islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
23°C
İstanbul
23°C
Açık
Pazar Açık
23°C
Pazartesi Açık
25°C
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Açık
25°C

“Ben Allah’ın Mülküyüm Allah’ım Sen Sana Ait Olanı Koru.”

“Ben Allah’ın Mülküyüm Allah’ım Sen Sana Ait Olanı Koru.”
07.05.2022
A+
A-

İbn-i Arabî’nin şu duasına talibim: “Ben Allah’ın mülküyüm. Allah’ım sen sana ait olanı koru.”

Mültecilerin çok küçük bir kısmının fenalıkları yüzünden memleketin gerilmeye, “Türk yurdu istila ediliyor” şeklinde de dramatik bir tarzda provoke edilen istikrarlı söylemler ile çatışmaya sürüklenmek istendiği görülüyor.

Bu giderek artan ve bir siyasi rantta dönüşen ırkçı söyleme karşın, İnsanları yerinden yurdundan eden küresel kapitalist devletlere laf etmeden ülkeyi manipüle ederek karıştıranları sessizce izleyen taraf olmak fıtri tabiatımıza asla uygun görünmüyor.

Türkiye ve değerli halkı mülteci sorunu üzerinden kaosa götürmek istenirken, bu halkın vicdanını ve aklını ferasetle kullandığı Maveraunnehir’den Avrupa’ya uzanan tarihinde devletler kuran, zalim devletlerin korkusu olan, medeniyetler kuran ve bağnaz toplumlara medeniyetler taşıyan insan ve irfan merkezli devlet yönetim örfüne yakışmayan hallere sevk edilmeye gayret edilmesi ancak bozgunculuk çıkarmak ile açıklanabilir.

Biz yüz yıllardır,  ne vakit tek bir ırk ile yaşadık ya da ne vakit mültecilere yardımda bulunmadık ki?

Kadim tarihimizin başarısında itici güç olan, devlet yönetiminde sıhhatli gidişi dengeleyen insan merkezli yol haritamıza saldıran bu kışkırtıcı atmosfer bizi bireysel ve toplumsal iç çatışmalara sevk edecek ciddiyette travmatik bir duruma sevk ediyor. Bu nevrotik hal bittiğinde, yaşamış olduğumuz travma ve travma sonrası eserimiz olan enkazları izlemek bizi tedavisi mümkün olmayan psikolojik, sosyolojik, ekonomik, milli ve manevi hasletimizi kurutan kalıcı hastalıklara sevk edebilir

İşte tam da bu sebeple, bu sahneleri görmemek ve sessizce izlemek mümkün değildir.

Her türlü siyasi kavgamızı ve benlik kaygımızı aşkın bir erdemi takınarak, ortak sağduyuyu harekete geçirerek, aklıselim hareketlere ihtiyaç var.

Suriye dediğiniz yerde 3 milyon Türkmen asıllı Türk yaşıyor. Batı milleti Ukrayna halkını nasıl da tuttu ve destekledi. Üstelik biliriz ki Avrupa’nın vicdanı yoktur, çıkarları vardır. En büyük çıkar da kendi milli ve manevi değerlerine sahip çıkarak, sen ve sana ait olanı yücelecek makamlara taşımandır.

Hilal toplumları ne kadar barışçıysa, Haçlı toplumları öylesine kavgacıdır ve saldırgandır. Buna rağmen Ukraynalı mülteciler hakkındaki stratejik planlamalarla nasılda tek millet olduklarını ispatladı.

Bize bunda büyük bir örnek var.

Ciddi bir azınlığın davranış bozukluğunu yansıtan görsellerin ve videoların zumlanarak oluşturduğu toplumsal kaos yüzünden binlerce masum mültecinin hayatını riske edecek toplumsal barışı alabora edecek medyatik saldırılar hiçbirimize fayda getirmez. Kimse doğduğu toprakları, bağını bahçesini bırakıp Türkiye’de kömürlük gibi yerlerde yaşamak için gelmez!

