplumun, dar mânâda belirli bir sosyal grubun (kadın ve ailenin) sosyal sorunların çözümünde, genel olarak bio-psiko-sosyal bir varlık olan insanların ontolojik altyapısının dikkate alınarak çözüme kavuşturulmasına yönelik politikalardır.

Fıtrî sosyal politikaların bir parçası olan kadın ve aile politikaları, sosyal psikoloji, biyoloji, din psikolojisi ve sosyoloji gibi sosyal bilim dallarının katkılarıyla, insan yaratılışına uygun cinsiyetler politikası geliştirmeyi uygun görmektedir. Sosyal sapmalara meydan vermemek ve kalıcı bir sosyal barışı temin etmek için, sosyal politikaların, toplumun doğuştan sahip olduğu psikolojik özelliklerinin yanında sosyolojik, ontolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel yapısına göre belirlenmesi ve uygulanması gerekmektedir. Sosyal (sosyolojik) boyutuyla fıtrat odaklı cinsiyetler politikasının temel özellikleri ise kısaca şunlardır:

•          Cinsel Sosyalleşme (Toplumsal Cinsiyet) Dikkate Alınmaktadır: Her bir cinsiyet üyesi için, münasip diye görülen tutum ve davranış hakkındaki toplumun beklentileri, bir başka ifadeyle sosyalleşme süreçleri sırasında fertlerin cinsiyet hususiyetlerini geliştirme biçimlerine müdahale edilmez. Dolayısıyla, kadınlar ve erkekler arasındaki sosyal olarak kurulmuş, zaman içinde değişebilen, kültürler arasında ve her bir kültürde yaygın değişiklikler gösteren farklılıklara önem verilmektedir. Sosyal cinsiyet, insanların rol, sosyal mesuliyet ve fırsatlarını çözümlemeye yarayan sosyo-ekonomik ve siyasî bir değişkendir ve hem erkekleri (erkeklik rolleri açısından), hem de kadınları (kadınlık veya kadınsılık rolleri açısından) kapsamaktadır.

•          Cinsiyet Rolleri Benimsenmektedir: Cinsiyet rolleri, kadın ve erkeklerin cinsleri temelinde nasıl düşünme, davranma ve hissetmeleri gerektiğini tanımlayan, sosyal olarak öngörülmüş farklılıklara dayanan, toplumsal olarak belirlenmiş davranış, yükümlülük ve sorumluluklardır. Cinsiyet farkı sebebiyle kadın ve erkeğin, doğuştan itibaren tabiî olarak taşıdıkları veya kendi kabiliyetlerinden ziyâde toplumun genel beklentilerine uygun olarak yüklendikleri farklı sosyal rollere müdahale edilmemektedir.

•          Cinsel Hakkaniyet İlkesi Benimsenmektedir: Siyasî, dinî ve sosyo-kültürel konumuna bağlı olarak farklı anlamlar taşıyan cinsel hakkaniyet ölçüsüne göre, kadın ve erkek, sosyal ve hukukî yönden eşittir. Ancak, sosyal yapının özellikleri ve(ya) fıtrî temayüllerin sosyal hayatta değişik bir şekilde tezahür etmesi, kısacası sosyal gerçeklerin farklılıklarından dolayı cinsiyetlere ait rol, vazife ve sorumlulukları da farklı olabileceği için, cinsiyetler politikasının, fırsat eşitliği yanında fırsat adâleti ilkesine göre şekillendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, cinsiyetlerin, doğal yapısına uygun olarak değişik alanlara yönelik tercihleri sonucunda oluşan dağılım, mutlak anlamda eşit sonuçlanmamış olsa dahî, yine de hakkaniyet (adâlet) ölçülerine uygun olmaktadır.

Ezcümle

Cinsiyetler arası mesafeyi iyice açan ve sosyal gerginliklere sebebiyet veren feminist politikaların yetersizliği üzerine bizler fıtratı esas alan evrensel bir dünya görüşümüzü ortaya koymalıyız. Fıtrat ekseninde yürütülmeyen bütün sosyal politikalar, netice itibariyle sosyal barış ve sosyal bütünleşme gibi ulvî hedeflerine bir türlü ulaşamadığı gibi, bazen yeni sosyal sorunlara ve başkalaşmalara da yol açmaktadır. Son tahlilde, insanlığın sosyal gelişimi ve dolayısıyla maddî ve manevî tekâmülü, bütüncül bir anlayışa sahip olan fıtrî sosyal politikaların uygulanmasına bağlı olduğu bir gün anlaşılacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir