islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
16,6198
EURO
17,3800
ALTIN
971,09
BIST
2.401,96
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Perşembe Açık
28°C
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Pazar Açık
27°C

“Biz Kendi Nefislerimize Zulmettik”

“Biz Kendi Nefislerimize Zulmettik”
18.06.2022
A+
A-

Tanrı kuşları sevdi onlar için ormanı yarattı, insan kuşları sevdi onlar için bir kafes yaptı.

Allah Azze ve Celle evlatlarımızı Alak süresinde (Alak 3) buyurduğu gibi sevdi de yarattı. Bizlere de:
“… Evlatlarınız sizin için ancak birer imtihan sebebidir (Enfâl 28)…”diyerek dünya ömrümüze evlatlarımızı emanet olarak bıraktı .

Biz kendi nefsimize zulmettik. Rabbimizin sevipte yarattığı ve bize emanet olarak verdiği evlatlarımızı, bize veriliş gayesi bağlamında fazlaca ihmal ettik ve bu süreçte unuttuk. Dünyevi heva ve heveslerimizi ön planda tuttuk. Allah Teala’nın nesillerimizi, sadaka-i cariyelerimiz (kapanmayan amel defterimiz) olarak tanımladığı ve sonsuz mutluluğa vesile olacak cennet rezervi evlat nimetini hakkıyla takdir edemedik. Dost ruh olmamız gereken evlatlarımızı sayısız kafeslerden oluşan labirentlere yerleştirdik. Yol bulup çıkamayacakları cenderelere soktuk. Yollarını bulamayıp her kaybolduklarında hayırsız evlat ithamı ile soldurduk.

Oysaki onlar özgür ve hür ruhlar olarak doğdular. Evvela yaşam nimetini bahşeden ve sonra onları öldürecek ve tekrar diriltip yanına alacak olan Yüce Allah’ı öğretenler olmamız bizden beklenendi. Bir ayağını Hak’da sabit tutan, diğer ayağı ile dünya alemine (kadim tarihe, istikbale, maddi evrene ve manevi aleme) insana yakışır görgülerle yol alan ahiret yolcusu olduğunu hiç unutmayan bir seyyah olması için çabalayan ebeveynler olmak bize yakışırdı. Alemi alimce idrak edecek seviyeyi edinen ve tüm kainatı bu gözle görebilen öz, cevher o evlatta saklı idi…

“Suyun rengi kabının rengidir” der Cüneyd Bağdâdî. Alemlerin Rabbinin ruhundan üflediği Öz ‘den umut kesilir mi ?
Kucağımıza küçük bir melek olarak düştüklerinde o özü koruyacak, zarar vermeyecek, bulandırmayacak mekan olmalıydık onlara. İNSANI KAMİL’e ulaşmasına destek olan ARGE’yi onlara sunmak bizim temel vazifemizdi.

“Bu vazifeyi ne kadar ifa edebildik ?” sorusunu herkes nefsinde muhasebe etmeli. Sürekli kendini ve yapması gerekenleri güncellemeli.

İNSAN, bir amaç uğrunda yaşar. Sürekli HEDEFLERİ vardır, İSTEKLERİ vardır, memnun ve memnuniyetsiz olduğu durumlar ile karşılaşır, geçmişten ders alır, düşünür yorumlar yapar, korkar. Fakat koşu atı gibi onlara muamele ederek, küresel sistemin dayatmaları içerisinde, yaşam gayesinden sapacak, sapıtacak şekilde hipodruma, yetmedi arenaya bırakılıp da zamanın janjanlı kafeslerine mahpus edilir mi?

Her insan yavrusu farklı mizaç ile farklı kemal seviyelerine ulaşacak yetenektedir. Kendine özge metotlarla yetiştirilmek üzere orijinal bir yazılımla yeryüzüne iner. Ebeveynler Rabbil Alemin’den nasibine ne düşer ise onu en güzel hediye ve cennet rezervi kabul eder. İmtihanını engelli, engelsiz, üstün zekalı, Dawn Sendromlu, DEHB’li, Disleksik, Otistik vs kanaat eder ve başlar sanat eseri olacak nesil üzerinde hummalı çalışmalar. 2 çocuk, 3 çocuk, 7 çocuk, 11 çocuk sahibi de olsa ebeveyn fark etmez. Her biri kendine özge yazılımlarıyla okunarak, onlara has programlar eşliğinde yetiştirilir.

Allah ebeveynin sağ duyulu ve hikmetli bakışına o evladı kuşatacak rahmeti ya da vesileyi talip olduğu ve azmettiği ölçeğe uyumlu bir şekilde ihsan edecektir. Allah’ın emaneti insan cevheri ; Allah’ı anlama ve ona kulluk etme seviyesinde yüceltilmeli. Sahabelerin tarifsiz renklerdeki halleri ve son Nebi’nin (sav) tarifsiz renkteki sahabelerin her birinin hayatlarına dokunarak yaptığı orijinal tablolar insani bir şaheser değil mi ?
Her birinin ihtiyaç ve fıtri temayülüne, zaaflarına ve toplumda yüklendikleri sosyal birikimlerine göre, farklı pedagojik dokunuşlarıyla, binlerce tuvalde, binlerce resmi şahesere dönüşen Hz Muhammed”in (sav) Ümmetiyiz. O sahabe resimlerinin her birinden muhteşem kimlikte fatihler, fatiheler, komutanlar, tacirler, alimler, alimeler, sıddıklar, sıddıkalar, tahirler, tahireler yetiştirerek İslam tarihinde muhteşem izler bırakan yöntemi takip etmeli…

Allah Azze ve Celle, tabiatı; ağaçları, çiçekleri, hayvanları bu kadar güzel yarattığına göre, bizim de estetik algılarımızın yüksek oranda gelişmiş olması gerekmez mi ? Bu sebeple, dindar insanların insan cevherindeki canlı ve çok renkli insan mozaiğini, tekdüze ve şablonik bir formata evirme gayretini bir türlü anlayamıyorum. Bu aynı zamanda İslam’ı ve son Elçi Hz Muhammed Mustafa (sav)’i anlama zayıflığı olabilir mi?

