islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,6334
EURO
16,3699
ALTIN
915,94
BIST
2.390,79
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
22°C
İstanbul
22°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
19°C
Cumartesi Az Bulutlu
20°C

Bayram Görevlerimizi Biliyor muyuz?

Bayram Görevlerimizi Biliyor muyuz?
01.05.2022
A+
A-

İslâm, kişiyi Hakka yönelten ve Halk insanı kılacak görevler yükleyen Din’dir. Bu sebeple müslümanı Hak ve Halk insanı olarak tanımlayabiliriz. Bayramlar Hak ve Halk insanı olmanın yoğun olarak yaşanması gereken  günlerdir.

a.) İlk Görev Bayram Namaz

Bayramlarımızda ilk görevimiz Hak insanı olduğumuz bilinciyle bayram namazı kılmaktır. Gecenin karanlıklarından aydınlıkları çıkararak  sabaha  can veren ve Hak olan Allah’a yönelerek bayram Namazı kılmak ilk görevimizdir.(Felek 1,Tekvîr 18)Peygamberimizin, Medine’ye hicretinin ikinci yılından itibaren sürekli olarak  kıldığı bayram namazları, yalnız erkeklerin değil kadınların da  yükümlü kılındığı bir görevdir.

-Allah şanını artırsın- Sevgili Peygamberimiz, erkekler gibi yükümlü bağımsız bireyler olan kadınlara da Kur’ân âyetlerini tebliğ ettiği ve onları da eğittiği için kadınlar vakit namazları ve Cuma namazlarına katıldıkları gibi bayram namazlarına da katılıyorlardı. Onun topraklarımızda asırlar boyu terk edilen bu uygulamasını yeşertmek için aşağıdaki bilgileri sunuyoruz:

Kadınlarımız da  bayram namazlarına katılmalıdır

Bayram namazlarını Mesci-di Nebi’nin  dışında açık alanda kıldıran  Peygamberimizin emirleriyle kadınlar bayram namazlarına katılırlardı.

Peygamberimiz  adetli  olanları  dahil istisnasız bütün kadınların bayram namazlarına katılmalarını emir buyururdu. Kadın sahâbilerden Ümm-ü Atıyye şöyle anlatıyor:

Hz. Peygamber,  bütün   ergin   kadınların   ve   ergenliğe   yaklaşan   kız çocukların bayram namazına getirilmelerini emir buyurunca, ‘Âdetlilerimizde  mi  gelecek?‘ dedik.  ‘Evet onlar  da  gelecek’  buyurdu ve  emirlerinin gerekçesini şöylece açıkladı:

(Gelsinler  de)  bayram  sabahının  kutsal  heyecanını  soluklasınlar  ve yapılacak ibadet ve duaya tanık olsunlar. (Buharî Îdeyn 20-21)

Peygamberimiz dıştan giyecek elbiseleri olmadığı için gelemeyeceklerini ileri süren fakir kadınlara da komşularının giysi vermeleri emrini vermiştir. (Buharî Îdeyn 21)

Ümmü Atıyye, Mescid-i Nebî dışında açık alanda kılınan bayram namazında âdetli kadınların arka kısımda yer aldıklarını ve namaz kılmadıklarını ama cemaatle beraber tekbir getirdiklerini açıklıyor.

Peygamberimiz mümin kadınları bayram namazlarına yönlendirdiği gibi Kendi eşleri   ve kızlarını  da yönlendirirdi. (İ.Mace Hn.1309)  Açık ve  kesin rivayetler  bu gerçeği doğrulamaktadır.

Kaynaklarımız Allah’ın Resûlü’nün bir Ramazan bayramında kadınlara özel olarak öğüt verdiğini ve onlardan fakir Müslümanlar için yardım topladığını aktarır. (Buharî Îdeyn 19)

Hz. Peygamber özel hallerini yaşayan kadınların bile bayram namazlarına getirilmelerini   emir  buyururken  insan,  fitne/kötülük yaygınlaşır gerekçesiyle kadınları  bir  ömür  boyu  bayram  namazlarından  yoksun  bırakan  anlayışın İslâm’la nasıl bağdaştırılabildiğine bir türlü akıl erdiremiyor.

