islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
17,9633
EURO
18,3059
ALTIN
1.027,88
BIST
2.857,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C

NEZARETHANE GÜNLERİ ll

NEZARETHANE GÜNLERİ ll
22.07.2022
A+
A-

Makamda yapılan aramadan sonra Uşak Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne (KOM) getirilerek nezarethaneye atıldım.

Nezarethane, ön kısmı demir parmaklıklarla çevrili,  dışarıdan içi görünebilir vaziyette, diğer tarafları yan yana beton duvarla kapalı üç ayrı bölmeli bir mekândı. Yan tarafımdaki bölmede FETÖ yurdunda çalışan bir şahıs ile mühendis olduğu söylenen bir başkası, diğer bölmede ise üniversiteden A.Y. ve N.Ş. adlı iki doçent vardı.

Alışık olmadığımız garip bir hayat başlamıştı nezarethanede!  Tuvalet ihtiyacı olduğunda zile basılıyor, polisler gelip demir kapıyı açıyordu. Doğal insani ihtiyaçlarınızı dahi bir polisin denetiminde gidermenin insana yüklediği duygu durumunu tasvir etmenin zorluğunu yaşıyorum.

Algıda İnce Ayar

Tuvalete götürülüp getirilirken Doçent arkadaşlardan Üniversite Genel Sekreteri Adil KARAMAN ile Genel Sekreter Yardımcısı Kenan GÖKÇE’nin de bu operasyonda alındığını öğrendim. İkisi de 5,5 yıl boyunca yoğun mesai yaptığım, aile hayatlarına kadar bildiğim ve FETÖ ile uzaktan yakından alakası olmayan kişilerdi.

Genel Sekreter Menzil grubundandı.  Her türlü Bizans entrikasının içinde olduğunu çok sonraları fark ettiğim bu şahıs tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra   “Ben mizansen gereği gözaltına alındım.” dediğini duymuştum. Yaşanan süreç de bunun gerçek olduğunu gösterdi.  Genel Sekreter Yardımcısı ise sosyal demokrat kökenli olup FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir arkadaştı. Doçent arkadaşlar ise üniversitemize başka üniversitelerden üniversitemize gelmişlerdi. Geçmişten tanığım bildiğim kişiler değildi.

Hal böyle iken gerek istihbarat raporları, gerekse Bylock, Bank Asya hesabı, dernek ve sendika üyeliği, çocuklarını FETÖ okullarında okutup okutmadıkları, digiturk aboneliği gibi FETÖ’cüleri tespit etmekte kullanılan kriterlerin hiçbirisi Üniversiteden gözaltına alınan bu arkadaşlarda yoktu.

Bu kişilerin dışında Üniversitede şoför kadrosunda çalışan Oğuz CEYLAN isimli bir kişi de operasyonla alınmış olduğunu Sulh Ceza Hâkimliğinde duruşma sırasında öğrendim. Üniversiteden alınanların tümü serbest bırakılırken benimle beraber tek tutuklanan kişi olan Oğuz CEYLAN adlı şoför üzerinden de itinayla bir algı çalışması yapılmış ve “FETÖ’cü Rektör İle Bylockçu Makam Şoförü Tutuklandı” diye basında manşetlere çekilmişti.

Bu şahsın Belediyeden Üniversiteye geçmesi için bana ricacı olan kişiler başta Genel Sekreter Adil KARAMAN ve bazı siyasilerdi. Ayrıca çok sağlam adamdır hocam, muhakkak bu arkadaşı makam şoförü yapın telkinleri yapanlar ise bu kumpasa dâhil olan kişiler çıktı!  Doğrusu ısrarlı taleplere rağmen makam şoförü yapmamıştım.

Evet, Oğuz CEYLAN benim şoförüm değildi. Ancak sırf koltuğumda gözü olduğundan dolayı şebeke ile sinsice işbirliği yaparak bana FETÖ iftirasını atanların başında gelen ve nankörlüğün kitabını yazan Rektör Yardımcısı Sayın DALKIRAN’ın şoförüydü!

