islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
16,6061
EURO
17,5510
ALTIN
979,36
BIST
2.554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
25°C
İstanbul
25°C
Hafif Yağmurlu
Salı Parçalı Bulutlu
26°C
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Az Bulutlu
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C

NE YAPTIK DA BUNLARA DERT OLDU

NE YAPTIK DA BUNLARA DERT OLDU
03.06.2022
A+
A-

Acılı Bir Ülkenin Çocukları Olarak Yetiştik

Batı karşısında yenilmiş olmanın histerisini bir türlü üzerinden atamayan bir toplumun umudunu kaybetmemiş evlatlarıydık! Bizim için hiç de kolay değildi geri kalmışlığın doğurduğu girift sorunların karşısında anlamlı çözümlere ulaşmak! Sanıyorum kafamızda oluşmuş tarihsel bagaj ve ezilmişliğin getirdiği zihinsel ajandalar başka başka körlükler doğurdu bizde.

Nasıl doğurmasın ki? Dedelerinin de sıkıntısını taa derinlerde hissetmiş Anadolu çocukları olmak ne kadar zordur. Dünya ne bilsin?

Çöküş ve yıkılış süreci 200-250 yıl sürmüş Devleti Aliye tarih sahnesini tek ederken,  ortada kalan enkazın üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmuştuk. Sanayisi olmayan, toplu iğne dahi üretilmeyen,  emperyalistlerin heyula gibi çöktüğü bu coğrafyada devlet olmak o kadar kolay mıydı?

Kurtuluş savaşında Asker kaçakları için kurulmuş İstiklal mahkemeleri zarureti, kuruluş yıllarında fikri ve ideolojik terbiye aracına dönüştüğünü gören aydınlarımız dahi zulümlere karşı duracak birikimden yoksundu. Yüzyıllarca otokrat bir gelenek mahsulü bir toplumun ferdi olarak yaşamışlardı ve Devlet Âliydi!

Çok partili hayat sürecinin başladığı 1950’li yıllara kadar devletin en bilindik terbiye aracı laiklik sopasıydı. Her şey din ve vicdan özgürlüğü için icra ediliyor fakat vatandaş din ve vicdan esaretini yaşıyordu! Arkasından her seçilmiş iradenin üzerine kâbus gibi çöken 1960 darbesi ve darağaçlarında bedel ödeyen siyasetçilerimizin siluetleri!

Dedelerimiz Dersimi vb. dönemsel acıları hazmedememişken ve acılar tazeyken babalarımız ve bizler, Çorum, Maraş ve Sivas olaylarını yaşadık. Öğrenci olayları ve toplumsal çalkantılar ile gelen 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 neticesi acılar…

Diyarbakır cezaevinde yaşananlar, bir takım gençleri Batı/ABD destekli dağa çıkardı,  örgütledi ve üzerimize saldı. O günün gençleri şimdinin 60/70 yaşında terörden beslenen baronları oldular.    Biz ise hala işin içinde çıkamadık çıkamıyoruz.

28 Şubat darbe süreci de büyük acılar yaşamamıza neden oldu. Yüreğimizdeki yangının sönmesine fırsat vermediler ve her bir acı tekrar ayrışmamıza ve ayrılıklarımızın derinleşmesine neden oldu.

Mazlumlar Nasıl Zalim Oluyor?

Yukarıda ifadeye koyduğum acıları,  çelişkileri yaşayarak ve ülkenin geçirdiği bu çalkantılarla yoğrulmuş olarak yetiştim. Geri kalmışlığın ve yenilginin suçunu birbirimize yüklemenin sorunlarımızı çözmediğini fark ede ede yürüdüm hayat yolunda!

Bu toplumdaki hemen herkes gibi çeşitli haksızlıklara uğradım ve mağduriyetler yaşadım. Gruplara ayrılmış olmanın bir neticesi olarak ülkemde ve özellikle üniversitelerimizde yaygın halde olan liyakatsizliğe ve adaletsizliğe dayalı uygulamaları hep görüp eleştirdim. Farklı ideolojik grupların gelmesiyle yönetim değişse de haksız uygulamalar hiç değişmedi.

