islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5421
EURO
18,1896
ALTIN
995,09
BIST
3.146,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Cumartesi Hafif Yağmurlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
22°C
Pazartesi Az Bulutlu
22°C
Salı Az Bulutlu
21°C

İslami Üniversite…

İslami Üniversite…
11.08.2022
A+
A-

Önce bir eleştiri ile işe başlayalım: Başına İslami terimini koyduğumuz her şey İslami olmaz! Bir şeyin İslami olabilmesi için İslam’ın temel ilke ve kuralları ile mukayyet bir zemine sahip olması elzemdir. İslam’ın dünya görüşünü taşımayan ve İslami terimi kullanılan her olay, olgu ve kurum bir istismar örneği olarak görülmelidir. Yani bir şeyin İslami olabilmesi o şeyin İslami bilginin ve İslami bakışın eseri oluşu ile kayıtlanması gerektiği bilinmelidir.

Doksanlı yıllarda çok kısa bir süre Bilginin İslamileştirilmesi meselesi gündeme geldi ve tartışıldı. İslami edebiyat mevzuu da gündeme geldi. Öykü ve Şiir dışında Roman’ın İslami olup olmadığı tartışıldı. Rasim Özdenören (Allah rahmet eylesin.) bu konuyu gündeme taşıyan yazılar yazdı. Farklı kalemler bu konuda yazılar yazdılar, ama tartışma gerektiği seviyeye ulaşmadan, bir sonuca ulaşacak bir müktesebatın ortaya çıkmasına zemin olmadan bitti…

Hala zihnimde bu tartışmanın niçin öyle çabuk bittiği sorusu faal halde durmaktadır. Dünyada da benzer bir tartışma yapılmıştı. İsmail Raci el Faruki’nin başlattığı bu tartışma başka coğrafyalarda da yankı buldu, tartışıldı. Hatta üniversitesi bile kuruldu. Ama bu üniversiteler beklenen verimi veremediler. Çünkü tartışma olgunlaşmamıştı. Bu konuda yapılması gereken yeterli bir çalışma yapılmamıştı. Hatta bir İslam üniversitesinde öğretim üyeliği yapacak eğitimci bulmakta zorlanıldığını bu işin başındaki dosttan duydum…

Meselenin özü şu: Hem İslam dünyasındaki farklı ülkelerde hem ülkemizde herhangi bir mesele ortaya konulduğu zaman yeterli bir birikim ve yeterli bir zaman hasredilmeden çabucak tüketiliyor. Sonra da iyi niyetle atılan adımlar akim kalmaktadır. Bu sorunu çözmenin bir yolunu, yordamını, yöntemini bulmakla yükümlüyüz. Twitterde bir konu olarak ‘İslami üniversite’ diye bir başlık gündem yapılmış görünce bütün bu düşünceler zihnime üşüştü.

İslami bir üniversitenin varlığı öncelikle İslami bir eğitim modelinin varlığına ve İslami bir müfredatın varlığına dayanır. Ama öncelikli olarak İslami bir dünya görüşünün teorik zeminini kurmak şart olmalıdır. Çünkü bir dünya görüşü yoksa eğitimi olmaz, eğitimi yoksa üniversitesi de olamaz! Teknolojideki tartışma gibi biz yaptık oldu denirse sonucu görmekteyiz… Tekniğin alınması ahlakın reddedilmesi meselesinde olduğu gibi İslami bir üniversite eğer batılı formda ve içerikte hazırlanıp görece İslami ilimler ile mücehhez kılınacaksa bu zaten Pakistan ve Malezya gibi ülkelerde denendi.