Her şey kamuoyunda “Uşak Üniversitesinde FETÖ yapılanması var ve rektör Sait ÇELİK FETÖ’cüdür.” algısı oluşturmaya dönük planlanmıştı.  Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı, Bylokçu Makam Şoförü ve diğerleri sırf bu imajı güçlendirmek için dikkat çekici algı ve dolgu malzemesiydi.  Tabii akademik hayatı bilen insanlar bu rektör nasıl FETÖ’cü, şayet FETÖ’cü ise dekanları, yüksekokul müdürleri, daire başkanları ve diğer yöneticileri nerede diye sorardı!  Böyle ekip kurmayan bir rektör ne kadrolaşma yapabilir ne de kendi grubuna yasal kılığa büründürülmüş ihale, alım, satım ve benzeri çıkar sağlayabilir!

Ne gam. Halk bilmezdi bunları!  Algıda ince ayar böyle yapılıyordu.

Düşünüyor düşünüyor, olmaz diyordum. Olmaz, olamaz,  bu kadarı mümkün değil diyordum. Böyle bir yarı cahil cesaretine hiç ihtimal vermemiştim!  Fakat maalesef olmuştu. Çete, beni lekelememekle kalmamış, hain bir örgütün yarım asırlık melanetini üzerimize yıkmıştı.

Amaçlarına ulaşmışlardı.  Daha ne olsundu! Yapacaklarını yapmışlardı. Öyle sebepsiz yere daha fazla tutamazlar, sabah akşam serbest kalırım diye düşünüyor ve hala çıkışta yapacaklarımı planlıyordum!

Teşkilatın Hali Pür Melali

Nezarethane hücresinde, metal ayaklı bir sedir ve üzerinde birkaç tane kirli battaniye bulunuyordu. Zaman zaman sedir üzerine çıkıp altıma battaniyeleri koyarak demir parmaklı küçük kirli pencereden dışarıyı seyrediyor, Emniyet KOM’a gelip giden kişileri görebiliyordum.

Dışarıda aralıksız kar yağıyor. Gaza frene sert basılarak hızlı manevralarla büyük gürültüler çıkartan polis arabaları buz üzerinde kaya kaya sürekli gelip gidiyordu. Sabah hava aydınlanmadan başlayan bu trafik gecenin geç saatlerine kadar yoğun bir şekilde devam ediyordu. Araç trafiği o kadar fazla ki eksoz dumanları karın o bembeyaz rengini yer yer grileştirmiş ve karartmıştı.

Hoyratça kullanıldığı belli olan bu arabalara edilen eziyet devlete reva mıydı?  Ne de olsa at sahibine göre kişnerdi!

Gece hayatı ile dikkat çeken buranın müdürü ilginç bir tipolojiydi.  Üzerinde sadece beyaz gömlek bulunduğu halde emrinde çalışan polis memurları ile sık sık dışarıda kar üzerinde çay ve sigara içiyordu. Muhtemelen alkol etkisinden olacak ki şiddetli soğuğa rağmen üşümüyordu. Kardan dolayı siyah gözlük takmıştı.  Aşırı kilolu müdürün gömlek düğmelerinin bir kısmı patlamış,  bir kısmı da ha patladı ha patlayacak vaziyetteydi!

Etrafında fıldır fıldır dönen polislere karşı vücut dili ve davranışları,  bir polis amirinden çok Hollywood filmlerindeki Baba rolünü oynayan bir aktöre benziyordu.

17-25 Aralık ihaneti sürecinde devlet kademelerinde ve özellikle emniyet teşkilatında devlet ve millet hassasiyeti olan kişilerden daha fazla menfaatini ve ideolojik takıntılarını ön plana çıkarmaya çalışan kişilerin yoğunlaşmaya başladığını gözlüyor ve bu yüzden de biti kanlanınca tüm yönetimi ele almaya kalkan şark kurnazı Fetullah’a büyük bir öfke duyuyordum.

