islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
17,3026
EURO
17,6007
ALTIN
968,93
BIST
2.425,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
28°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
27°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
28°C

BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK ANA HEDEFİ ADALETTİR 

BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK ANA HEDEFİ ADALETTİR 
23.05.2022
A+
A-

Yüce Allah insanları, diğer varlıklar arasından üstün bir derecede yaratmaktadır. İnsan, Allah’ın yarattığı tüm varlıkların en şereflisidir. Kur’an-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde bu konuda bilgi verilmektedir. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği akıl sayesinde dünyayı imar ve idare etmektedir. Ancak zaman zaman insanın nefis ve hevası, kendisine hâkim olmakta ve aklını devre dışı bırakmaktadır. İnsan, bu gibi durumlarda yararlı değil, zararlı olmaktadır. Dolayısıyla insan akıl ve iradesini bırakıp nefis ve menfaat duygularının peşine düştüğü zaman, dünyadaki makamı ne olursa olsun, hayvanlardan daha aşağı olan bir dereceye düşmektedir. Yüce Allah insanı bu gibi durumlarda yanlış yola sapmaktan kurtarmak ve onu doğru yola yöneltmek için peygamberler göndermiş, onlar vasıtası ile kutsal metinler indirmiştir. İnsanlar, akıllarını ilahi emirlere uygun bir şekilde kullanarak nefis duygularını kontrol altına aldıkları ve insani görevlerini bilinçli bir şekilde yerine getirdikleri zaman, meleklerden daha üstün bir dereceye yükselirler.

İnsanların bu görevlerini Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir şekilde yerine getirmeleri, adaleti ortaya koymaktadır. Felsefeciler, bilim insanları, araştırmacılar ve tüm peygamberler, insanlar arasında adaletin oturması için mücadele etmişlerdir. Bu durum, Kur’an’da şöyle haber verilmektedir:

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ

Muhakkak ki biz, peygamberlerimizi çok açık beyanlarla gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için de beraberlerinde kitabı ve mizanı/adalet ölçüsünü da indirdik.[1][1]

Bu ayette dile getirildiği gibi, bütün peygamberlerin ortak ana hedefi, adalettir. Peygamberler, insanlar arasında adaletin yerine getirilmesi neticesinde toplumsal uzlaşı ve barışın sağlanması için mücadele etmişlerdir. Dünyanın neresinde olursa olsun, insanlar arasında adaletle hareket etmeyen amir ve yöneticiler, ne kadar dindar geçinirse geçinsinler, peygamberlerin, kutsal metinlerin ve dolayısı ile Allah’ın yolundan uzak olan kişilerdir. Bu tür kişilerin muvaffak olmaları ve egemenliklerinin uzun sürmesi mümkün değildir. Çünkü Allah, hak ve adalet ilkesinden uzaklaşan insanları tez zamanda cezalandırıp yok etmektedir. Kur’an’da bunun çeşitli örneklerinden bahsedilmektedir. Bu, “sünnetullah”ın gereğidir. Kur’ân-ı Kerim’de, 8 yerde “sünnetullah” lafzı geçmektedir.[2][2]Sünnetullah”, Allah’ın yasası demektir. Bu ayetlerden biri şöyledir:

فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلاً وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلاً

Sen, Sünnetullah’ta/Allah’ın yasasında herhangi bir değişiklik göremeyeceksin ve sen, Sünnetullah’ta/Allah’ın yasasında herhangi bir sapma da göremeyeceksin.”[3][3] Başka bir ayette şu bilgiler verilmektedir:

إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ

Bir halk, kendi tutum ve davranışını değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez.”[4][4]

Ona göre bugün için Müslüman geçinenlerin, bu konuda kendilerini sorgulamaları ve ona göre kendilerini düzeltmeleri gerekir. Adalete dayanmayan tüm yollar, yanlıştır ve insanları toplumsal uzlaşı ve barışa götürmemektedir. Süünetullah’ın/Allah’ın yasasının gereği böyledir. Başkalarına olan kin, inanan insanları adaletsizliğe itmemelidir. Yüce Allah, bu konuda uyarıda bulunmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutarak şahitlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırarak suç işlemeye sürüklemesin. Adil olun, takvaya/dürüstlüğe yakışan budur. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[5][5]

Tüm peygamberlerin ana hedefi olan adalet ilkesi, bilim insanları ve özellikle felsefecilerin bu konudaki görüşleri ile örtüşmektedir. Felsefeciler adaleti şöyle tanımlamışlardır: “Adalet, herkesin başkasının hakkını yememesi ve kendi hakkından olmamasıdır.”[6][6] Yunanistan’da bir ada olan Doles yazıtlarında yazılı olduğuna göre, “En güzel şey, en adil olandır. En iyi şey, sağlıklı olmaktır. En hoş şey ise, insanın/kişinin arzuladığı şeye kavuşmasıdır.”[7][7]