Ünlü bir taşeron firmanın insan kaynakları bölümünde yönetici olan ve milliyetçi bir görüş içerisinde modern bir hayat yaşayan kardeşimiz geçenlerde şöyle yakındığını gördüm. İşçi arayışlarında Türk işçi bulmakta ne kadar zorlandıklarını dile getirdi. Bulduklarında da yapılan her türlü resmi işlemin ciddiyetine rağmen işe girdikten sonra da çalışma günlerinde istikrarlı olmadıklarını, işi bıraktıklarını ve o Türk işçilerin hanımlarının telefon açarak: “Lütfen amirim, eşimi arayın ve işe çağırın, televizyon izlemek, telefonla uğraşmaktan başka bir şey yapmıyor. O yüzden işe gelmiyor. Siz ararsanız tedirgin olur ve işe gelebilir. Çocuğuma mama alamıyorum ve kendime, aileme ait harçlık dahi yok. Evde huzurumuz kalmadı” diyerek makamında hem Türk işçilerle hem de aileleri ile tam bir dram yaşadığından, fakat Suriyeli işçilerle böyle bir şey yaşamadığından bahsetti. Gerçekten toplum açısından önemli bir detayı güncelleyen bir bilgiyi bize serdediyordu.

Onların çalıştığı ağır şartlarda bizim insanımız asla çalışmadığı gibi işsizlik sebebini de gelen Suriyelilere mal ederken maalesef bir kere daha adaletsiz bakış açısı ile toplum manipüle ediliyordu.

Geçenlerde Suriye’de Esat ve askerlerinin çukurlar kazarak gözlerini bağladıkları genç, orta yaşlı, ihtiyar Suriyeli mazlum erkeklerden oluşan ciddi sayıda bir topluluğu yargısız infaz ettikleri hazin video internete düştü.

Bu kişiler kendi devletlerinin kendilerine açtığı savaşta (hiç bir savaş teçhizatı yok iken) savaşsalar; adları Uluslararası arenada terörist olacak, memleketlerinden çıkıp kadınlarını, kızlarını eşya gibi gören Esed ve askerlerine karşı her türlü kötülükten korumak için hicret etseler vatan haini olacak, Esed’e yanaşarak zulmünden korunmak için işbirliği yapsalar şahsiyetsiz bir zalim kabul edilecekler idi.

Vicdanımıza soralım, bu insanların ismi sizce ne olmalı?

12 yıldır ve bundan önce bu insanlara kendi memleketlerinde neler yapıldı neler? Birazcık araştırma ile neler duyacaksınız?

Tüm bunlara rağmen İnsanlık ölmüş gibi davranan ve bu zulmü siyasi arenada çatışma malzemesi edinerek birbirine vuran her yüz mahşer günü şüphesiz ki perişan olacak.

Oysa milletimiz görmeli ki bu misafirlerin büyük kısmı ülke ekonomisine ciddi katkı sağlıyor. Çobanlık, tarla, sanayi, iş kolları… Gençlerimize yaptıramadığımız ağır amele işçileri olarak bu insanlar kullanılıyor. Adana’da bizzat şahit olduğumuz ucuza çalıştırdığı inşaat işçisi Suriyeli bir mültecinin 8. kat binadan düşüp ölmesi ile müteahhittin benim öyle bir işçim yok diyerek ailesinin dönüp yüzüne dahi bakmadığı, hamile karısı ve küçük iki çocuğuna tek kuruş dahi vermeden ortada bıraktığına şahit olduk.

Gönüllülük Esasi ile hizmet verdiğim STK bünyesinde yine aynı gönüllülükle hizmet veren diğer arkadaşlar ile o aileyi bulup milli ve manevi sorumluluk olarak mülteci azınlıklar arasında bir kaos oluşturmadan olayın durulması adına aileye sahip çıktık. Şu anda o iki çocuk Türk okullarında son derece başarılı gençler olarak eğitimine devam ediyor. Savaştan bu yana Adana’da eğitimli kardeşlerimle birlikte yüzlerce çocuğun Türkçe eğitimi ve MEB eğitimlerini destekleyecek etütler verdik. Sokaklarda dilenmek zorunda kalmayıp eğitim almaları ve bir gün memleketlerinde değerli ve milletime düşkün bireyler olarak yetişmelerini temellendirecek vefalı köprüler kurduk. Hedefimiz memleketimizin içerisinde bulunuyor iken herhangi bir çeteye ya da mafyaya kurban olarak insanımıza bir hastalık olmalarına engel olmak ve ayrıca memleketlerine döndükleri zaman oraları yönetecek vicdanlı, akıllı ve eğitimli çocuklara yetiştirmek idi.

