islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
22°C
İstanbul
22°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
23°C
Pazartesi Açık
25°C
Salı Az Bulutlu
24°C
Çarşamba Açık
24°C

Hikmeti Görebilmek

Hikmeti Görebilmek
06.05.2022
A+
A-

Biz idrak edelim veya etmeyelim Allah Teâlâ’nın her işi, emir ve yasağı tam anlamıyla hikmet üzeredir. Kulların, kendilerini yaratan Rablerinin işindeki hikmeti, kendi kapasitelerince idrak etmeleri veya edememeleri Allah’a ait bir işte eksiklik nedeni olamaz. Kulların bir işteki hikmeti idrak edememeleri veya o işte gözle görülebilir bir anlamın çıkmıyor olması, o durumun kullar açısından değerlendiriliş şeklidir. Allah Teâlâ ise bir işi kullarına beğendirmek maksadı ile yaratmamaktadır. O’nun her işi kendi takdiri iledir. Kullarına düşen görev, O’ndan bildiklerine teslim olmaktır. Adı İslam olan bir dine iman edip Müslüman olan insanın kazandığı kimlik de esasen budur. Müslüman olmak, kayıtsız ve şartsız her şeye teslim olmaktır.

Bizden önceki nesiller üzerinde izlediğimiz kadim olaylar ya da elan izlemekte olduğumuz mevcut olayların önemli bir bölümü için hikmetini idrak etmekte zorlandığımız ve aklımızı teslim etmekten baska alternatif üretemediğimiz pek çok olay bulunmaktadır. Güneş ışınlarının bize ulaşması sürecine bir anlam yükleyebiliyoruz. Yaz veya kışın oluşmasını tahlil edebiliyoruz. Pek çok feza olayını da bu zaviyeden değerlendirecek bilgiye ulaştık. Bu ve benzeri bilgilere ulaşmış olmamız, Allah Teâlâ’nın mülkündeki her işi ve olayı anlamamızı gerektirmiyor. Allah Teâlâ’nın her işini en ince ayrıntılarına kadar anlayabilmiş olmak, ortada bir hikmetin bulunmasını da gereksiz hâle getirir. Rab ile kul arasındaki mesafe, meselenin iman etme/İslam olma meselesi olması, irdelemeden inanma ve kapısı açılmış kadarı ile hikmeti öğrenip yetinme mecburiyeti getirmektedir.

İmanımız şudur:

– Allah Teâlâ’nın kulları üzerindeki kaderi sabittir, nesilden nesile gelişme/değişme göstermez.

– Allah Teâlâ ne yaptı ise ve şu anda O’nun kaderi ile ne tecelli ediyorsa bu, olduğu gibi hikmettir. Kullar, bu hikmeti anlasın veya anlamasın Allah Teâlâ hikmetli olmayan bir iş yapmaz. Yeryüzünde meydana gelen bir depremden, insanlar üzerinde zulüm düzeni kuran bir zalime kadar her şey, O’nun kaderi ile olduğu sürece hikmetlidir. Kendi dini olan İslam’a iman edenlerin ezilmişlik içinde birkaç asır yaşamaları, Allah’a isyan üzerine kurulu bir sistemin ise hür ve azgın eda ile var olması da bir hikmettir.

-Allah Teâlâ’nın kulları üzerinde tecelli eden kaderi olduğu gibi adalettir. Kiminin fakir, kiminin zengin olmasında bir adalet vardır. Kiminin sağlam kiminin de sakat olmasında da adalet vardır.