Üniversitelerdeki eski ve yeni akademik ve idari kadrolar ile çalışanlar arasında ideolojik yakınlık ve akrabalık ilişkileri üzerinde bir çalışma yapılsa, bu alanda vahim bir kokuşmuşluğun olduğu ortaya çıkacaktır.

Düşmanlarına benzeyen ideolojik grupların, çok geçmeden düşmanlarının ahlakıyla ahlaklandıkları hususu, grupların bir türlü fark etmediği, fark etmek istemediği hazin bir ülke hakikatidir! Bu sebeple dünün mazlumları genellikle bugünün zalimleri ola geldi.

Bütün bu uygulamaları eleştirerek geçen akademik hayatımda birikim ve tecrübelerimi değerlendirebileceğim bir makama atandığımda, azimli ve kararlıydım.  Ahdim vardı. Ben nefse, konjonktüre ve güç odaklarına ram olmayacaktım ve ideallerimi hayata geçirecektim.

Rektör Sait ÇELİK

İşte olmuştu. Sıra bana/bize gelmişti. Hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir diye bir söz vardır. Yetki ve sorumluluğu ile ayırt edici bir niteliği olan rektörlük görevi, benim de kimlik ve kişiliğim ile söz ve özüm arasındaki uyumun test edilmesini sağlayacaktı.

Anadolu çocuğu Sait, içinde yaşadığı akademik ortamda bir şeyleri tersine çevirme yetkisini taşıdığı bir makama atanmıştı. Bugüne kadar ötekilerin atandığı ve bizleri ötekileştirdiği ideolojilerinden neşet eden zihniyetleri nedeniyle başaramadıklarını başarmaya gelmiştim!

18.05.2011 yılında Uşak Üniversitesi Rektörlüğünü resmen devraldım.  Göreve başladığımda üniversite personeli arasında son derece sorunlu bir sosyal yapıyla karşılaştım.  Vara yoğa açılan soruşturmalarla personel, soruşturma terörünün tam ortasında yaşıyordu. Bu sebeple çalışanlar arasında ciddi bir güvensizlik ve gerilim vardı. Bu durum ideolojik ayrışmaları tetikliyor ve sosyal hayatı zehirliyordu.

Gereksiz soruşturmaları derhal ortadan kaldırdım. İhtilaf konularını müzakere ile ve ihtilaf sahiplerinin birbiriyle helalleşmesini sağlayarak huzur ortamı meydana getirdim. Bunlar için ciddi mesai harcadım ve akademisyenlerin gönlünü hoş etmenin illa ki bir yolunu buldum.

Yine toplumun her kesiminin temsil edileceği ve kendini öteki hissetmeyeceği bir ortam meydana getirmeye uğraştım. Bu çerçevede etnik yapılara ve alevi, sünni, sağcı, solcu, dindar, seküler gibi gruplara eşit yaklaşmaya çalıştım. Toplumsal ahengi pekiştirecek bilimsel projelere ve kurumsal oluşumlara katkıda bulundum.

Başkalarının acılarını kendi acılarımız gibi bilmeden toplumsal barışı ve güveni sağlamak mümkün olmadığının bilinciyle, ideolojik kamplara ve gruplara ayrılmış personelime yaklaşırken savcı ve hâkim olmayı değil hekim, öğretmen veya arkadaş olmayı tercih ederek her kesimle iç içe olmaya gayret ettim. Zira hakim olmak şirk kokan büyük bir iddia!  “Allah, kıyamet gününde, aranızda ayrılığa düştüğünüz konularda hükmünü verecektir” (Hac 69) ayeti mucibince yargıçlığı din gününün sahibi El Hakem’e bırakıp görüş farklılıklarını ve sosyolojik yapıları olduğu gibi kabul ederek bana ne sorumluluk düşer ve ben ne katkı sunabilirim çabasında oldum.

Rektör olarak; sadakati ve grupçuluğu esas almak yerine ortak aklı öne çıkaran, farklılıkları zenginlik kabul eden, liyakat ve adaleti esas alan, şeffaf ve hesap verebilir bir kurumsal yapı tesis etmek için var gücümle gayret ettim.  Yönetim prensiplerini önce şahsıma uyguladım.  İlkelerinde istisnaları olmayan bir anlayışı üniversiteme hâkim kıldım.