İslâm dininden bahsetmek, bunun edebiyatını yapmak, hatta İslam’ın liderliğini gündeme getirmek, kuru laf kalabalığı ile olmamaktadır. Bunun gereği, olmazsa olmazı, insan hakları noktasında adalet çizgisinden ayrılmamaktır. Çünkü adalet, tüm peygamberlerin ana hedefidir. Buna riayet etmeyenlerin İslâm’dan bahsetmeleri, hele liderlik taslamaları, olsa olsa bir kıyamet alameti olur.

Peygamberler yolunda, hak ve adalet ilkesiyle hareket edip toplumsal uzlaşı ve barışa kavuşma duygu ve düşüncesiyle, herkese selam, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

Prof. Dr. Nurettin Turgay 

[8][1] el-Hadîd 57/25.

[9][2] Muhammed Fuad Abdulbaki, “senne”, el-Mu’cemu’l-Mufehres li Elfâzi’l-Kur’âni’l-Kerîm, Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut tsz., s. 367.

[10][3] Fâtır 35/43.

[11][4] er-Ra’d 13/11.

[12][5] el-Mâide 5/8.

[13][6] Platon, Devlet, trc. Sabahattin Eyuboğlu, M. Ali Cimcoz, Remzi Kitabevi, İstanbul 1992, s. 123.

[14][7] Aristotales, Nikomakhos’a Etik, Yunancadan trc. Saffet Babür, BilgeSu, Ankara 2009, s. 21.

 

ETİKETLER: ,
Yorumlar

  1. Nurettin Turgay dedi ki:

    EFENDİM!
    Herkese selam, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. Malım olduğu gibi çeşitli sitelerde zaman zaman yazılar yazıyorum, yutup üzerinden bazen sözlü konuşmalar paylaşıyorum. Dinleyen, okuyan ve bunun neticesinde tenkit eden, konu ile ilgili görüşlerini belirten arkadaşlar oluyor. Ben de kendilerine teşekkür ediyor, gerekli açıklamalarda bulunuyorum.
    Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezinin ilk döneminde Sayın Ali Rıza Demircan Hocamızla beraber okuduk. O sıralarda arkadaşlığımız oldu, kendisine saygı duydum, yaşça benden büyük olduğu için, hep kendisine “Ali Rıza Abi” diye hitap ettim. Yakın ilgisini gördüm, ekmeğini yedim, bana hediye ettiği kitaplarını okudum. Kendisine teşekkür ettim ve hala aynı abiliği ve kardeşliği sürdürmekteyiz. Geçenlerde kendisi ile telefonla hal hatır sorarken, benden kendisinin yönettiği Miât Habere de yazı yazmamı söyledi. Saygı ile kabul ettim ve “KUR’AN AÇISINDAN GÜNÜMÜZ İSLAM ÂLEMİNE BİR BAKIŞ” başlıklı bir yazı gönderdim. Yazımı yayınladılar ve haftada bir 1,5 – 2 sayfalık bir yazı göndermemi, her Pazartesi günü yayınlayacaklarını söylediler. Ben de kabul ettim ve “BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK ANA HEDEFİ ADALETTİR” başlıklı ikinci bir yazıyı gönderdim. Bu yazı, 23 Mayıs 2022 Pazartesi günü yayınlandı.
    Prof. Dr. Sayın Yusuf Ziya Kavakçı Hocamız, bu yazı üzerine 5 dakikalık bir sözlü tenkitte bulunmuştur. Hocamıza önce benim yazımı okuduğu için ve ondan sonrada tenkit ettiği için teşekkür ediyorum. Onun tenkidi üzerine bu yazıyı yazmayı gerekli gördüm.
    Yusuf Ziya kavakçı hoca, özet olarak tenkidinde önce tevhid, takva, ibadet, ihlas ve samimiyet gibi şeylerin esas olduğunu, adalet ve kıst gibi kavramların izaha muhtaç olduğunu, yalın bir adalet anlayışının yeterli olmadığını, CHP ve HDP gibi siyasi patilerin bu kavramı istismar ettiklerini ve benzer açıklamalarda bulunmuştur. Onun bu açıklamaları üzerine konu ile ilgili görüşlerimi izah etmek istiyorum.
    İnşallah, bundan sonraki yazılarımda aynı sitede tevhid, takva, ibadet, ihlas, samimiyet adalet ve kıst gibi kavramları, detaylı bir şekilde izah etmeye çalışacağım.
    Yusuf Ziya kavakçı hoca, konuyu siyasi alana çekmiş bulunmaktadır. Bu konuda bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Sayın Hocam ve değerli okuyucular! Hz. Muhammed (sav.) şöyle buyurmuştur:
    تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ، لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ اللهِ , وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ صَلى الله عَلَيه وَسَلم
    “Size iki şey bıraktım. Siz, bu iki şeye sarılarak onlara uygun hareket ederseniz, hiçbir zaman sapıtmayacaksınız. Bu iki şey, Allah’ın kitabı olan Kur’an ve benim sünnetimdir”
    Buna göre Müslüman olarak her konuda ölçümüz Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in (sav.) sünneti olmalıdır. Adaleti, insan haklarını da buna göre değerlendirmemiz gerekir. İslam dininin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim, tüm insanlara seslenen evrensel bir kitaptır. Sıralamada Kur’an’ın ilk suresi olan Fatiha suresi, Kur’an’ın özeti durumundadır. Bu surenin başında, Allah’ın tüm âlemlerin rabbi olduğu anlatılmakta ve bir nevi İslâm’ın evrenselliğine dikkat çekilmektedir:
    الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