Evlatlarımıza hayat boyu şunu söyleyebilsek ve icra etsek ne güzel olurdu. “Evladım Yaradana kul ve yaradılana rahmet olacak örnek insan olma yolunda bir davan olacak. Ve sen hep davana sahip çıkacaksın. Ben de senin örnek bir kul ve güzel insan olma yolculuğunda hep yardımcın olacağım. Birlikte başaracağız, birlikte güçlü olacağız. Bu dava hepimizin, sen varsan BİR fazlayız, Sen de varsan BİN fazlayız.” Evladı hangi şartta olursa olsun İSLAM ve İNSAN potasında tutmaya çalışmak, onu hedefi rahmanın rızası olmayan bir kadere salmaktan daha erdemli değil mi?

Kader tasarımladığın ve bunun sonucu üzerine planlayarak, kurguladığın, vizyona sunduğun davranışlarının neticesi eline düşen değil mi ?

Hayatta küçümseme hiçbir kimseyi, NOKTA da küçüktür ama bitirir cümleyi. O vakit hiç bir çabayı es geçmemek esas olmalı.

Türkiye’de eğitim programı olarak tabii ki global değişimin titreşim katsayısını yakalamak zorunda olduğumuzu hissediyoruz. Bu konjektörde bakanlıklar, eğitim birimleri, aile, fert olarak baskı altında olduğumuzu da biliyor ve anlıyoruz .

Toplum evinde veya elinde olana zor ulaştığın, ulaşamadığın, fazla bedel ödediğinle ilgilenmez. Ürüne bakar. Peki kim ister bizim son ürün olarak evlatlarımızın bunalıma girmiş, ruhsal dengesini kaybetmiş, hayatından vazgeçmiş olmasını. Ya da sadist, mazoşist, ateist, deist, bipolar, obsesif kompulsif, transseksüel, biseksuel vb.. Kim buna Amin der.

Büyük mükâfat yalnız Allah’ın yanındadır. Unutmayın. Allah çabamıza, zorda olsa ulaştığımız rıza-i ilahide makbul olan davranışımıza bakar.
Evlatlarımızı bu tertemiz inançla uyumlu olarak koruyalım, kollayalım. Kanaat etmeyen bir kültürün ürünü evlatlarımız. Materyalist eğitimin ürünüyüz hepimiz. Acilen ben İslam’ın çocuğuyum diyerek; “Önce ahlâk ve maneviyat” düsturuna dönmeliyiz…

Enfâl / 28. Ayet
وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟

İyi bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız sizin için ancak birer imtihan sebebidir. Büyük mükâfatın ise yalnız Allah’ın yanında olduğunu unutmayın.

Rabbimize hamd ile yüzümüzü dönerek tekrardan kendimizi tazeleyelim. Tevhid sadece ağızla söylenecek bir ifadeden ibaret değil; bilgiye dayanan ve davranışlarımıza yansıyan çok derin bir inançtır. Bireysel ve toplumsal tevhidin en büyük yapı taşıdır evlatlarımız. Onları yetiştirme tarzımız, onları bizden koparmak isteyen nefsi arzularımız ve dış kaynaklı bin bir tuzaklar içinde yaşadığımız dünya hayatı imtihanlarımız var.
Tüm bunlara karşı sadece çabalarımızla zafer elde etmemiz mümkün değil. Kalbimiz Rabbimizde, alnımız secdede, gözümüz Kur’an’da, işlerimiz vahye yakışır tarzda, imajımız Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin ışığında şıklığına yakışır vizyonda bizi taşımalı. Eyleme dönmüş inanç esaslarımıza dualarımız koruma kalkanı yapılmalı. Yar ve yaren olan Allah’a dillerimiz, bellerimiz bükülmeli ve iki dünyadaki başarı için nusret istenmeli. Sırt Rabbe eğilmedikçe kalp müstakim olmaz, ensemiz kalınlaşmaz.

Hayat ölüme sorar:
-İnsanlar neden beni seviyorlar da senden hoşlanmıyorlar ?
Ölüm cevap verir:
-Çünkü sen yalandan bir güzelliksin. Bense acı veren bir gerçeklik.

Yalandan güzellikler ile Dünya bizi ne kadar çekse de, acı veren gerçekliği ile ölümü ve hesabı unutmadan yüzümüzü dönerek; “Evladım ! Sen benimsin, ben de senin. Hepimizde Rabbi’l-Aleminin. Ve biz ona döndürüleceğiz” diyebilecek babacan ve anaç haller ile tekrar İslam neslini yetiştirmek dileklerimizle Amin. Selam ve dua ile kalın..

HATİCE ŞEBNEM DİKTÜRK 

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.