Üniversite İş Ve İşçi Bulma Kurumu Değildir

Ne kendi menfaatim için ne de FETÖ başta olmak üzere hiçbir grubun ve kişinin menfaati için üniversite imkânlarını kullandırmadığım gibi kadro olarak da yapılanmalarına asla müsaade etmedim.  Zira üniversite bilginin üretileceği akademik bir zemindir. İş ve işçi bulma kurumu değildir.  Liyakatsiz insanları akademiye istihdam etmek ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Rektörlük görevine başladığımda çok az görülen bir uygulama olmasına rağmen devlette devamlılık esastır anlayışıyla eski rektörün atadığı hiçbir idari kadroyu değiştirmedim. Hâlbuki kendime yakın bulduğum insanlardan oluşturacağım bir ekiple çalışmak, seçimle gelen bir rektör olarak şahsımı destekleyenlerin de beklediği ve alışılmış olan bir tutum olacaktı.

Ülkemizde aynı partiden olsa dahi bir kuruma yeni yönetici atandığında, Moğol istilacıları gibi davranarak taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmadan, personel israfı neticesini doğuran türde bir kılıçtan geçirme eğilimine girmektedir.

Ahmet Necdet Sezer Üzerinden Günaha Kılıf  

Diğer taraftan benden ayrıcalık isteyenlerin sağlam argümanları vardı!  Selefim rektörü, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer atamıştı ve torpil ve iltimas talebiyle bana gelenler eski dönemde Üniversitede alımların Atatürkçü Düşünce Derneği vb. referanslarla yapıldığını ve artık sıranın kendilerine gelmesi gerektiğini, çok sıkıntı ve zulüm gördüklerini söylüyorlardı.  Dolayısıyla eski Rektör’ün atadığı idari kadroları, yaygın uygulamalarda olduğu gibi, kızağa alıp, yeni görevlendirmeler yapmalıydım!

Nasıl yapacaktım? Temsilde hata olmaz derler;  askerlerinden biri yanına gelip, “Onlar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyorlar, onlar bizim kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı öldürüyorlar. Buna bigâne kalmamalıyız” dediğinde,   Sırplar bizim öğretmenimiz değil, diyen bilge muvahhit Aliya’dan hiçbir şey öğrenmemiş miydik? Ayrıca sistemden çıkarmam istenen personelimiz Sırp değil,  aynı toplumun aynı milletin çocuklarıydık.

Ayrıca nefsine uyan çıkar ehlinin tavsiyelerine uysak başka günahları işleyecektik. Zira böyle yapıldığında, kızağa alınan kişiler çalışmadıkları halde özlük haklarını almaya devam ettiği gibi, yeni görevlendirilen kişiler de bu kadronun özlük haklarından yararlanacaklardı. Bu önemli bir kamu zararı oluşturacaktı.  Bu Kitabı Kerime göre Gulûl’dü ve Devlet/Kamu malına hıyanet etmek kitabımda yoktu.

Bu gibi durumlarda ülkemizde uygulanan yaygın metot bellidir. Mevcut kadroları mobbing ve yıldırma gibi politikalarla personeli emekliliğe zorlar veya başka bir kurumlara kaçmasını veya istifa etmesini sağlar, kadroları boşaltırsınız.  Peki, böyle bir kurumda huzur olur mu?

Yapmadım! En meşru görüleni bile yapmadım. Bir rektörün en mahrem bilgilerine ister istemez vakıf olma konumundaki makam şoförünü değiştirmek bizlere tanınmış bir haktı.  Bu ihtiyacı dahi hissetmedim. Birincisi gizli, kapaklı hiçbir işim olmazdı. İkincisi ise çalışanlarıma aksi vuku bulmadıkça güvenmeyi tercih ettim. Ayrıca iyi de yaptım. Mesela benden önceki rektörün şoförlüğünü de yapan Şoförüm Aydın çok sağlam güzel bir Anadolu çocuğuydu.  5.5 yıl sorumluluk bilinciyle ve başarıyla görevini yaptı.

