islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5395
EURO
18,2406
ALTIN
994,25
BIST
3.146,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Cumartesi Hafif Yağmurlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
22°C
Pazartesi Az Bulutlu
22°C
Salı Az Bulutlu
21°C

EĞİTİM SİSTEMİMİZ NASIL BİR NESİL ÜRETİYOR?

EĞİTİM SİSTEMİMİZ NASIL BİR NESİL ÜRETİYOR?
13.09.2022
A+
A-

12 Eylül 2022 tarihinde yani dün itibariyle orta öğretimde 2022-2023 Eğitim ve öğretim yılı başladı. Üniversitelerimiz de önümüzdeki haftalarda kapılarını, yeni eğitim ve öğretim için açacaklar. Eğitim ve öğretim, kişinin kafa ve kalbini inşa eder. 2002 yılından beri maddi bakımdan çok mesafe kat ettik. Boğaz köprüsünü üçe çıkardık, binlerce km. bölünmüş yollar yaptık, İHA ve SİHA’larımızı yaptık, teknolojide birçok alanda, özellikle savunma sanayiinde millileşmeye başladık. Birleşmiş küfür milletlerinin ekonomik, siyasi ve sosyal dış baskıları ve yerli işbirlikçilerinin içerden onları desteklerine rağmen, ekonomide iflas etmeyerek ayakta durmaktayız. Her şeyin iki-üç katı pahalılaşmasına karşı da sosyal patlama yaşamamaktayız.

Efendiler! İnsanları kazanmanın yolu, onların KAFAKALP ve KARINlarını aç bırakmamaktan geçer. Rasûlullah (sav), Medine’ye hicret edince Mescidi inşa ederek Kalbi; Suffeyi inşa ederek Kafayı; pazar yerini inşa ederek de Karnı hedeflemiştir.

Bugünün Müslümanı, Peygamberini örnek alması gerekirken, insan kazanmanın üç alanından sadece karına odaklanıp kafa ve kalbe aynı derecede önem vermemektedir. Kafaları ve gönülleri fethedilmeyen insanlar, Rablerine bile nankörlük yaparlar. Yaklaşık yirmi ayette “Yerde ve gökte ne varsa hepsini sizin emrinize verdim” diyen Allah’a, dünyadaki insanların yüzde kaçı hakkıyla kulluk yapıyor? Allah’ın; yeraltı, yer üstü ve gökyüzü nimetlerinden istifade eden bu insanlık ailesinin ne kadarının Rabbi ile arası iyi? Yüce Allah insanı anlatırken; “Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür(100/Adiyat:6) buyurmaktadır. Sayısız nimetlerine rağmen Rabbine bu kadar nankör olan insanoğlu, Allah’ın kullarına elbette nankörlük yapacaktır.

Sen Türkiye’yi mamur hale getir, çöpten kurtar, suya kandır, her tarafını yemyeşil yap, Cumhuriyet döneminde yapılan yol ve raylı sistemi on katına, yirmi katına çıkar, dört saatte gidilecek yeri yarım saatte kat edilir hâle getir, hızlı trenle Konya-İstanbul arasını dört buçuk saate indir…onun umurunda değildir. Sen yönetici olarak ne kadar dindar olursan ol, mevcut rejim, laik/seküler nesil üretmektedir. Yirmi yılda şu üniversite gençliğine yapılan, daha önceki hiçbir dönemde yapılmamıştır. Okul harçlarından tut, yemek parasına, burslarına ve ulaşımına varıncaya kadar her alanda müthiş bir iyileştirme getirilmiştir. Ama bu üniversite gençliğinin %75’i seküler dünya görüşüne sahip. İslam esaslarına dayalı bir sisteme karşı. Çünkü bunların kafa ve gönülleri aç. Karınlarına verilen önem kafa ve gönüllerine verilmedi. Yani bu rejim, geminin kaptan köşkünde kim oturursa otursun, kendi adamını üretti. Geminin rotası değişmedikçe kaptan değişiklikleri, gerekli dönüşümü gerçekleştirecek Müslüman bir nesil inşa edemedi.

