islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,6390
EURO
19,5913
ALTIN
1.069,47
BIST
4.827,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Çok Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
19°C
Pazar Hafif Yağmurlu
16°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
13°C

Fark Edilmeyen veya Gizlenen Taciz

Fark Edilmeyen veya Gizlenen Taciz
09.08.2022
A+
A-

Tarih boyunca insanlık taciz olayına şahid olmuştur. Fakat, günümüzde farklı bir taciz türü, gözler önünde gerçekleşirken, bilerek veya farkında olunmadan bu taciz şekli, gözlerden uzak tutulmaktadır.

Taciz nedir:

Taciz, bir kişinin isteği ve arzusu dışında fiili, fiziki, sosyal ve psikolojik olarak istemediği halde belli hareket ve davranışlara zorlanması, baskı altına alınmasıdır.

İnsan, akıl sahibi bir varlık olması sebebiyle isteyerek, bilerek ve doğru bilgiler ile muhatap olması gerekmektedir.

Hiçbir art ve kötü niyetli tutum, insanın iradesi dışında kişiye zorla benimsetilemez ve onun rahatsız edici hareket ve tutumları yaşamaya ve görmeye mecbur edilemez.

İlahi dinler, hukuk sistemleri ve gelenekler; insanın huzur ve güven içerisinde yaşamasını, en önemli şart görmüş, buna ait müeyyideler koymuştur.

Günümüzde batı kaynaklı hukuk, genel olarak bu sınırları koymuş gibi görünse de, taciz’i, büyük ölçüde fiziki ve kişinin rızasına aykırı cinsi eylem noktasında işleterek, tacizin sınırlarını belirsiz bırakmaktadır.

Halbuki taciz olayı, sadece somut ve fiili bir eylem ve suç olarak sınırlandırılamaz. Çünkü, suç ve tecavüz ile ilgili eylem, bir kültür ve düşüncenin sonucunda gerçekleşmektedir.

Manevi ve psikolojik tecavüz:

Tecavüzün şahsi ve toplumsal kaynağında, tecavüze imkan ve izin veren, keyfi ve baskıcı bir düşünce yer almaktadır. Bu düşünce, kendine her şeyi mübah gören despot ve egoist bir anlayıştır. Ve, “ben merkezli” bir kültür ve anlayışın sonucudur.

Bu bakış, karşısındakine hayat hakkı tanımayan ve bencilce bir düşünüştür. Psikolojide kendine tapma olarak geçen, narsizim kavramı bu düşünceden doğmuştur.

Batı hukuku, suç konusunda “fiili sonuca” baktığı ve kişinin duygu ve düşüncesiyle suç arasında bağlantı kurmayı ikinci plana attığından dolayı, konuyu hazırlayan faktörleri ihmal etmektedir.

Halbuki, konunun asıl püf noktası burada başlamaktadır. Hukukun Sosyoloji ile bağlantısı kurulmadığından, suç olayı sadece cereyan etme şekli ve gerçekleşme boyutu ile ele alındığından, eksik idrak edilmekte ve karar verilirken hatalar olabilmektedir.

Halbuki hukuk, suç olayını cezalandırmak yanında ve ondan daha da önce, suça hazırlayan sebepleri de gözlemlemeye çalışması gerekmektedir.

Cinsel taciz :

Suçun manevi ve sosyal boyutu, belki de en fazla cinsel taciz olaylarında karşımıza çıkmaktadır. Burada da maalesef, sadece olayın fiili tarafı göz önü alınmakta ve olayı hazırlayan düşünce ve tutumlar göz ardı edilmektedir.

Genelde böyle bir olayda erkek, “potansiyel suçlu” olarak ortaya çıkmaktadır. Halbuki olayda psikolojik ve hatta cinsi tahrik söz konusu olabilmekte ve bu da çoğunlukla kadın tarafından hazırlanmaktadır.

Kadının kendini cazip ve ilgi çekici bir şekilde  toplumda sunması, ona olan ilginin artmasına ve hatta, muhatabını saldırgan bir hale getirmesine sebep olmaktadır. Buna ait, çokça olay vardır.

Hemen birileri, “canım, erkek te kendisini kontrol altına alsın” diyebilir. Zaten, erkeklerin çok büyük bölümü sabırlı  ve kontrollü olmasaydı, taciz olayı bir iki günde bir yerine, günde yüzlerce vak’a haline gelirdi.

Hedonist çıplaklık, neyin habercisi:

Her geçen yıl ve gün, kadınların moda, güzellik veya bir başka düşünce ile toplumda daha dekolte giyinme ve erkekler için “ilgi odağı” haline geldiğine şahit oluyor ve bunun sonucunda, aile içi yanında, aile dışı birlikteliklerde kadına yönelik cinayetlerin arttığına şahit oluyoruz.

Konuyu, özellikle medyada polisiye ve adli bir vaka gibi göstermenin dışında, sosyal, ahlaki ve kültürel bir “kuralsızlık ve keyfilik” açısından ele alınmasını vakti artık gelmiştir.

Olayı; İnsanların ve özellikle gençlerin, keyfi ve gençlik istekleri olarak görmenin ötesinde, bir toplumda ahlakın, ailenin ve kişiliğin kaybına ve dejenerasyonuna sebep olan bir alinesyon ve çözülme olarak bakarak, bu tek taraflı açıklamayı haklı görmemiz mümkün değildir. .

Eğer, açıklık ve ahlak dışılık bir hürriyet olarak kabul ediliyorsa, ahlak ve geleneğini, inançlarını yaşamak isteyenlerin de inanış  ve haklarını göz önüne almak gerekir. Aynı zamanda da, açıklık ve ahlak dışı tavır sahiplerinin, bu tavırlarını toplum önünde ortaya koyabilme diye bir hürriyetlerinin olmaması gerekir.

Bu cümle ile ilgili görüşlerim; dünyada geçerli bütün hukuk kurallarında kabul edilen hususlardır.

Ama nedense, “ahlaka uymama” davranışı gibi bir kural, toplumumuzda hakim hale getirilmektedir. Bu konuda, toplumun büyük çoğunluğunun kabul edemeyeceği bir konu olarak, öncelikle açık  şekilde giyinen ve ölçüsüz davranışlarda bulunan kişilerin “empati yapması” gerekiyor.

İkinci olarak yetkili mercilerin, herkesin hakkını koruyucu bir sistemi hakim kılacak kuralları, toplumun huzur ve refahı için etkin hale getirmeleri gerekmektedir. Yoksa, bu keyfilik; çok sıkıntılı olaylara sebep olacaktır.

Prof. Dr. Sami Şener

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.