Doğrusu ben, günah işlemem için baskıyı, zorlamayı,  zararı ve ihaneti çalışanlarımdan değil, en yakınlarımdan ve dava arkadaşlarımız diye getirdiğimiz; üzerinde başka dava arkadaşlarımızın referansı ve kefaleti olanlardan gördüm. İleride anlatacağım.

Bir rektör için, özlük hakları itibariyle tercih sebebi olan prestijli kadrolara atama yapmak çok kolaydır. Zira yasalar rektöre bu konuda geniş yetkiler tanımıştır. Pek çok örneği olmasına ve şehir eşrafının da tekliflerine rağmen hiçbir yakınımı ve akrabamı üniversitede istihdam etmedim.

Benim yakınlarımı ve akrabalarımı üniversiteye istihdam etmemden şehir eşrafına ne? Bunu size neden tavsiye ederler? Akrabalarımı çok mu seviyorlar?  Siz hele bir açın kapıyı, tüm güçlüler o kapıdan geçecek! Mesele bu!

Elbette her türlü eş dost ve ahbap çavuş ilişkisine kapıyı kapattım. Hz. Osman döneminden beri tartışılan böyle yaygın uygulamaları kendim eleştirip dururken fırsat elime geçince nasıl yaparım diyerek tüm teklifleri kesin bir dille reddettim.

Sen Beni Kaşı Ben De Seni

Üniversitelerde ve diğer kurumlarımızda bu kokuşmuşluğun, sen benim yakınımı al, ben de seninkini alayım gibi bir stratejisi vardır. Bu konuda gelen teklifleri de reddettim. Ne yani ben akrabamı falan üniversiteye veya kuruma aldıracağım, karşıdaki rektörün veya kurum amirinin akrabasını da ben alacağım!  İş açığa çıkmayacak dedikodu olmayacak!  Ne âlâ…

En Yakınımız Kim

Göreve atandığımda daha önce tanıyıp/ tanımadığım benim ve eşimin anne/baba taraflarından, bizleri ölümüne seven çok ama o kadar çok akrabamız ortaya çıktı ki meğer biz büyük bir aşiretmişiz!

Bilenler bilir çok ciddi bir baskıdır bu! Rabbim inançlarımda sabitkadem kıldı da şeytana uymadım. İyi ki de uymamışım. Düşünce anlıyorsunuz.

Meğer o akraba dedikleriniz siz düştüğünüzde,  oğlunu kızını işe almadığınız için oh olsun bağlamında size laf dokunduran hümeze eşrafıymış!  İkbal gününde etrafınızı miting meydanına çevirenler düştüğünüzde buhar olup uçup gidiyorlarmış.

Allah (c.c) diyor ya, kendinizin, anne ve babanızın ve akrabalarınızın aleyhine bile olsa; tanıklık ettiğiniz kimseler, zengin de olsa, fakir de olsa, Allah için hakkaniyetli tanıklar olarak adaleti gerçek anlamıyla yerine getirin. Allah, onlara sizden daha yakındır  (Nisa 135).

Akademik Süreçlerde Torpil Ve İltiması Kaldırdım

Sık sık torpil iddialarına konu olan Yüksek Lisans ve Doktora sınavlarında yapılan mülakatı göreve gelir gelmez kaldırdım.1 Adayların ALES ve lisans eğitiminde aldığı notları bilgisayara giriliyor ve sıralamayı bilgisayar belirliyordu.

Aksi uygulamalar çoğu zaman keyfi tasarruflara ve kul hakkına girmeye yol açıyordu. Şehirden, il dışından ve akademiden büyük tepkiler aldım.  Israrlı taleplere rağmen bu ilkeden asla taviz vermedim. Doğrusu, benim yaptığım uygulama ancak 2-3 üniversitede olan istisnai bir uygulamaydı. Nitekim ben tutuklanır tutuklanmaz bu uygulamaya son verildi.

Hiçbir yöneticimden özel bir talebim ve telkinim olmadı. Üniversite senatosunda ve fakültelere yaptığım ziyaretlerde; sınavları hakkaniyetle yapmalarını ve hak edenlerin kadrolara alınmasını sıkı sıkı tembihledim ve denetledim. Hâlbuki bir rektör için ne kadar kolaydır üniversitede akademik kadrolara istediğini istihdam etmek!