Merhum Erbakan hocamızın dediği gibi “Kanserli hasta, yatağı değiştirilmekle iyi olmaz, pansuman ve pudralamakla şifa bulmaz. Kandaki mikrobu tespit etmek gerekir.” Hilafetin kaldırılmasıyla, İslam karşıtı laik/seküler sistem öyle kök salmış ki, kaptanın dörtdörtlük samimi Müslüman olması neticeyi pek değiştirmiyor. Üniversite gençliğinin sadece %25’inin Ak Partinin yanında yer alması ve %75 gibi ezici çoğunluğun ona karşı olması bu gerçeği haykırmıyor mu? Gariptir ki, başında bulunduğunuz iktidar aygıtı, yirmi yılda kendi neslini çıkaramıyor ama M. Kemal ve arkadaşlarının oluşturduğu “Cumhuriyetin kuruluş felsefesi”ne uygun bir nesil peydahlayabiliyor.

Efendiler! İşte bu uygulama, kandaki mikroba müdahale etmeden kanserliyi pudralamak, pansumanlamak ve yatağını değiştirmekle sonuç almaya çalışmak gibidir. Müslümanlar; istikameti sabitlenmiş geminin kaptanlığına geçince, davasını unutarak mevcut Kemalist/laik/seküler rejimi pudralamakla, İslam’ı kendine dert edinen İslamcı bir neslin vücut bulacağını sanmamalılar. Belki Reis ve yanındaki çok az bir grup bunun farkında ama Reis’in rüzgârıyla iktidar erkinde olanların ezici çoğunluğu yani Ak Parti içindeki AKP’lilerin bunun farkında olduğunu sanmıyorum.

Gençliğin bu gidişatı bize şu “çıplak uyarıyı” yapmakta ve demektedir ki; “İnsanların ve özellikle gençliğin kafa ve gönlünü aç bırakır, eğitim sisteminde devrim niteliğinde değişiklikler yapmaz, seküler inanç sistemini diri tutan kitaplarla onların kafa ve gönüllerini çaldırırsan, onlara yüzlerce km. metro ve bölünmüş yol, dünyanın en büyük hava limanı, iki kıtayı denizin altından birleştiren Marmaray, üçüncü, dördüncü, beşinci…boğaz köprüsü ve daha neler neler yapsan yine senin arkanda durmaz. Bütün bu nimetlerden istifade eder fakat kafasını ve gönlünü kaptırdığı yere destek çıkar.”

Öyleyse tekraren diyoruz ki, yanlış nesil imal eden bu fosilleşmiş rejimi onararak ve pudralayarak, rotası, yüz yıl önce belirlenmiş bu geminin bizi hedefimize götürmeyeceğini anlayalım. Bu zulüm düzeninin değiştirilmesi için yeni stratejiler ve metotlar geliştirelim. Bedel ödemeyi de göze alalım. Kefenimizi biraz da bu uğurda giyelim. Çünkü Rasûlullah’ın ifadesiyle “Kişi, hakkı söylemesi gereken yerde mutlaka hakkı söylemelidir. Bu onun ne ecelini öne alır, ne de kendisine ait rızıktan mahrum eder.(Beyhaki, Şu’abu’l İman, 7172).

Madalyonun bir başka yönüne gelince, dünyanın değişmeyen döngüsü şudur:  “Zor zamanlar güçlü adamlar doğurur. Güçlü adamlar rahat zamanlar yaşatır. Rahat zamanlar, zayıf adamlar üretir. Zayıf adamlar, zor zamanları getirir.” Reis, zor zamanlarda yetişmiştir. Dâvası için hep bedel ödeyerek bu günlere gelmiştir. Onun döneminde Müslümanlar da rahat yaşamışlar, mücahitken müteahhit olmuşlardır. Başörtüsü konusundaki duyarlıklarını kaybederek bin bir makyaj malzemesi içinde, streç pantolon ve daracık giysiler üstüne iliştirilmiş bir aksesuar aracı haline getirmişler. Zayıf adamlar üremiş, beraberce yola çıktıklarının bir kısmı yolda onu satmıştır. İşte bu zayıf adamlar da zor zamanları getirmişlerdir.

