22 Mayıs 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Suriye’ye neden ABD müdahalesi bekleniyor?

Garip bir beklenti içine girdik. Önce ABD Suriye’den çekildi, çekilecek tartışmalarını yaptık. Şimdi de ABD müdahale etti, edecek gündemiyle yaşıyoruz. Bu görüntü coğrafyamızın hak etmediği, İslâm dünyasına yakışmayan bir görüntü diyeceğim ama maalesef hakikat budur.

Son 15 yıldır İslâm dünyasını büyük felaketlerin içine sürükleyen sebepleri unutmuş, okyanus ötesinden gelecek karara bel bağlamışız. Eğer Suriye’ye müdahale edilecekse bunu bunca silah stokuna sahip Müslüman ülkeler neden yapamıyor?

YENİ Mİ OLDU, YENİ Mİ DUYDUK?

Geçen cumartesi, Şam yakınlarında Doğu Guta’da Beşşar Esad’ın gerçekleştirdiği katliamda 100’e yakın masum çocuk, kadın, genç, ihtiyar hayatını kaybetti. Elbette elîm bir durum, elbette fecaat, elbette savaş suçu ve insanı utandıran bir felâket.

Oysa bu yeni değil, Suriye rejimi, 2011’den beri bunu hep yaptı. Olayları başlatan hadiseleri ne çabuk unuttuk. Duvarlara yazı yazan bir kaç çocuk Der’a’da keskin nişancılar ile katledildiğinde Doğu Guta katliamı başlamıştı.

ABD’nin bakışları önünde, Rusya’nın yardımı, İran ve daha birçok ülkenin desteği ile Suriye’de 600 bine yakın insan hayatını kaybetmedi mi? İki milyona yakın insan hâlâ yaralı değil mi? Yarısından fazlası Türkiye’de olan 6 milyon insan mülteci konumuna düşmüş; bir o kadarı da Suriye içinde yerinden edilmedi mi?

Bu utanç tablosunu seyredenlerin Doğu Guta’daki katliamlar ile mi vicdanları harekete geçti, geçecek? Eğer mesele Batılıların kendi ürettikleri Frankeştaynları olan kimyasal silah ise BM raporlarına bakalım: Bu raporlara göre; Suriye’de en az 33 kere kimyasal silah kullanıldığı biliniyor. Üstelik bunların 27’sinin şüphelisi de Suriye rejimi.

2013’te Doğu Guta’da binden fazla insanın sarin gazı ile öldüğünü bütün dünya seyretmedi mi? Onbinlerce görüntü BM’nin arşivlerine girdiği halde kimin kılı kıpırdadı?

Zihnimizi kemiren bu soruların cevabını şimdi alabilecek miyiz? Hayır. ABD’nin tavrı ne olursa olsun; Rusya, “sakın ha, büyük felâkete sebep olur” tehdidi nereye varırsa varsın, bu utanç tablosu bizim coğrafyamızda sergilenmeye devam edecek.

2017 yılı itibariyle dünyada 300 milyona yakın insan, doğal âfetler, salgın felâketleri ve en acıklısı silahlı çatışmalardan dolayı insani kriz yaşamaktadır. Kriz ve felâketler ırk, renk, din, mezhep ayırt etmeden bütün insanlığı hedef almaktadır. Büyük bir bölümü maalesef insan eli ile gerçekleşen ve sırça köşklerimizden seyrettiğimiz bu krizler, sadece bir kesimi değil, bütün insanlığı yok etmeyi amaçlamaktadır. Teknoloji devrimi ile azınlıkların mutlu edildiği dünyamızda yaşanan bu insani krizlere baktığımızda, önemli bir bölümünün İslâm dünyasında yaşanması dikkatleri çekiyor. İslâm dünyası ise hâlâ çözümü dışarıdan bekliyor.