Meseleyi kökeninden hareketle ele almakta zorunluluk vardır. Çünkü bütün çağdaş tartışmalarda kökene yönelik bir ilgi yokluğu yüzünden her şeyi biraz İslami sos ile süsleyerek İslamileştirdiğimizi düşündük, sonuç tam bir hayal kırıklığı…

Modern dünya, modern bir epistemenin varlığı üzerine kaimdir. Modern episteme ise modern bir dünya görüşüne kaynaklık etmektedir. Düşünce zeminini bu dünya görüşü ile beslemektedir. Aynı şekilde dünya görüşünü de modern bilgiye dayalı düşünce ile sağlamlaştırmaktadır. Eksikliklerini ve aksaklıklarını bu şekilde giderme yolunu seçmektedirler. Modern düşünce ve modern dünya görüşü hangi sorunlarla yüzleşirse yüzleşsin, ayakta kalma pozisyonunu elinde tutmaktadır. Yetersizliği gün geçtikçe anlaşıldığı halde, anlamını yitirdiği halde, bir ahlak ve etik değere sahip olamamasına rağmen, devingen ve değişken yapısı ile kendini geleceğe doğru taşımaya devam etmektedir.

O zaman şunun altını çizelim: modern dünya ve dünya görüşü ile İslam ve İslam’ın dünya görüşü derin bir farka sahiptir. Bu farkı fark etmeden tartışılan konulara yönelik sağlıklı ve doğru bir yaklaşım geliştirilemez!

O zaman teorik olarak İslam’ın kendi dünya görüşünün teorik bir çerçevesini ve düşüncesini geliştirmek Müslüman âlim ve entelektüellerin boynunun borcudur. Bu yeteneğe sahip bir entelektüel birikim var mıdır, yok mudur? Tartışmaya değer bir konu…

Eğitim için o eğitimin müfredatının ve terbiyesinin üzerine bina edileceği bir dünya görüşü şarttır. Eğitim; müfredatı ve terbiyesi ile bir bütün olarak ancak kendi dünya görüşü içinde anlamlı bir bütünlük oluşturarak verimli bir zemine sahip olur.

Mesele salt eğitimle sınırlı değil! Bugün karşı karşıya kaldığımız her meselede durum bu…  Sağlık meselesini dünya görüşünden bağımsız ele alamayız, kültür meselesini dünya görüşünden bağımsız ele alamayız, sanat meselesini dünya görüşünden bağımsız ele alamayız, iktisadi meseleyi dünya görüşünden bağımsız ele alamayız… Önce bu durumun farkındalığını oluşturmalıyız. Bir mesele önümüze geldiği zaman bu mesele hakkında ‘dine/İslam’a dayalı dünya görüşü bu konuda ne der’ diyebilmeliyiz. Her hangi bir konuda, konuya sadece malzeme yaptığımız ve birkaç ayet veya hadisi gündeme taşıyarak o meseleyi İslami kılamayız. Öncelikle bunun doğru bir şekilde öğrenilmesi gerekir.

Öncelikle şunun farkındalığına sahip olmalıyız: Modern zihin ve işleyişi ile Müslüman zihin ve işleyişi kadar modern zihin ile modern öncesi zihin arasında da tam bir ayrım söz konusu… Modern zihne bir şey söylemek istediğinizde o zihnin zeminini dikkate almadığınız zaman ona bir şey aktarmanız ve ona bir şey öğretmeniz, ya da onunla bir şeyi müzakere etmeniz mümkün olamaz!

İşte bir dünya görüşü vurgumuzun temeli buraya yaslanmaktadır. Modern zihne onun zihninin işleyişini dikkate alan bir söylem üzerinden hitap edilmelidir ki sonuç alınabilsin. Bunu gerçekleştirmek içinde hem klasik İslami ilimleri yöntemleri ile kavramak ve modern biliş süreçlerini de yöntemleri ile kavramak ve aradaki farkı İslam’a dayalı bir düşünceyi savunmak için hem görmek ve hemde aşmanın imkânlarını oluşturmak zorunluluğu vardır. Bu durumda, hem zor bir sürece göğüs germeyi,  hem de uzun bir zamana ihtiyaç hasıl olur.

Bu meseleyi ciddiye alan kişiler, kurumlar, yapılar, cemaatler, vakıflar vesaire, ciddi bir yatırım yapmayı öncelemeli, sabır ve basiretle takibini yapmalı ve asla bu konuda tembellik ve dikkatsizliğe savrulmamalıdır.

Abdulaziz Tantik

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.