Camilerde kendilerine yer ayrılmadığı için ülkemizde kadınlarımızın çok büyük çoğunluğu İslâm’a aykırı olarak bayram namazına katılamıyorlar. Bu sebeple  onlar bayram namazını, evlerinde bayram namazı vaktinde tek başlarına kılmalıdır. Onlar, bayram namazı kılmaya niyet ederek sabah namazının  farzı gibi iki rek’atlik bir namaz kılarlar. Ancak birinci rekâtta “Sübhaneke” den sonra ve Fatiha’dan önce üç defa “Allah ü Ekber” diyerek tekbir getirirler. Bu tekbirleri, ikinci rek’atta rukûa gitmeden önce de tekrar ederler. Tekbirlerde, başlangıç tekbirinde olduğu gibi eller kaldırılır ve yanlara salınır.

Çocuklar da bayram namazına getirilmelidir

Çocuklarımızı erken yaşlarda ibadetlere alıştırmalıyız. Müslümanlığın çocukluk hatıraları ile beslenebilmeleri için yedi yaşına basmış çocuklarımızı da cuma ve bayram namazlarına getirmeliyiz.

b.) Fitre Verme

Fitre, bayram gününün başlamasıyla birlikte öğütlendiğimiz/emredildiğimiz görevimizdir. Ramazan günleri içinde verilmediyse fitremizi ertelemeden vermeliyiz. Burada önceden bir makalemizde  verdiğimiz bilgilerimizi tazeleyelim.

İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre,  zekâta ilişkin şartlar Fitre’de yoktur. Temel ihtiyaçları yanı sıra bayram günü ve gecesi gereksinimlerini de karşılayabilecek kişi, fitre vermekle yükümlüdür. O, alabileceği gibi fitre de verebilir. Bu yıl için 40 lira olarak belirlenen fitre en alt dilimi oluşturur. Hayat nimetine şükür olduğu için fitrenin  üst sınırı yoktur. Kişi kendisinin fitresi yanı sıra yeni doğmuş olanları dahil küçük çocuklarının, velayeti altındaki akıl hastalarının ve bakmakla yükümlü olduğu fakir ana babası ve kardeşlerinin fitresini verir.

Zekâtla zenginleri, fitre ile zenginler yanı sıra fakirleri de verici konumuna yükselten İslâm ne yüce bir dindir. Zekât ve fitre ile dayanışma  ne büyük bir erdemimizdir.

c.) Hediyeleşme

Hediyeleşme özellikle bayram günlerinde önemsememiz gereken bir fazilettir/erdemdir.

Peygamberimiz, “İman   etmedikçe   cennete   giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olamazsınız.” buyurmakta, “Hediyeleşiniz ki birbirinizi sevebilesiniz.” öğüdünü vermektedir.

Onun  bu müjdeli  beyanlarından  hareketle  sevgi  üreten  hediyeleşmeyi İslâmî bir görevimiz  olarak algılamalıyız.

Peygamberimizin dilinde birbirimizi sevebilmenin bir yolu da hediyeleşme olduğuna göre, kandil gecelerini, düğün merasimlerini, doğumları ve   mezuniyetleri, ticari ilişkileri,  atanmaları, seçilmeleri ve ziyaretleşmeleri ve özellikle de bayram günlerini hediyeleşme ortamı olarak değerlendirmeliyiz.

Gücümüz ölçüsünde ihtiyaç karşılayacak bir maddeden küçücük bir kitaba, tek bir çiçeğe, bir çift çoraptan bir kaleme ve bir anahtarlığa kadar her maddeyi hediyeleşme aracı kılabiliriz.

Hediyenin basiti yoktur. Yüce Peygamberimizin Güler yüz gösterme ve bir çift tatlı söz söyleme de olsa gönül alıcı hiçbir şeyi küçümsemeyiniz” şeklindeki  öğüdü her tür  hediyenin  değerli  olduğunu, önemsenmesi gerektiğini açıklamaktadır. Hediyeleşmede çocuklar unutulmamalıdır.

d.)Ana- Baba ve Akrabaya Sıla/Ziyaret

Her zaman yapılması gereken bu görevimiz, özellikle bayramlar da ihmal edilmemelidir. Telefonla olsun  ilişki kurmalı ve dua almalıyız. Akrabamızın özellikle hasta ve tutuklu olanları da unutulmamalıdır. Burada akraba ilişkilerini sürdürmenin önemini açıklayan bir hadisle bu konuyu bağlayalım.