Diğer bir husus, Uşak Üniversitesinde gerçekleştirdiğimiz niceliksel ve niteliksel büyüme nedeniyle de itibarlı birçok iş imkânı ve kadro ortaya çıkmıştır. İdari kadrolarda boş bulunan çok sayıda Daire Başkanı, Fakülte ve Enstitüsü Sekreteri kadrolarına asaleten atama yapmadım. Tıpkı özel üniversitelerde olduğu gibi bu kadroların 3-4’üne bir kişiyi vekâleten görevlendirerek hem daha fazla verim aldım, hem de kamuda tasarruf sağladım.

Oysa bu kadrolara asaleten atanmak için can atan Türkiye’nin her yerinden o kadar çok nüfuzlu talip vardı ki… Nitekim bu kadrolar ben tutuklandıktan hemen sonra ağzına kadar doldurulmuştur!

Yüksek Öğretim kurumlarında açık kadrolaşmaya ve torpile konu olan bir diğer husus da 4/b kadrolarıdır. Üniversitelerde onlarcası/yüzlercesi kullanılan bu kadroları hiç kullanmadım ve bu kadrolara görev sürem boyunca hiç atama yapmadım. 4/b kadroları acil ihtiyaçlar için rektörlere tanınmış bir yetkiydi. Bu tür kadroların gerçek bir ihtiyaç olmadan kullanılması da yetkinin istismar edilmesi yani görevin kötüye kullanımıydı.

Temizlik İşçilerinin Hakkına Girmek

Bütün bu itibarlı kadroların yanında, temizlik işçisi ve güvenlik görevlisi alımlarını bile kameralar huzurunda kura ile gerçekleştirdim. Sözün burasında yaşadığım bir anekdotu paylaşmam sorunun boyutunu ortaya koyacaktır.

Göreve başladığım ilk aylardı. Uşak Ak Parti İl Başkanı ve Milletvekilleri hep beraber ziyaretime geldiler ve Üniversiteye Güvenlik Görevlisi ile Temizlik İşçisi alımı yapacağımızı duyduklarını ifade ettiler. Alımı ben yapacaktım ama böyle bir alımdan benim haberim yoktu! Bu konu henüz benim masama gelmemiş ama şehir duymuştu!

Derhal İdari Mali İşler Daire Başkanını çağırarak misafirlerimizin yanında bu durumu sordum. Daire Başkanı: “Doğru rektör hocam ihtiyaçlarımızı size arz edecekti.”  dedi.

Ben de ne kadar personel ihtiyacımız var diye sordum. “Tam belli değil, görevini yapmayanlar var, uygun görürseniz onları çıkarıp yenilerini alacağız.” demesi üzerine görevini yapmayanlar hakkında disiplin dosyalarını istedim. Soruşturma yapmadıklarını öğrenince; hakkında sahih bilgi ve belgeyle tespit yapılmayan hiç kimseyi işinden atmayacağımızı net bir dille ifade ettim.

Türkiye’deki alışıldık uygulamaya göre yönetim değişince eski yönetimin torpillileri işten çıkarılır yeni torpilliler yerleştirilir.  Döngüsel bir iştir ve sonuçta olan evine ekmek götürme derdindeki çalışanlara olur.

Aynı kökten gediğimiz siyasetçi kardeşlerim kapıma dayanmış benden eski düzenin devamını talep ediyorlardı. Yeni yönetici olarak Kedinin bacağını en baştan ayırmak, yani şimdi ayırmak gerekiyordu.

Daire başkanımızın eskileri çıkarmayacaksak 50 kişiye ihtiyacımız var,  demesi üzerine il başkanı ve milletvekillerimiz ile alımların nasıl yapılacağı konusunda gerilimli bir müzakereye giriştik. Onlar, seçmenlere sözlerinin olduğu gerekçesiyle kendi oluşturdukları listeye göre alım yapmam gerektiğini söylüyorlar, ben ise böyle bir uygulamayı yaparsam düne kadar hep eleştirip durduğum şeyin tersini yapma durumuna düşeceğimi ve böyle yaparsam gece uyku uyuyamayacağımı,  lisanımünasip ile kendilerine tekrar tekrar ifade ediyordum.