Sonuç olarak deriz ki; rotası yüz yıl önce belirlenmiş devlet aygıtının başına ne kadar dindar birini getirirseniz getirin, 5816 sayılı koruma kanununu kaldırıp rotayı kemalizmden İslam’a doğru kırmadıkça, müfredatı kemalist-laik kuşatmadan kurtarıp gençlerimizin kafasını, kalbini ve karnını hedefleyen, içi İslam ve İrfanla dolu bir eğitim sistemi oluşturmadıkça, firavunun piramitlerine taş taşımaya devam edeceğiz demektir. Gerisi lâfı güzaf.

                                                                         

                                                                                      Musab SEYİTHAN

 

ETİKETLER: ,
Yorumlar

  1. AKB. dedi ki:

    Çok doğru. Olanın ilamini belirttiğiniz den dolayı teşekkürler ederim Gönlünüze kaleminize sağlık.

  2. AKB. dedi ki:

    Çok doğru. Olanın ilamini belirttiğiniz den dolayı teşekkürler ederim Gönlünüze kaleminize sağlık. Çalışmalarınızın devamını diliyorum

  3. İsmail Yılmaz dedi ki:

    İslâm Şeriatının hâkim olmadığı bir dünyada yapılan ne varsa aspirin uygulamasından öte gitmeyecektir. Gönlünüze sağlık, Allah razı olsun.

  4. Ahmet Ziya İbrahimoğlu dedi ki:

    Evet zahiri planda söylenenler doğru, uyarılar da yerindedir. Elbette bizlerin değerlendirmeleri de zahire göre olur; olacaktır. Bununla birlikte Türkiye’nin sevki ilahi ile sahili İslama doğru yol aldığını da görmek ve umutsuzluk hissi doğuracak karamsar ifadelerden de uzak durmak gerekir.
    OSMANLI yıkıldıktan sonra dünya adil bir güç üretemedi. Güçlüler, güçlerini zulüm, sömürü ve göz yaşı üzerine bina edip sürdürüyor. Allah’ın batıya verdiği mühlet dolmak üzere, nöbet değişimi olacağını, zulmün uzun sürmeyeceği gerçeğini bildiğimiz ve alametlerini gördüğümüz için söyleyebiliyoruz. Son yüzyılda yaşanan süreç bunu hissettiriyor. Burada önemli olan bizim bu süreçteki durumumuz nedir? Olumlu katkı ve payımız olup olmadığıdır? Herkes muhatabına rol belirlemekten çok kendine düşeni yapmaya öncelik ve ağırlık verirse muhatabın bir şeyler yapabilme kabiliyeti ve imkanı artar. Eldeki kalitesiz malzeme ile kaliteli eser üretmek mümkün olmadığı gibi, kalitesizliği kaliteye dönüştürmek de pek kolay bir iş değildir; uzun zaman İster. Bize düşeni sabırla ve azimle yapmaya devam edersek, istikbal İslamın olacağından hiç şüphemiz olmamalı.

    1. Musab Seyithan dedi ki:

      Elcevap doğrudur. Aynen katılıyorum. İstikbal inkılabatında en gür sedanın İslam’ın sedası olacağına inananladanım.
      Allah razı olsun. Katgınızdan dolayı teşekkür ederim.

  5. Hızır dedi ki:

    Eğip bükmeye gerek yok
    Fullbright anlaşmasını iptal etmeyen hiçbir yetkili kurum kuruluş
    Samimi deyildir
    Nokta