İstanbul’umuzda aziz bir misafirimiz olan sahâbî Eba Eyüp El-Ensarî,  Peygamberimizin bir soru üzerine Cennet’e götürücü işleri şöylece açıkladığını anlatıyor:

–  (Emir  ve  yasaklarına  itâat  ederek)  Allah’a  ibadet  eder,  ona  hiçbir  (şahıs,  ilke,  kurum  ve  rejimi)  ortak koşmazsın. Namazı kılarsın, zekâtı verirsin ve bir de ziyaret ederek, iyilere çağırıp kötülerden sakındırarak ve gerektiğinde maddî yardımda bulunarak akrabana sıla yaparsın.”

e.) Kâbir Ziyareti

Başta ana-baba olmak üzere yakınlarımızın kabirlerini ziyaret de akrabalık görevlerimizdendir. Bayram günlerinde kabir ziyareti yapmamız için dinimizde özel bir teşvik yok ise de engel de yoktur. Geleneksel güzelliklerimiz içinde yer alan  bu tür ziyaretlere ihtiyaçlı olduğumuz bilinmelidir. Vefa göstermeliyiz ki biz de unutulmayalım. Peygamberimiz kabir ziyaretine teşvik ederek şöyle buyurmuştur:

“Kabirleri  ziyaret ediniz. Zirâ kabirleri ziyaret, dünya hayatını, taparcasına ihtirasla yaşamanızı engeller ve Âhiret Hayatı’nı hatırlatır.”

f.) Bayramlarımız Barışma Günleridir

Peygamberimiz Müslümanların üç günden fazla dargın durmalarını yasaklamıştır. Bu sebeple özellikle Bayramlarımızı, birbirimizi bağışlayarak dargınlıklarımızı gidereceğimiz günler olarak değerlendirmeliyiz. Çünkü bağışlamak, Cennet’i ve armağanlarını kazandıracak işlerdendir. Nefislerimize ağır geldiği için kendimizi Cennet kazandıracak erdemlerden yoksun bırakmak akıl işi değildir.

Peygamberimiz bizleri şöylece müjdelemişlerdir:

– Üç haslet/özellik  vardır  ki  bunlara  sahip  olan  kişiyi  Allah kolay ve basit bir muhakeme ile hesaba çeker ve onu rahmeti ile Cennet’e koyar. Bunlar da  seni yoksun bırakana vermen, seninle ilgiyi kesene alâka göstermen, sana haksızlık edeni affetmendir.

g.) Bayramlarımız ve Eğlence

Bayramlar sevinç günleridir. İnsan doğası, eğlenceye de muhtaçtır. Sevgili Peygamberimiz, bayramlarda da mûsikili eğlenceye onay vermiş, üstelik huzurlarında icrasını da tasvip buyurmuşlardır.-Allah bağlılarını artırsın-Sevgili Peygamberimizin eşi Hz. Âişe annemiz şöyle anlatıyor:

Bir bayram günüydü. Yanımda bulunan iki genç kız def çalıyor, ezgiler söylüyorlardı. Hz. Peygamber geldi, yatağa ilişti ve yüzünü çevirdi. Bir süre sonra babam Ebû Bekir geldi. Peygamberin huzurunda –Şeytânî enstrümanlı müzik ha!  diyerek   beni  azarladı.

Sevgililer  sevgilisi Peygamberimiz,  Ebû  Bekir’e dönerek onu şöylece uyardı:

– Ya Eba Bekir! Kızları kendi haline bırak. Her toplumun bir bayramı vardır. Bu da bizim bayramımızdır. (Buharî Îdeyn 2)

 Peygamberimiz bir bayram günü, namaz kıldıkları mescitlerinde kılıç-kalkan gösteri yapılmasını onaylamış ve genç eşi Âişe annemize de izlettirmiştir. Sonuç olarak söyleyebileceğimiz şudur:

Alkollü içkiler ve bedensel temasları içeren  dans türü oyunlardan korunarak/kaçınarak mahalli eğlencelere yer verebiliriz.

ALİ RIZA DEMİRCAN

 

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.