Kararlıydım. “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” (Saff 3) Ayetinin muhatabı olmayacak, ahdime sadık kalacak ve Rabbimin ölçülerini gözetecektim.

Onlara asgari ücretle çalışmaya razı olan bu çaresiz insanların vebalinin hepimizin üzerinde olduğunu ve bu vebale girmemek gerektiğini anlattım. İş ve işçi bulma kurumundan gelecek listelere göre kura ile alımları yapacağımı söyledim. Ayrıca siyaseten de bunun daha doğru olduğunu, ceplerinde getirdikleri listelerin çok azına istihdam imkânı olduğunu, istihdam edilemeyenlerin siyasetçilere gönül koyacağını ve küseceğini, yaptıklarının siyasi faturasının aslında daha ağır olduğunu, kura yolu ile alımlar yapıldığında işe giremeyenlerin, Allah kısmet etmedi diyerek bu durumu olgunlukla kabul edeceğini anlattım.

Gerçek şu ki, bu kadrolar için bile onlarca nüfuzlu kişi ve grup araya giriyordu. Binlerce talibin içinden bu aracıların en güçlülerinin tercihleri, kabul edilsin isteniyordu.

Aslında siyasetçiler açısından da haklı görünen tarafların olduğunu biliyordum. Herkes onlara iş için başvuruyor ve çare olunmasını istiyordu. Bu onlarda büyük bir baskı oluşturuyor,  hem dünyalarını hem ahiretlerini yakacak adaletsiz istikametlere zorluyordu. Sonunda bir bakıyoruz ıslah sözü verenler bozgunculuğun kaynağı oluvermişler!

Bu yaptığım siyasilerimizin ilk zamanlar içlerine sinmese de, sanıyorum sonraları onlar da anladılar. Bundan dolayı bana küsmediler. Daha sonraki süreçlerde milletvekillerimizle hep uyum içinde çalıştık ve hangi projeyi götürsem hiç yüksünmeden koşturarak Üniversitenin dikey ve yatay büyümesine büyük katkılar sundular.

Bir rektör olarak tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak adına ne gerekiyorsa onu yaptım. Göreve atanan yöneticilerin etrafını hemen çeviriveren, iletişim becerisi yüksek,  güç odaklarının ve çeşitli adlar altındaki legal görünümlü yapıların talepleri Uşak Üniversitesi’nde karşılık bulmadı.

Hiçbir kayırılma talebi, kul hakkına tecavüz anlamına gelen bitmez tükenmez istekler kabul görmedi.  Ancak uygulamalarımı ideolojik körlüğü olanların, kişi ve grup çıkarlarını her şeyin üstünde tutanların ve bunu gerçekleştirmek için çeteleşen mikro iktidar odaklarının anlaması mümkün değildi!

Her Alanda Hızla Gelişen Bir Üniversite 

Böyle bir anlayış ve uygulamaların neticesinde güven ortamı ve sosyal barışın oluşturduğu sinerjiyle,  çatışan üniversiteden çalışan ve üreten bir Üniversite ortaya çıkmış oldu.  Herkes işini yaptı. Kurduğumuz takımla birlikte üniversitemizi hızla yükselttik.

Yapılanların ve başarının bir göstergesi de dönemsel karşılaştırmalardır. Uşak’ta akademi 1986-2006 yılları arasında 22 yıllık süreçte 4 Fakülte, 1 Yüksek Okul ve 6 Meslek Yüksek Okulundan oluşmuş ve 2006 yılında resmen üniversite olmuştu.

Benden önceki rektörün 5 yıllık döneminde buna 1 fakülte, bir meslek yüksekokulu eklenmiştir. Bölüm ve Program sayısı ise 16 artmıştır.  Bu dönemde öğrenci sayısı da ancak 1339 artmıştı. Öğretim üyesi olarak 2 Profesör 5 Doçent 44 Yardımcı Doçent devraldım.

