islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5515
EURO
18,2454
ALTIN
993,76
BIST
3.146,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Cumartesi Hafif Yağmurlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
22°C
Pazartesi Az Bulutlu
22°C
Salı Az Bulutlu
21°C

MALAZGİRT ZAFERİ VE 30 AĞUSTOS…

MALAZGİRT ZAFERİ VE 30 AĞUSTOS…
31.08.2022
A+
A-

26 Ağustos  30 Ağustos Zaferleri ….

Bu zaferler, Türk-İslâm Tarihi’nin dönüm nokta­larını teşkil ederler.

Malazgirt Zaferi, baştanbaşa bütün Anadolu’muzun vatanımız olmasına ve İslâmlaşmasına va­sat hazırlayan zaferdir. 30 Ağustos Zaferi ise, dokuz asırlık mübarek Anadolu’muzu ve mukaddes istiklâli­mizi  batılı haçlı güruhuna karşı korumadaki başarıyı belgeleyen zaferdir.

Yıldönümleri bakımından tarihî yakınlıkları olan bu iki zaferin dikkat çekici müşterekliği İslâm imanın­dan ve bu imana dayalı millî hâkimiyet ve istiklâl mefkûresinden doğmuş olmalarıdır.

Biz bu yazımız/hutbemizde Malazgirt Zaferini konu edine­ceğiz.

a – Nüfûs çokluğu ve yaşamaya elverişsiz iklimi sebebiyle Orta Asya’dan akın eden ve 1040 yılında Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan sonra  yoğun bir hal alan Türkmen muhaceretinin (göçünün) baskısı ve Türkmen’lere yurt bulma zarureti,

b – Selçuklu Devleti’ni ve diğer Müslüman halk ve ülkelerini Türkmen hicretinin zarurî neticesi olabi­lecek istila ve asayişsizliklerden korumak azmi,

c – İslâm’ın amansız düşmanı tehditkâr Bizans­lılara karşı İslâm’ın Müslümanlara vacip kıldığı cihâd vazi­fesini îfa aşkı Selçuklular için Anadolu’nun fethini ka­çınılmaz kılmakta idi.

Selçuklu’ların, Anadolu’nun fethi için ilk mukad­des akınların yaptıkları ve ilk müsbet neticeleri dev­şirmeye başladıkları yıllarda, Bizans İmparatorluğu, kendileri için hâle ve geleceğe  ilişkin bu büyük tehlike­yi sezmişlerdi.

1068 de imparator Romanos Diogones,

a – Anadolu’yu Türklerden kurtarmak,

b – İslâm ülkelerini istila etmek ve,

c – Selçuklu Devleti’ni tahrib etmek maksadıyla 200 bin kişilik teçhizatlı bir ordu ile 1071 Mart’ında Ayasofya’da yapılan dinî bir törenden sonra Selçuklu Türkleri üzerine yürüdü.

Bu sırada, İslam birliğini  bozucu ve bölücü Şiî-Fatimî Devleti’ne karşı Suriye-Mısır seferine çıkan Sel­çuklu hükümdarı Alp Arslan Gazi, Bizans ordusunun Erzurum’a vardığı ve şarka (doğuya)doğru ilerlediği haberini alınca, Mısır seferini  bırakarak Bizanslılara karşı çık­mak üzere Bitlis ve Erzen yolu ile Ahlat’a geldi.

Malazgirt’i tahrip edip halkın bir kısmını katleden Bizans ordusu ile Selçuklu ordusu Malazgirt-Ahlat ara­sında Rahva Ovası’nda karşılaştılar. 200 bin kişilik teçhizatı, fakat din ve ırk bakımın­dan ayrı ayrı unsurlardan oluşan Bizans ordusu karşı­sında, 50 bin kişilik Alp Arslan Gazi ordusu yerini aldı.

Bizans İmparatoru Romanos Diogones, kuvvetiyle mağrur olduğu ve zaferin muhakkak olduğuna inandı­ğı için, Alp Arslan’ın sulh teklifini alaycı ifadelerle geri çevirdi.

24 Ağustos Çarşamba günü red cevabını alınca, Alp Arslan Gazi, akacak masum kanlar için çok üzüldü, fakat muhtemel çarpışma için de hazırlıklarını tamamlamaya başladı.

Alp Arslan Gazi’nin imamı Buharalı Muhammed b. Abdülmelik sulh teklifinin ret edilmesinden sonra sultanı cesaretlendirmek ve maneviyatını kuvvetlendir­mek için şu sözleri söyledi:

« Ey Sultan! Sen Allah’ın dini için savaşıyorsun. Ben, Allah’ın zaferi  sana takdir edeceğini ümit ediyorum. Hatiplerin minberlerde mücâhitlerin zaferi için kabulü şayan dualar edecekleri Cuma namazı vaktinde düş­mana saldır. Sen kan dökmek istemedin, kabul olun­madı. Zafer bizimdir.»

Bizans ordusu ile İslâm’ın hizmetkârı mü’min Sel­çuklu ordusu arasında cereyan edecek bu harp , önce­den bilindiğinden İslâm ülkeleri ve Müslümanlar için hayatî bir ehemmiyet taşıdığından İslâm dünyası so­nucu heyecanla bekliyordu.

Bağdat’ta oturan  dönemin halîfesi Kaim Biemrillah, bütün Müslümanlar adına Alp Arslan’ı teşci’ eden (yüreklendiren) bir mektup gönderdi. İslâm ülkeleri camile­rinde hatipler tarafından okunmak üzere bir de hutbe yolladı.