Her Şeyin Vakti Var

Şu ayeti düşünerek okuyunca göreceğiz ki Allah Teâlâ, insanlar hak etmiş olsalar bile onlara azap etmekte acele etmemektedir. Yeryüzünde, içinde insanların da bulunduğu bir plan işlemektedir. Bu plan, insanların bir bölümünün hak etmesi veya istemesi ile yönlendirilecek bir plan değildir. Bu planın; insanları, cinleri ve bütün kainatı kapsayan, bütün zamanları içine alan bir plan olması buna manidir. İnsanlar, kendi bölümlerini yaşayıp gidecekler ve plan devam edecektir. Ayeti dikkatlice okuyalım:

“Eğer insanlar iyi olanı çarçabuk istedikleri gibi kötü olanı da Allah onlar için hemen gerçekleştirseydi derhal sonları gelirdi. Bize kavuşacaklarına inanmayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp durmak üzere kendi hâllerine bırakırız.” (Yunus, 11)

Ayet, iki noktayı öne çıkarmaktadır. Birinci nokta şudur: Allah Teâlâ, insanlar hak etseler bile azabını acele bir şekilde vermemektedir. İkinci nokta da yine Allah Teâlâ bilerek, O’na asi olanları uzun bir ömür içinde yüzdürmektedir. Bu da onlar için bir tuzaktır. Onların bu şekilde nimetler içinde yüzerken asi olmaları, onların kendilerine merhamet olacak bir durumu değerlendirememelerinden başka bir şey değildir. Asıl yaratılış gayelerine dönme fırsatlarını tepmeleri onların aleyhinedir.

Kâfirlerin uzun ömürlü olması, refah düzeyi yüksek olan ve arzularını gerçekleştirebilir bir hayat yaşıyor olmaları elbette Allah Teâlâ’nin dilemesi ile gerçekleşmektedir. Allah’a iman etmiyor olmalarına rağmen Allah Teâlâ’nın onlara âdeta dilediklerini vermesi durumu ise her gün biraz daha gömüldükleri bir bataklık gibi görülmelidir. Kişisel olarak incelendiklerinde durum bu olduğu gibi, küfür ehlinin oluşturduğu sistemler/yönetimler için de söylenecek söz budur. Şehvetlerin sınırsız bir şekilde önlerine konması, nimetler arasından dilediklerini seçme gibi bir bolluk içinde bulunmaları asla onların lehine değildir. Zira Allah, mühlet veriyor ama ihmal etmiyor. İpi uzatıyor ama asla salmıyor. İman etmeyenler için “son fırsat” olarak uzatılan bu ip, mü’minler tarafından Allah’in bir hikmeti olarak değerlendirilmedikçe imanın gereği yapılmış olmaz. Mü’minler, kendilerinin sıkıntılar içinde bocaladığı bir dünyada kâfirlerin nimetler içinde yüzmesini bir imtihan olarak görmelidirler. Bu imtihan, Bedir ve Uhud’daki imtihandan farklı değildir.

Şu anda üzerimizde bulunan sıkıntı bulutları, bizim için bir rahmete dönüşebilir. Şartlar ne olursa olsun biz, Allah’ın rızasını kazanmayı gaye edinebilir ve o gayenin de gereğini yapabilirsek kazanınız. Kazandığımız da Allah’ın rızası olur. O rızadan sonra ise kaybedeceğimiz bir şey yoktur. Üzerimizde cereyan eden her olay, içinden çıkmakta zorlandığımız her sıkıntı bu kurala tabidir. Bedir veya Uhud’u bir meydanın adı zannedecek kadar dar düşünemeyiz. Bilakis Uhud’u evde, ticarette, siyasette ve insanın nefes aldığı her yerde görebilmeliyiz. Bu görüşümüz de bize bir pratiklik kazandırmalıdır. Mücerret bir görme/kavrama yeterli değildir. Ancak kavradığımızı uygulayabildiğimiz zaman kazanmış oluruz. Uhud, bir imtihan olduğu gibi mü’minin helal gıda bulmakta zorlanacağı bir hayat yaşaması da imtihandır. Evlatları üzerindeki emellerinin gerçekleşmesine mani olan bir yığın engelle karşılaşması ama buna rağmen evlat imtihanı ile muhatap olması bir imtihandır. Tapusuna sahip olduğu topraklarda söz sahibi olamaması da bir imtihandır.

Mü’min, imtihan için geldiği bir hayatı anlayamadığı zaman hikmetin izini kaybetmiş demektir. En büyük hikmet de bunu idrak etmek olsa gerek.

Nureddin Yıldız

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.