Bu sayıya benim 5.5 yıllık dönemimde 7 Fakülte, 2 Yüksek Okul, 4 Meslek Yüksekokulu,  132 Bölüm ve Program eklendi. Öğretim Üyelerinin sayısında ise Profesör 54, Doçent 59, Yardımcı Doçent 147 artarken,  öğrenci sayısını da 23.414 adet artırarak Uşak ili büyük bir üniversite kenti haline geldi.

Uşak Üniversitesinde hiç yabancı uyruklu öğrenci yoktu. Bu alanda da çok özel çalışmalar yaptık. Alt yapısı hazırlanarak yabancı uyruklu öğrenci alımları başlatıldı ve 3200 sayısına ulaştırıldı.  Yabancı uyruklu öğrenci sayısı itibariyle Türkiye’nin 7. Üniversitesi olma başarısını gösterdik2.

Kumpas sonucu görevden uzaklaştırılmamdan bugüne kadar geçen 6 yıl boyunca Uşak Üniversitesinde sadece daha önce kurulan iki Yüksekokulun, YÖK tarafından isminin Fakülte olarak değiştirilmesi dışında, yeni bir Fakülte, Yüksekokul ve Meslek Yüksekokulu ilave edilmediği gibi, öğrenci sayısı 6000 civarında azalmıştır. Yabancı öğrenci sayısı da buna mümasil olarak çok ciddi olarak düşmüştür. Yine 6 yıl aradan sonra yeni bir binanın temeli ancak atılabilmiştir.

Bunu kendimi övmek için veya benden önce ve sonra gelenleri yermek için söylemiyorum. Bu işler gece gündüz bütün üniversitenin çalışmasıyla oluyor. Görev sürem boyunca üniversitemde çok az izin kullandım ve hep işlerin başında ve takipçisi oldum. Bilirim ki insan ancak çabasının sonucunu elde eder( Necm39).

Görev yaptığım dönemde Tıp, Diş Hekimliği ve İslami İlimler Fakülteleri’nin de içinde olduğu 7 yeni fakültelerin yanı sıra 15 Araştırma Uygulama Merkezi, Teknoloji Geliştirme Merkezi ve Teknopark’ın kuruluşu gerçekleşmiş ve eski fakültelere yeni bölümler açılarak Uşak Üniversitesi 3 ila 5 kat büyütülmüştür.

Fiziksel mekân ve Öğretim Üyesi sayısı birkaç kat artarken, Üniversitenin kapısı şehre ve bölgeye açıldı ve çok istenen/özlenen Üniversite-Sanayii işbirliğinde ciddi mesafeler alındı3.  Mühendislik ve MYO öğrencilerimiz uygulamalı eğitim fırsatını elde etmişlerdi. 4,5

Diğer yandan da Eğitim Fakültesi6 ve İslami İlimler Fakültesi Binaları7 ile Kampüs Merkez Camii hayırseverlerimizce yapılmış, öğrencilerimize pek çok alanda işadamlarımızca sponsorluklar kazandırılmış ve mezuniyet sonrası istihdamı için de sözleşmeler/protokoller imzalanmıştı.8,9

Görev yaptığım dönemde Uşak Üniversitesi’nin resmi kuruluşundan bu yana 11 yıl geçmiş olmasına rağmen ÖSYM tercihlerinde10 yabancı uyruklu öğrenci11 ve hoca sayısında Türkiye’de en önlerde olduğumuz resmi istatistiklerle basına yansımış, ülkede ve üniversiteler arasında ciddi başarılarla görünür hale gelmiştik.

Tutuklanmamdan önce ek bütçe ve kadro desteği sağlayan beş pilot üniversiteden biri Uşak Üniversitesi olmuştu.12

Her yıl açıklanan akademisyenlerin başarısını ve çalışkanlığını gösteren Akademik Değerlendirme Sistemine göre 2016 yılında 120’nin üzerindeki devlet üniversitesinin içinden Uşak Üniversitesi 10. Olması13  iftihar vesilemizdi.

