islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
17,9331
EURO
18,4099
ALTIN
1.039,38
BIST
2.864,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
27°C
İstanbul
27°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Açık
30°C
Salı Açık
32°C
Çarşamba Az Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
31°C

CAN KIRIKLARI

CAN KIRIKLARI
22.07.2022
A+
A-

Can’ sözcüğü dilimizde pek çok söz öbeğinin içinde kullanılır. ‘ Can parem, can parçam, canımın içi, canım ciğerim…’ bunlar; sevgiyi, samimiyeti, sıcaklığı ve özellikle çok sevilenleri ifade eden söz öbekleridir. En çok da evlatlar için kullanılır. Çünkü onlar, ebeveynlerin yani bizlerin can parçalarıdır. Canlarımızın yongalarıdır adeta. Acılarını, sevinçlerini, hüzün ve mutluluklarını en derinden hissederiz onların. Öyle ifade ederiz genellikle ama gelin dürüst olalım, yaptıklarımız ile söylediklerimiz çoğu zaman örtüşmüyor. Can parçalarımızla bu hayat dağdağası, mücadelesi hatta ayakta kalma savaşı sırasında yeterince ilgilenemedik. Onları yetiştirirken gereken özeni gösteremedik. Ruhsal açıdan, manevi açıdan eksik bıraktığımız can parçalarımız,  çokça kırıldılar ve can kırıklarına dönüştüler. Onlar, birer birer kırılırken de çoğumuz maalesef yanlarında değildik. Kim bilir bizler hangi meşguliyeti çocuklarımızdan daha mühim görmüşüz de onları ihmal etmişiz.

İşin kötü tarafı onları toparlamaya nereden başlayacağımızı da pek bilmiyoruz. Yıllarca ‘ilgilenmek’ eylemini yanlış uygulamışız. Marka giydirmeyi, marka ya da iyi bilinen okullara göndermeyi, cebinden harçlığını eksik etmemeyi, tatile göndermeyi ‘ilgi’ için yeterli görmüşüz. Okul, sınav ve iş başarılarını gördükçe mutlu olmuşuz ve bunun keyfini çıkarmaya çalışmışız. Hatta gerçekleştiremediğimiz mesleki başarıları onlardan beklemişiz. ‘Ben doktor, mühendis, avukat…vb. olamadım; çocuğum olsun.’ demişiz. Bunların yani okul, sınav ve iş başarısının, onların yaşam başarısı için yeterli olmadığını da ancak hayattan zevk almadıklarında, psikolojileri bozulduğunda en önemlisi de bizimle iletişimleri kesildiğinde anlamışız. ‘Önce iyi bir insan olsun, salih bir evlat olsun.’ demeyi unutmuşuz. İşte o zaman sorduğumuz ‘Ben nerde yanlış yaptım?’ sorusunun bir anlamı kalmamış oluyor.

Mesleğim gereği gençleri yıllardır gözlemleme fırsatım oluyor. Her yıl karşıma gelen gençlerin, öğrencilerin bir önceki yılın öğrencilerinden daha zor olduklarını görüyorum. Zor öğrenen, zor beğenen, zor davranış değiştiren, zor inanan, zor güvenen… Bunun yanı sıra zora gelmeyen, zoru görünce bahane üreten, çabucak bıkan ve işten kaçan, hazıra alışmış, hayatı neredeyse kopyala yapıştır yaşayan bireylerle karşı karşıya kalıyoruz.

Bunlar aynı zamanda kolayca eleştiren bir anlayışın da   sahibidirler. En güçlü söylemleri ‘ihtiyaçlarımızı karşılayamıyorsanız bizi neden dünyaya getirdiniz.’ şeklindedir. Mutlu olmak için bir çabaları yok. Doyumsuzdurlar. Çok ciddi bir israf tutumu içindedirler.    Şimdi ‘bunlar Z kuşağı’ diyerek işin içinden öyle kolayca ve bir çırpıda çıkamayız. ‘Gençliğin Sorunları’ başlıklı ve uzun süren konferanslar, paneller, sempozyumlar, düzenleyerek kendimizi temize çıkaramayız. Sıkıntının kaynağı olarak gençleri görmenin/göstermenin bir faydası da olmayacak. Çünkü sorun gençlerin değil toplumundur. Toplum düzelirse gençlik de düzelir. Unutmayalım bizler anne babalarımızın eserleriyiz, çocuklarımız da bizim eserlerimiz. Yani yukarda gençlerle ilgili sıraladığım olumsuzlukların kaynağı önemli ölçüde ebeveynlerdir.

Sevmeyi, kelimenin tam ve tüm anlamlarıyla sevmeyi öğretemediğimiz; yalnız bıraktığımız, yalnızlaştırdığımız; paylaşmayı gösteremediğimiz, saygıyı kavratamadığımız, herkesle ve her şeyle savaş halinde olduğumuzdan barışa yabancı bireyler olarak yetiştirdiğimiz çocuklarımız, bizim ‘can kırıklarımız’ olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu can kırıkları canımızı acıtıyorlar artan bir şiddetle. Oturup şöyle mi diyelim? : ‘Kırılmışlar bir kere.’ Böyle deyip razı mı olalım bu duruma? Yoksa can kırıklarımızı birleştirmenin çabası içinde mi olalım? Toparlamalıyız, toparlanmalıyız, terk etmemeliyiz onları. Aile olmanın hazzını yeniden yaşamalıyız yaşatmalıyız. Geçmişin olumsuzluklarından izler kalır belki ama bir arada oluruz ve zamanla o izlerin silindiğini de görürüz.

Önce bir ‘ayet soluğu’ dokunsun zihinlerine ve yüreklerine. Tüm olumsuzluklara karşı bir direnç gömleğine dönüşür inşaallah bu ayet soluğu. Peygamberin evrensel yürüyüşünün ayak izlerini takip edelim. İmanımızı tazeleyelim onlarla birlikte. İhlas zırhını kuşanalım sonra. Nihayetinde saygı, sevgi, birliktelik, paylaşma, infak, kanaat, tasarruf ve salih amel yapıştırıcılarıyla bir araya getirelim kırıklarımızı. Umulur ki o zaman yepyeni bir dünyanın mümkün olduğuna olan inancımız pekişir. Özlenen, arzu edilen, beklenen güzel günlerin ferahlatan esintileri doldurur günlerimizi.

Bu arada şunu da ifade etmek isterim. Her şeye rağmen canlarını sapasağlam bir arada tutan, onları güzel ahlak üzere yetiştiren, onları can kırıklarına dönüştürmeyen harika anne babalara da buradan binlerce kez selam olsun. Sayıları her geçen gün artsın. Can kırıklarımız canımızı daha fazla acıtmasın.

EYYUP YÜKSEL

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.