26 Ağustos Cuma günü, bütün hatiplerin minber­lerden okuduğu bu hutbe şu duayı ihtiva ediyordu:

Ey Allah’ım! Sen İslâm’ın sancağını yükselt ve Alp Arslan’a yardım et. Sana ortak koşucu düzenleri, boynunu vurmak ve kökünü kazımak suretiyle yok et. Sana itaat etmek için canlarını feda edip kanlarını akıtan yolunun müca­hitlerini kuvvetlendir. Yurtlarını güvenlik ve zaferle dolduracak yardımlarını lütfet.

Dinini şerefli kılmak için onu lütufkâr  desteğinden mahrum etme. Or­dusunu meleklerinle güçlendir, niyet ve azmini başarı ile sonuçlandır. Çünkü, o, senin ulu rızan için rahatını bıraktı. Malı ve canı ile emirlerine uymak ga­yretine düştü.

Allah’ım! O, nasıl senin davetine uymuş, şerîatının korunması yolunda gevşeklik göstermemişse, nasıl emrine uymuş ve de düşmanlarına karşı bizzat karşı durmuşsa ve de nasıl dini­ne hizmet için gecesini gündüzüne katmışsa, sen de onu za­fere erdir.. Arzu ve isteklerinde ona yardımcı ol.

Halîfe-i Müslim’inin kaleme aldırdığı adı geçen hutbenin Müslümanlara hitaben bölümünde de şöyle deniyordu:

« Ey Müslümanlar! Doğru bir niyet ve azimle, tertemiz kalplerle Allah’a yalvarınız. Eksiklerden berî olan yüce Allah şöyle buyu­ruyor:«- (Ey Peygamber!) De ki; dualarınız olmasa Rabbim size niçin değer versin…

Alp Arslan’ın şereflini koruyarak düşmanlarını yok et­mesi, bayrağını yükseltip büyük  zaferlere ermesi için  Allah’a yalvarınız.

Allahım! Onun güçlüklerini gider ve Kâfirliği önünde zelil kıl

26 Ağustos Cuma günü ordugâhta okunan Kur’ân âyetleri ile coşan askerleriyle Cuma namazını kılarak duâ eden Alp Arslan,yaşlı gözlerle mücâhitlerine şöyle hitap etti.

« Sayıca az olmamıza rağmen   min­berlerde bizim için ve de  Müslümanlar için duâ edilen şu saatte ben düşmana hücum etmek istiyorum. Ya gayeme erer, ya da şehit olarak Cennet’e giderim. Sizlerden arkamdan gel­mek isteyenler gelsinler, istemeyenler de gidebilirler. Şimdi burada ne emreden bir sultan, ne de emredilen bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biriyim ve si­zinle beraber savaşacağım. Beni takip eden ve canını Yüce Allah’a adayan kimse Cennet’e gideceği gibi ka­zanca da nail olacaktır. Uzaklaşıp gidenler ise ateşte ya­nacak ve kötülüklere uğrayacaktır

Bu hitabeden sonra inançlı ve yiğit askerleri, asla geri dönmeyeceklerini, savaşacaklarını bildirdiler. Gazilik ve şehitlik  için helâlleştiler, gözyaşı döktüler.

Kılıcı ve topuzu ile techizatlanan Alp Arslan Gazi beyaz giysileri içinde  askerlerinin önüne geçti ve şöylece hitap etti:

«Ey Askerlerim! Eğer şehit olursam, bu beyaz elbi­se benim kefenim olsun, o zaman ruhum göklere çıka­caktır. Zaferi kazanırsak önümüzde çok hayırlı gün­ler olacaktır.»

Hitabesinin ardından da düşman saflarına doğru kükredi. (Ölürsem şehit, kalırsam gâzî) mefkûresile candan ve canandan geçen yiğit mücahitlerin her biride bir kahramanlık  örneği  kesildi.

Neticede tafsilâtını tarih kitaplarında okuduğumuz Malazgirt muharebesi, Allah’ın yardımı ile, Alp Arslan Gâzi’nin ordusu tarafından kazanıldı. Böylece bir daha kapanmamak üzere Anadolumuzun kapıları yüce  ecdadımıza açıldı.

Aziz Mü’minler!

« Bizler temiz Müslümanlarız,  bid’at nedir bilmeyiz. Bunun için, Allah samimi Müslümanları   aziz kıldı.»  diyerek gücünü İslâm’dan  aldığını açıklayan Alp Arslan Gazi, az zamanda çok iş görmüş, sünnî, dindar ve cihâd mefkuresine (idealine) bağlı, ihlâslı bir hükümdardı.

Mü’minler!

Malazgirt Zaferi bize tarihî muvaffakiyetlerimizin,   İslâm Dini ile   Cihan Hâkimiye­ti idealimizin birleşmesinden vücut bulduğunu öğretmeli­dir.

Bu zaferin her yıldönümü bizi şuurlandırmalı, zaaflara  uğramış devletimizi, İslâm’la  yüceltme aşkımızı  alevlendirmeli, bizi Malazgirt ruhuna sahip kılmalıdır.

Hutbemizi âyetlerle bitiriyorum:

Ey İnananlar! Eğer siz (Diriltici kurallarına bağla­narak,)Allah’ın  dini  olan İslâm’a yardımcı olursanız   Allah da size yardım eder.»

«Allah  size yardım edecek olursa,  sizi yenecek hiç bir güç yoktur. Ama sizi terk edecek olursa O’ndan başka size kimy ardım edebilir. O halde inananlar yalnızca Allah’a güvensinler.»] (2)

1)  Keşfül-Hafâ. HadisNo. 304, et Tac  1/358.

2)  Muhammed, 7, ÂI-ilmran 160.

Not  Bu hutbe yaklaşık elli yıl önce tarafımızdan hazırlanıp Süleymaniye Camii minberinden sunulmuştur, ifadeler aynen korunmuştur.

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.