Görev sürem boyunca gün geçmiyordu ki yerel ve ulusal basında Uşak Üniversitesinin projelerinden ve başarılarından bahseden bir haber çıkmıyor olsun. Uşak Üniversitesi bir takım ruhu ile çalışıyor ve sürekli yeni fakülteler, eski fakültelere yeni bölümler açılıyordu. Yeni kütüphane, öğrenci merkezi, kongre kültür merkezi ve fakülte binaları hayırsever işadamlarının da desteğiyle arka arkaya başlayıp bitiyordu.

Personelinin, öğrencilerinin ve misafirlerin her istediğini bulabildiği yaşayan şehir niteliğinde, dünya üniversite tecrübesinin birikimini yansıtan bir kampüs inşa edildi. Milyonlarca liralık ihaleler ve inşaatlar yapıldı en ufak bir yolsuzluk ve usulsüzlükle anılmadım elhamdülillah.

Böyle büyük bir başarı ancak liyakat ve adaletin esas alındığı bölgeyle ve Ankara’yla iyi bir koordinasyonla ve bütün üniversitenin çok ama çok çalışmasıyla mümkün olabilmiştir.

 Ülke Gerçeği

Ne yazık ki böyle önde olmanın, üniversitedeki ve halk nezdindeki memnuniyetin gittikçe artması bazı kişilerin ve odakların kıskançlık duygularını kamçılamıştı.  Devrim arabaları filminin en yakıcı diyaloğunun son cümlesiydi unuttuğum: Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz evlat!  Bu da bir ülke gerçeğiydi.

Alışık olunmayan,  Kur’an ahlakının ve adaletinin tezahürü ilkeli uygulamalarım fincancı katırlarını ürküttü. Coşkuyla çalışmanın ücreti bana çok ağır bir fatura olarak geri döndü. Rabbim bizi eğitiyor. Faturadan müşteki değilim ama ülkem için üzgünüm

Ziya Paşa diyor ya;

Kim ki korkmaz Hak’tan ondan korkar erbâb-ı ukûl
Her ne isterse yapar Hak’tan hirasan olmayan

Yani diyor ki şair,  Hak’tan korkmayan kimseden akıl sahibi insanlar korkarmış.  Zira her ne isterse yaparmış Hak’tan korkmayan! Bu şiiri kalem alan Ziya Paşa kim bilir neler yaşadı, neler gördü? . İnsanoğlunun her devirde hikâyesi aynı!

Gün ışığında yönetim ve gün ışığında adalet peşinde koşan bir rektör olarak şafak baskını ile gözaltına alındım ve hemen bütün basın yayın organlarıyla Türkiye ve dünyaya hain FETÖ’cü terörist ilan edildim…

Gelecek hafta Şafak Vakti Baskın inşallah.

1https://www.haberler.com/usak-universitesi-nde-yuksek-lisans-ve-doktora-3441065-haberi/

2http://www.yenivizyon.net/usak-universitesi-rekora-kosuyor-32249h.htm

3https://www.usakhabermerkezi.com/egitim-ogretim/deri-sanayicileri-ve-universiteden-ortak-proje-h4796.html

4https://kms.kaysis.gov.tr/Home/Goster/58795?AspxAuto Detect CookieSupport=1

5http://www.usakolay.com/gundem/universite-sanayi-isbirligi-icin-protokol-imzalandi/2580

6https://www.star.com.tr/ege/tupragtan-usak-universitesine-42-derslikli-egitim-binasi-haber-720104/

7http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/vahap-munyar/usak-a-borcum-vardi-islami-ilimler-fakultesi-kentin-nur-u-olacak-27638063

8https://www. memurlar.net/haber/323077/usak-universitesi-girisimci-ogrenci-yetistirilecek.html

9http://www.yesilbanazgazetesi.net/haber-arsiv-3876.html

10http://www.milliyet.com.tr/usak-universitesi-10-yilinda-en-cok-usak-yerelhaber-1314454/

11https://www.haberler.com/usak-universitesi-rekora-kosuyor-8952434-haberi/

12http://www.milliyet.com.tr/usak-universitesi-ilk-5-e-girdi-usak-yerelhaber-1603831/

13https://www.memurlar.net/haber/646607/devlet-universitelerinin-akademik-tesvik-karnesi.html

 

 

 

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.