    “Hamd, âlemlerin Rabbi Olan Allah’a mahsustur.”
    Bu ayette, Allah’ın tüm âlemlerin rabbi olduğu vurgulanmaktadır. Âlemler, insanlar, cinler, melekler, dünya ve dünyadakiler, kısacası tüm varlıklar, Allah’ın yaratmış olduğu her şey demektir. İnsanların, bu varlıklar arasında önemli bir yeri vardır. Allah, kulları arasında ayırım yapmaz; din, renk, cins, etnik köken ayırımını yapmadan herkese şefkat ve merhameti ile muamele etmektedir. O, herkesin rabbi yani sahibi, büyüğü ve yöneticisidir. Her türlü ibadette “Allahu Ekber” dediğimizde, Allah en büyüktür diyerek O’nun bu büyüklüğünü ve egemenliğini ifade etmiş oluyoruz. Allah’ın kulları arasında şu veya bu şekilde ayırım yapanlar, Kur’an’ın vermek istediği bu hassas bilince, tevhit inancının sırlarına erememiş ve buna vakıf olamamışlardır. Çünkü bunun anlamış olsalardı, böyle fahiş hatalara düşmezlerdi. Kur’an’ın son suresi olan Nas suresinde de Allah’ın tüm insanların rabbi, sahibi ve ilahı olduğu anlatılmaktadır:

    قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَهِ النَّاسِ مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ

    “De ki: Gerek cinlerden ve gerekse insanlardan insanların göğüslerine/içlerine kuşku veren vesvesecinin şerrinden insanların Rabbine, Malikine, İlahına sığınırım.”
    Bu surenin başında, üç defa “nâs” kelimesi tekrarlanmakta ve onların Rabbine sığınma emredilmektedir. “Nâs” kelimesi, “insan” kelimesinin çoğuludur, yani insanlar demektir. Ona göre Allah, tüm insanların Rabbi, Meliki ve İlahıdır. İnsana verilen önem nedeni ile bu sureye “Nâs Suresi” ismi verilmiştir. Aynı zamanda bu sure, dolayısı ile Kur’ân, “nâs” yani insanlar kelimesi ile son bulmaktadır. Buna göre Kur’ân’ın başında, Allah’ın tüm âlemlerin rabbi olduğu vurgulanmakta ve yine Kur’ân, “tüm insanlar” kelimesi ile son bulmaktadır. Buna göre toplumsal hayatta önemli olan şey, insan olabilme bilincine varmaktır. Müslümanlık, insanlığı sevmek ve insanlığın hakkını savunmak ile olur. Başka bir ifade ile Müslümanlık, insanlık dediğimiz bütünün bir parçasıdır. Kur’ân’ın bu özelliği, onun evrenselliğini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu konu ile ilgili daha pek çok ayet ve hadis vardır. Kur’ân’ın evrenselliğini anlatan bazı ayetler şöyledir:
    وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

