islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,6339
EURO
19,5811
ALTIN
1.063,12
BIST
4.957,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
14°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Çok Bulutlu
16°C
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C

Kerbelâ Olayı’nın Düşündürdükleri

Kerbelâ Olayı’nın Düşündürdükleri
06.08.2022
A+
A-

Kerbelâ Olayı’nın sorumlularına bakıldığında; ahlâk, insaf, adalet, sağduyu, basiret ve merhamet gibi değerlerin siyasal ihtirasların gerisinde kaldığı görülmektedir. Olayın seyrinde hak ve adaletten yana olmak yerine, akrabalık bağlarının, İslâm öncesi cahiliye döneminden kalma kabilecilik düşüncesinin ve saltanat hırsının daha etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Hz. Hüseyin başta olmak üzere, pek çok Müslüman tarafından Yezid’in halifeliğe layık görülmemesi, onun içkiye ve eğlenceye düşkün olmasından, yöneticiliğe ehil olmamasından, ilim, adalet ve dinî yaşantı konusundaki yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.[1] Öyleyse Hz. Hüseyin’in şahadetiyle sonuçlanan Kerbelâ mücadelesinin amacını; “İslâm’ın temel ilkelerine uygun düşmeyen bir yönetim tarzının Müslümanlar üzerindeki egemenliğine karşı koymak” şeklinde özetlemek mümkündür.

Hz. Hüseyin, başlattığı mücadele ile Emevî yönetiminin Müslümanlar açısından hoş olmayan gidişatını durdurmak istiyordu. Ancak dönemin yöneticileri O’nun bu girişimini “siyasal iktidarı devirmeye yönelik bir isyan hareketi” olarak gördüler ve Hz. Hüseyin’in İslâm’a uygun bir yönetim kurma mücadelesini acımasız bir şekilde engellediler. Olayın sonucunda Hz. Hüseyin zulme karşı direnen örnek bir kahraman, Yezid ise kötülük timsali zalim bir yönetici olarak tarihe geçti.

Kerbelâ Olayı’ndan sonra, siyaset aktörleri ve olayın seyri hakkında pek çok rivayet uyduruldu ve bu olayla ilgili yorum yapanlar, bu uydurma rivayetlerden önemli ölçüde etkilendiler.[2] Konuyla ilgili anlatılan ve yazılanlar incelendiğinde, gerçeklerle bağdaşmayan bilgilerin, abartılı rakam ve yorumların, birbiriyle çelişkili ifadelerin kaynaklarda yer aldığı dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu bilgi karmaşası, olayla ilgili günümüzde sağlıklı değerlendirme yapmayı zorlaştırmaktadır.

Ülkemiz Müslümanlarının Alevî ve Sünnî şeklinde iki ayrı gruba ayrılmış olmasında Kerbelâ Olayı’nın önemli rolünün bulunduğu söylenmektedir. Ancak Türklerin İslâm dinine girişinden yaklaşık iki asır önce dönemin sosyal ve siyasal şartları içerisinde gerçekleşen ve tarih boyunca Müslümanların geneli tarafından üzüntüyle karşılanan Kerbelâ Olayı’nı günümüzdeki ayrılıkların nedeni görmek, tarihin yanlış değerlendirilmesinden başka bir şey değildir. Çünkü o dönemde Alevîlik ve Sünnîlik gibi farklı ekoller olmadığı için Kerbelâ Olayı’na karışan taraflar da Alevî ya da Sünnî değildi. Orta Asya’da yaşayan ve ancak Talas Savaşı’nda sonra Müslümanlığı kabul etmeye başlayan Türkler bu siyasal olayın seyircisi bile olmamışlardır.

Kerbelâ Olayı’nın baş sorumlusu Yezid’in Sünnîler tarafından da lanetlendiği[3], öncelikle İslâm dünyasında Yezid ismine rastlanılmamasından anlaşılmaktadır. Olayın mağdurları olan Ehl-i Beyt’in hem Alevî hem de Sünnî kesim tarafından büyük bir saygıyla anıldığı, cem törenlerinde ve kılınan bütün namazlarda onlara dua edildiği, çocuklara onların isimlerinin konulduğu bilinmektedir. Hz. Hüseyin’in vefat yıldönümü olan Muharrem ayında Kerbelâ şehitleri anısına matem orucunun tutulması, camilerde okunan hutbelerde ve vaazlarda Ehl-i Beyt sevgisi üzerinde durularak Hz. Peygamber’in hatıralarına sahip çıkmanın öneminin vurgulanması, Hz. Hüseyin’e sevginin ve onun davasına olan saygının açık bir göstergesidir. Dolayısıyla kimsenin bir diğerini Hz. Hüseyin sevgisiyle denemeye kalkışması doğru bir yaklaşım değildir.

Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı sürdürdüğü mücadeleden Alevî-Sünnî bütün Müslümanların çıkarmaları gereken dersler vardır. Ancak bu konuda gerekli düşünsel olgunluğa ulaşılmadığı da bir gerçektir. Örneğin ağıtlar yakıp gözyaşı dökerek Hz. Hüseyin’in acısını paylaşan pek çok insanın, O’nun uğruna canını feda ettiği İslâmî prensiplerden uzak yaşaması bir çelişkidir. Yaptığı zulümden dolayı lanetler yağdırılan Yezid’in içkiye düşkünlüğü ve dini yaşantı konusundaki duyarsızlığı bilindiği halde, onun tavır ve davranışlarını taklit edercesine, dinin ilkelerine, emir ve yasaklarına ilgisiz kalmak Hz. Hüseyin sevgisiyle asla bağdaşmaz. Öte yandan Yezid’in politikalarını onaylamadığı halde, Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ini hedef alan Kerbelâ Olayı ile ilgili eleştirel yorum yapmaktan kaçınmak, Tarih bilimine olan güvenin zedelenmesine ve konuyla ilgili bilgi karmaşasının artmasına neden olmuştur.

Bilindiği gibi Kerbelâ Olayı’nın çıkış nedeni, ilk halifenin seçimiyle de ilişkilendirilmektedir. Hz. Peygamber’in yakın akrabası olması nedeniyle Hz. Ali’nin halifeliğe Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’dan daha layık olduğu iddia edilmektedir. Ancak soy ve akrabalığı halifelik seçiminde bir kıstas olarak ileri sürmek, Muaviye’nin hilafeti saltanata dönüştürmesine karşı olma düşüncesiyle çelişmektedir. Çünkü Kerbelâ Olayı’nın asıl nedeni olan saltanat düzenini koruma ile halifenin Ehl-i Beyt’ten olması gerektiği fikrini ileri sürme arasında açık bir fark yoktur.

Kerbelâ Katliamı, Anadolu Alevilerince her yıl Muharrem ayında anılır ve lanetlenir. Sünnîler tarafından camilerde okunan hutbe ve vaazlarda Ehl-i Beyt’e yönelik işlenen bu cinayetin vahameti ile ilgili konuşmalar yapılır. Ancak Sünnîler, aktörleri arasında sahabeler var diye Kerbelâ Olayı ile ilgili detaylı yorum yapmaktan çekinirler. İslâm’ın pek çok ilkesinin ihlâl edildiği ve Hz. Peygamber’in tüm Müslümanlara emaneti olan Ehl-i Beytine saygısızlığın doruğa ulaştığı Kerbelâ Olayı’nın sorumlularını eleştirmekten kaçınmak, Alevî camiada Sünnîlerin bu olaylarda Yezit’den yana tavır aldığı izlenimini uyandırmaktadır.  Dolayısıyla bu vahim olayın eleştirilip yorumlanması konusunda çekingen davranmak, Müslümanlar arasında vahdeti değil tefrikayı güçlendirmektedir.

Hicretin 61. yılında (10 Ekim 680) gerçekleşen Kerbelâ Olayı, tarih içerisinde birçok olayla beslenmiş, bazı çıkar odaklarının kışkırtması[4] ve toplumun bilgisizliği yüzünden canlılığını koruyan bir konu olma özelliğini sürdürmüştür. Kısacası ülke gündemindeki yerini koruyan Alevîlik-Sünnîlik olgusu ile ilgili görüş ve değerlendirmelerin önemli bir kısmı, daha ziyade bu olgunun tarihî, dinî, siyasî ve kültürel boyutuyla çelişen önyargılı açıklamalar düzeyinde seyretmektedir.

Kerbelâ Olayı’nda Hz. Hüseyin ve akrabalarına yapılan zulüm ve işkenceye taraf olan bir tek Müslüman’ın varlığı ihtimal dışı iken, bu olayın Sünnilikle ilişkilendirilmesi, bilgisizlik ya da yanılgıdır. Öyleyse atalarımızın Müslümanlığı kabulünden yaklaşık iki asır önce gerçekleşen Kerbelâ Olayı’nın hesabını bugün görmeye kalkışmanın asla haklı olamayacağı bilinmelidir.

Alevilerin Sünnilere, Sünnilerin de Alevilere karşı önyargılı olmaları, bilgisizlikten ya da tarihi olayları çarpıtmaktan kaynaklanmaktadır. Konuyla ilgili bilgi boşluğunu ayrımcı ve tahrip edici düşünceler doldurunca kutuplaşma kaçınılmaz olmuştur. Dolayısıyla, bu olayın sağlam bilgiler ışığında doğru olarak değerlendirilmesi geleceğimiz açısından önemlidir.

 

[1] Yezid’in halifeliğine karşı çıkanların gerekçeleri ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz: Kılıç, Tartışmaların Odağındaki Halife Yezid b. Muaviye, s. 156–163, 215–230, 396–412.

[2] Konuyla ilgili geniş bilgi için bkz: Taberî, Kitabu’l-Ümem ve’l-Mülûk, c. 5, s. 301–304; Kılıç, Tartışmaların Odağındaki Halife Yezid b. Muaviye, s. 75–174; Algül, Kerbelâ, s. 635–84.

[3] Bkz: Yezid’in lanetlenmesi ile ilgili İslâm bilginlerinin görüşleri için bkz: Sadüddin Mesud b. Ömer Taftazanî, Şerhu’l-Akaidi’n-Nesefiyye, İstanbul 1294, s. 74; Kılıç, Tartışmaların Odağındaki Halife Yezid b. Muaviye, s. 412–420.

[4] Bkz: Cemal Şener, Alevîlik Olayı, 19. Baskı, Ant Yayınları, İstanbul 1995, s. 19–30; Arslanoğlu, “Türkiye’de Alevî-Sünnî Farklılığı ve Sorunlar”, s. 150.

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.