Hizmetleri verirken bize destek olan ruh Ahiyan-ı Rum, Bacıyan-ı Rum geleneğimizde olan erdemi ve merhameti taşımaktı. Bilmeden yapılan popülist ve esasen bağnaz toplumlara yakışır söylemler ancak insanlık ailesine zarar. Zulmün ve cehaletin doymak bilmez ihtirasına Rabbim necip milletimi oyuncak etmesin…

Zulümle mücadele için yalnızca iman ve imkân değil sağlam bir karakter ve cesaret gereklidir der bilgeler. Cesaret ile cisr (köprü) lügatte kökteşmiş meğer. Lügatte tafsilatı dere, nehir, vadi gibi bir yarığı, bir arayı, riski/zararı göze alarak, cesaretle geçmek olarak açıklanıyor. O halde bu cesaretle erdemi taşırken insanlığa köprü kurmak önemli.

Keşke güzel ülkemde cesur ve yiğit hadimler çoğunlukta olsa ve hainler azınlık kalsa.

Bizler aynı geminin yolcularıyız nihayetinde. İnsan içinde öfke biriktirebilir, bu anlaşılabilir bir durum. Birileri kardeşinizi düşman gösterip sizi yapay öfke çukuruna hapsederse, bu durum tehlikelidir. Biz şu an bu merkezdeyiz. Konuşmalarımız dindarlıktan kaynaklanan bir diyalog olarak algılanmamalıdır.

Bizim davetimiz erdemdir. Yobaz olmamak ne büyük haslettir.

Dindar, dinsiz, sağcısı solcusu değişmeden yobaz kişi her şeyden önce yarı cahildir. Ön yargılı, peşin hükümlüdür. İçinde insan sevgisi yoktur. Sadece düşmanlık üreterek taraftar toplayabilir. Hangi cenahtan olursa olsun işte bu böyledir.

Gemiyi batırmakta inadım inat diyen yobaz, hain, fesat kişiler, ısırıcı dişleri ve fitne yayan dilleri ile gece gündüz çalışmaya devam edecekler. “Gemi batar ise biz yaşayabilecek miyiz?” diye düşünmeden bağnaz, yobaz haller ile cehaletin karanlığına yüzecekler.

İyilik peşinde olan erdem sahibi insanlar ise sabır ile devam edecekler. Erdemin bir fazlasını, iyilik ettiğini fark etmeden iyilikte bulunmanın asil varlığını milletime, insanlığa hizmet ile başlarına taç edecekler. En hafif bir benlik rüzgârı dahi esmeden, doğal, sessiz ve zarif şekli ile adeta fırtınada Nuh’un gemisini yüzdürecekler. Gemileri maddi ve manevi imkânlar bakımından zengin olmasa da Allah’ın kudretini her daim göğüslerine bir kandil gibi yerleştirecekler.  Ümit var olmalıyız…

Nihayetinde Sırat Köprüsü de Cehennemin üstünde ve Cennete giden yol ile aramızda bir köprüdür öyle değil mi?

“Bir Musa doğmasın diye, doğan binlerce çocuk öldürülür.” der Üstat Sezai Karakoç.

İşte mazlumlar bu yüzden öldürülen, zayıf bırakılan, güçsüz düşürülen halkların kaderini yaşıyorlar.

O vakit İbn-i Arabî’nin şu duasına talip oluyor ve duaya bir cümle daha ekleyerek birlikte Rabbimize niyaz edelim:

Ben, milletim, insanlık ve Alem hepimiz Allah’ın mülküyüz…  Allah’ım sen, sana ait olanı koru… Amin

Selam ve dua ile kalınız.

Hatice Şebnem Diktürk

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.