islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
17,9632
EURO
18,3426
ALTIN
1.031,59
BIST
2.795,06
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
32°C
İstanbul
32°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Az Bulutlu
28°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C
Cuma Az Bulutlu
29°C

Hürriyet Kavramı, Ne Ölçüde Sosyal Dünyamıza Cevap Veriyor

Hürriyet Kavramı, Ne Ölçüde Sosyal Dünyamıza Cevap Veriyor
05.07.2022
A+
A-

Bu kelime, gündemimize Meşrutiyet döneminde giriyor. Osmanlı münevverininin yabancı olduğu bir kelime. Ama efsunlu ve büyüleyici özelliği olan bu kavram, büyük bir ilgi görüyor. Aynı zamanda, toplumda yerleşmiş kurallara karşı, bir meydana okuma anlayışı geliştiriyor!. Üstelik, insanın keyfini okşayıcı  ve kendine olan inancını arttırıcı bir özelliği  de var!..

Hürriyet kavramının Batı’daki manası:

Ama, her kelime ve kavram gibi, İslam dünyasında hürriyet de;  farklı bir dünyanın habercisi oldu. Birincisi Batı’da kilisenin, ikincisi ise devletin baskısından kurtuluş için gerekli bir kavram olarak ortaya çıktığı bilinmektedir. Aslında, her iki otoritenin de etkisi dışına çıkışı sembolleştiren tarihi ve sosyal bir kavram.. Çünkü kilise, bazan kral’ı kontroluna alsa da, başlı başına bir otorite. Kral ise, hukuk dışı bir diğer baskıcı gücün temsilcisi. Bizde Sultan, hukuk ve ilim adamının kontrolunun altında  iken; Batı’da kral, keyfi ve ulaşılmaz bir makamdır.

Batı’daki kilise, kral ve hatta Derebeylerinden kurtuluşu siyasi ve bir hedef olarak  yaşama felsefesi haline getirilen hürriyet, yeni bir Liberal (serbestlik) sisteminin de ana sembolü. Bu otoritelerden kurtuşun sloganları ” hürriyet ve bağımsızlık” ile ifade edilirken; otoritesiz ve kontrolsüz bir düzen ortaya çıkıyordu.

Bu kavramlar batı dünyasının  o günkü ihtiyaç ve beklentilerine cevap verirken; Osmanlı’da böyle bir ihtiyaç ve ona cevap verebilecek bir kavram olmadığı için, zihinnleri batılılaşmış aydınlar, bunu anlayacak kadar, geniş düşünceli olamamıştı.

Kilise ve kral ve Derebeyi gibi  keyfi ve hesap sorulamayan  otoriteler ile hiç karşı karşıya kalınmamış bir kültürün hürriyet ve bağımsızlık talebiyle karşı karşıya kalması, ancak bir sebeple açıklanabilir: Kendi kültür ve yaşama felsefesini  hayata aktaramamanın getirdiği yozlaşma..

Hürriyet’i, sosyal hayat içinde değerlendirmek:

İnsanoğlu manalı bir hayat ve sistem içerisinde olmadığında, sahip olduğu değer ve gelenekler, onun üzerinde “iğreti” bir eşya gibi durmaya başlar. Ve fonksiyonlarını ağır ağır kaybeder. Dolayısıyla böyle bir durumda  insan, bu psikolojik hal içinde önüne konan fikir ve bilgi sistemlerini şuursuzca kabul etmeye başlar.

150 yıllık düşünce ve ilim hayatımız, batı’yı ve onun kavram ve sistemlerini benimsemekle geçti. Fakat, pratik ve işe yarar sonuçlar elde edemediğimiz de gün gibi ortada. Çünkü kavramlar, sürekli kendi toplumlarının sosyal ve kültürel dünyasını açıklamak ve güçlendirmek için oluşturulurlar. Bizde de öyle oldu.

Sosyal bilimciler, genellikle batıdan alınan kavramlar üzerinde fikir yürütmeye ve sosyal gerçeklerimizi o kavramlar açısından değerlendirmeye çalışırlar. Fakat bu kültür merkezli gayret, batılı sistem aynen alınınca, toplumumun dert ve problemlerini açıklama ve çözme konusunda müracaat edilen bir metot olarak kabul edilmedi. Hatta, gereksiz ve zararlı görüldü. Bu bilgi ve kavramlar, sadece batı ilim ve düşüncesinin izini takip etmeye yaradı. Ama bu yolun, pratik faydası olmadığı gibi, yeni düşünce ve metotların gelişimine de yol açmadı.

Yeni Kelime ve kavramlar, bizi kültür dünyamıza ulaştırmıyor:

Meşrutiyet ve özellikle Cumhuriyet döneminde beri, “dilde sadeleşme” adıyla, kültür ve fikir dünyamızdan, değiştirilen kelimeler ve kavramlar ile, kendi medeniyetimizden uzaklaştırıldık. Medeniyetine bağlı olduğunu söyleyen bazı aydın ve ilim adamlarımız da, kelime ve kavramlarımızın değiştirilmesine farkında olmadan destek oldular. Şart yerine, koşul; ihtiyaç yerine, gereksinim; sebep yerine, neden; mecburiyet yerine, zorunluluk gibi kelimelerin kültür dünyamızdan, temel kaynaklarımızdan bizi kopardığını düşünemediler.

Artık kendi gerçeklerimizi, kendi değer ve metotlarımız çerçevesinde açıklayabilecek ve çözecek kavramlara ihtiyacımız var. Aynı zamanda kavramlara temel olacak “değerler” ile sosyal ilim anlayışımızı rehabilite etmenin gerekliliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Hürriyet, kelimesi de bunlardan biri.

Üstad Necip Fazıl merhum; “Hayvanların hürriyetini insanlar, insanların hürriyetini de hak ve hakikat sınırlar” diye açıklar. Öncelikle, mutlak hürriyet diye bir olayın olamayacağını kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü, hürriyet; herkes için ve diğerler insanların da hak ve anlayışını dikkate alması gereken dengeli ve ölçülü bir kavramdır. Aksi halde, kişinin keyfi isteklerinin bir aracı olacaktır.

Bu yüzden, kelime ve kavramlar dünyası; inanç, ahlak ve kültür ile bir sosyal dünyanın kurulabileceğini açıklamaktadır. Batı’da, eksik ve yanlış bir uygulamanın, bizim sosyal ve siyasi hayatımızı belirlemesi söz konusu olmamalıdır. Özellikle, sosyal ilim çalışmalarımızda, bu bakış açısına dikkat etmek son derece önemlidir.

Prof.Dr.Sami Şener

 

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.