Tarih boyunca dünyamız pek çok felâketlere maruz kaldı. Tarihin tanımladığı iç çatışmalar, devletlerarası savaşlar yerini şimdi uluslararası desteği olan iç çatışmalara terk etti. İlk şeklin, kısmen bir etiği hatta yazılı olmayan veya Cenevre Sözleşmesinde yerini bulmuş Savaş Hukuku varken; bugün yaşananların ne bir etiği ne de bir hukuku olmadığı gibi ahlâk felsefesi içinde de tartışılacak bir başlığı bulunmamaktadır.

Sözde medeni devletlerin desteklediği tarafların, amaçsızca ve sadece karşı tarafı yok etmek üstüne bina ettikleri stratejileri, bugünkü felâketleri doğurmaktadır. Berlin Duvarının yıkılmasını fırsata dönüştürerek bir dünya imparatorluğu kurmaya niyetlenen ABD, sürekli kırılgan devletler yaratma peşinde olmuştur. Bu yüzden uluslararası sistemin kriz çözebilme kapasitesini de engellemiştir. BM’nin yetkisizliği ve yetersizliği de bundandır. Son BM Güvenlik Konseyi oylaması da bunu göstermiştir.

SURİYE FELÂKETİ NEREDE BAŞLADI?

Bugün Suriye rejimini cezalandırmasını beklediğimiz ABD, dün de sahte belgelerle kandırdığı dünyayı, Irak rejimini cezalandırma beklentisi içine sokmuştu. Elbette ABD’nin yüzsüzlüğü ve fırsatçılığı ne Saddam Hüseyin’i ne de Beşşar Esad’ı aklamaz. Onların zalimliğini hafifletmez. Ama onlar üzerinden yapılanın daha büyük bir ahlâksızlık olduğu gerçeğini de değiştirmez.

Bütün dünyanın gözü önünde Saddam cezalandırılırken, aslında yeni oluşmaya başlamış olan Irak devleti tahrip edilerek, bugünkü bölgesel felâketler yaratıldı. Birinci Dünya Savaşı sun’î de olsa bir Irak yaratmıştı. Ama ABD eliyle bir daha toparlanamayacak bir şekilde dağıtıldı. Hayatını kaybeden, masum milyonlarca çocuk, kadın, yaşlı vs. de cabası. Hiç kimse bugünkü Suriye felâketini Arap Bahar’ında aramasın. Suriye’deki beceriksiz devrimcilere, fırsatçı guruplara yüklemesin. Herkes 2003’e dönüp dersini iyi çalışsın. Bütün cevaplar orada.

Tabi bundan en çok ders çıkarması gerekenler de Müslüman ülkeler olsun. Yoksa kurtuluşu hâlâ Okyanus Ötesinde arayanlar, formülü Batı’da yazılmış daha çok gaz kokusu alırlar.

Müslüman dünyası her türlü iç ihtilâfları, -en azından çeyrek asırlığına- askıya alıp, bugün yaşanan felâketlere yoğunlaşmak zorundadır. BM’nin hiçbir şeye çare bulamadığı bu dönemde, İslâm İşbirliği Teşkilâtı’nın önünde büyük bir fırsat vardır. Sık sık dillendirilen İslâm Ordusu, İslâm Barış Gücü hayata geçirilmeli ve kriz bölgelerine yerleştirilmelidir. Şimdi “celb-i menafi değil, def-i mazarrat” zamanıdır. Bunun için -bana göre- hangi şartlarda olursa olsun, geçmişte kiminle ne yaşanmışsa yaşansın, kim ne kadar masum veya günahkâr olursa olsun; Müslüman ülkelerin -samimi- liderleri hiçbir ön şart koşmadan, derhal diyalog kapılarını açıp, içeriden çözüm üretmelidirler.

Zekeriya KURŞUN
http://www.mirathaber.com/zekeriya-kursun-suriyeye-neden-abd-mudahalesi-bekleniyor-115-3833y.html



Back To Top