    “Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

    وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيراً وَنَذِيراً وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    “Biz seni tüm insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.”
    Sayın Hocam! Bütün bunlardan sonra şunu ifade etmek istiyorum: Allah Rabbülalemîndir (tüm âlemlerin/tüm insanların) Rabbidir. Allah ne kadar Türkün Rabbi ise, o kadar Kürdün, Arabın, Farısın, Yunanın, Almanın, kısaca tüm halkların Rabbidir. Allah ne kadar Müslümanın Rabbi ise, o kadar Hristiyan’ın, Yahudi’nin, Ermeni’nin, Ezidinin, Alevinin, Ateistin, Sosyalistin, Komünistin ve benzer tüm inanç mensuplarının Rabbidir. İnsanlar, inançları ile ilgili Allah’a hesap verecekler. Biz, hiçbir insanı inancında, etnik kökeninden, dilinden veya kültüründen dolayı sorgulayamayız. Kim oluşa olsun, onun tabii haklarını çiğnemeye, ona haksızlık yapmaya, ona adalet dışı davranmaya hakkımız yoktur. Tüm peygamberlerin ve tüm kutsal metinlerin ortak ana hedefi, tüm insanların malını, canını, namusunu/neslini, inancını ve aklını korumaktır.
    Hz. Muhammed’in (sav.) şu iki hadisine yer vermek istiyorum: “Sizden biri, kendi şahsı için istediğini kardeşi için istemedikçe, iman etmiş olamaz” “Kendi nefsin için arzu ettiğin şeyleri, tüm insanlar için istemedikçe, Müslüman olamazsın!”
    Buna göre eğer ben kendi malıma, canıma, namusuma/neslime, dinime, dilime, fikir ve düşünceme, siyasi anlayışıma, kültürüme, kısacası maddi ve manevi değerlerime tanıdığım hak, hukuk ve hürriyeti tüm insanlara eşit bir şekilde tanımazsam, kabul etmezsem, imanda ve İslam’dan bahsetmeye hakkım yoktur.
    Medine vesikasında, Hz. Muhammed’in (sav.) tüm farklılıklara kendilerini temsil etme hakkını tanıdığını çok iyi biliyorsunuz.
    Ban, Mardin’in bir dağ köyünde fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim, kuzuların yanında büyüdüm. Yaşım bir az ilerlemişti. Başka bir köyde okula gittim. Türkçeyi okulda öğrenmeye başladım. Kürtçe konuştuğum için çok dayak yedim. İzmir Yüksek İslam Enstitüsünde üçüncü sınıfında okuduğum zaman, Hayrettin Karaman hocamız son sınıfta okuyan Diyarbakırlı bir öğrenci ile tartışmıştı. Onların sınıfından çıktıktan sonra bizim sınıfa derse geldi. Olayı sınıfta anlattı, hala hıncını alamamıştı. Bana yöneldi ve beni sözlüye kaldırdı. Aslında sözlü yapılmıyordu. Bana bir konuyu sordu. Konuyu anlatırken, “ahkâmlar” sözcüğünü kullandım. Çok büyük azar yedim, fırçalandım. Büyük bir ses tonu ile bana bağırarak, “Zaten ahkâm çoğuldur. Onu da çoğul yapıyorsun. Sen hala kendi anadilini bilmiyorsun” gibi ifadeler kullandı. Çok rahatsız oldum, çok incindim, yer yarışaydı, yerin dibine batmayı isterdim. İçimden bir duygu kabardı.” Türkçe benim anadilim değildir” diye bağırmak istedim. Fakat demedim, o duygularımı yuttum. Bunu söylediğim zaman, başıma gelecekleri tahmin ediyordum. Hala bunun acısını yaşıyorum. Hakkımı helal etmiyorum. Allah’ın huzurunda hesaplaşacağız. Bana yapılanları burada yazarsam, ciltlerle kitap haline gelir. Allah zulme razı değildir. Hak kaybolmaz. İşte bütün bunlar, adalete riayet etmemenin sonucudur. Daha neler, neler.
    Müslümanlar farklılıkları kabul etmedikçe, Allah’ın tüm âlemlerin Rabbi olduğunu anlayamazlar. He Cuma günü dünyanın her yerinde okunan Cuma hutbesinin sonunda adaletle ilgili ayet okunmaktadır. Müslümanlar arasında en çok bu ayet okunuyor. Ama Müslümanların en çok uzak olduğu ayet, yine bu ayettir.
    Daha çok çok şey yazmak istiyorum. Ama şimdilik bu kadarı yeter.
    Sayın Kavakçı Hocam! Sonuç olarak diyorum ki: Allah Rabbülalemindir. Ne kadar sizlerin, şunun, bunun Rabbi ise, aynı şekilde CHP’lilerin ve HDP’lilerin de Rabbidir. İnsanların hakları noktasında ayırım yapmak, Allah’ı tanımamak ve Kur’an’ı anlamamaktır. Gerekirse herhangi bir TV’de veya konferansta bunları herkese açık bir yerde bu konuları tartışmayı istiyorum. Konuşarak, anlaşarak, toplumsal uzlaşı ve barış içerisinde yaşamaya ihtiyacımız var. Bu da, ancak adaletle sağlanabilir. Adaletin dini yoktur. Çünkü adalet, herkesi için eşit ölçüde lazımdır.
    Herkese selam, saygı ve hürmetler.