Paslı Demir Gürültüsü

Yattığım zemin çok sert olmasından ve nezarethanenin demir kapıları zaman zaman açılıp kapanmasından dolayı önceleri uyuyamıyordum, uyuduğumda da uykum sık sık paslı demir gürültüsüyle bölünüyordu. Her uyandığımda içine düşürüldüğüm hain tuzağın ayrıntıları beynimi tırmalıyor uyumakta güçlük çekiyordum. Sonraları bu şartlardan gittikçe daha az etkilemeye, aldırış etmemeye ve rahat rahat uyumaya başladım, Elhamdülillah.

Sabah, ekmek arası kaşar, öğle ve akşamları ise ekmek arası döner ve ayran dışında başka yiyecek ve içecek vermiyorlardı.  Hoş zaten iştahım da yoktu. Nezarethanede beslenme bir mecburiyetin eseri. Birkaç kilo da verdiğimi hissediyorum.

Ölüm Gibi Bir Tecrit

Demir parmaklıkların ardında dış dünya ile bağlantım tamamen kesilmişti. Dışarıda neler konuşuluyor, ne dolaplar dönüyor, annem, eşim ve çocuklarım ne haldeler diye meraklar içerisinde çaresizce bekliyorum.

Bu öyle bir çaresizlik ki Şair Nurullah Genç’in şu sözleri duygularıma bir parça tercümanlık edebiliyor: Ah şu çaresizlik!…Boğazına tıkanan demir bir yumruk, bedenini ve ruhunu bürüyen esrarlı bir yangın, kalbini yerinden oynatan şiddetli bir deprem.

Evet, yüreğim çığlık çığlığa cümleler kuruyor ancak dilim lal… Tam bir tecrit hali yaşıyordum. Kabir azaplı bir ölümü çağrıştırıyor bu tecrit hali.

Hani öldüğünüzde eş/dost ve akrabalarınız “Ölülere duyuramazsın.” (Rum 52)  ayeti mucibince sesini duyuramıyor ya!  Bu iletişimsizlik bana bu gibi duygu ve düşünceleri yaşattı. Ne ben onları işitebiliyorum ne de onlar beni.

Çaresizim… Kahredici bir yalnızlık ve çaresizlik…

Öyle bir psikolojik hal ki 6-7 gün sonra bir polis memuru gelip avukatın aradı, sana selamı var demesi bile bende büyük bir sevine neden oldu. Unutulmadığımı hatta yaşadığımı hissettirdi! Davamla ilgilenen bir avukatımın olduğunu da böylece öğrenmiş oldum.

Güç Vehminin Aldattığı Zayıf İnsan

İnsan bir yanıyla ulvi özelliklerle ve üstün yeteneklerle donatılmış bir varlık.  Bu nedenle işi Firavun gibi tanrılık iddiasında bulunma cüretine kadar götürebiliyor ve bunu büyük bir şımarıklıkla da ilan edebiliyor (Naziat 24).

Diğer yanıyla ise süfli özelliklerle ve sayısız zayıflıklar ile malul! Zayıflıklarıyla musibet anlarında yüzleşiyor. İyi zamanlarda Allah’ı pek hatırlamayan ve kendine verilen nimetlerin kadrini kıymetini bilmeyen insanoğlu  Dağlar gibi dalgalar kendilerini kuşattığında, içten inanarak Allah’a yalvarırlar.” (Lokman 32) ayetine muhatap.  Acizliğini dara düştüğünde anlıyor.

Yine bizler bir yanımız ile madde ve zaman zindanında mahpusuz. Bunu nezarethanede ve cezaevinde daha yakından hissettim.  Ancak insanın manevi âlemindeki fikri ve uhrevi yolculuklarını elinden alamadığınız için bazı insanları ne yapsanız da tutsak edemiyorsunuz!  Bu yanımla ben burada da özgürlüğü hissettim.

İnsan ne garip bir varlık. Paradoks gibi göründüğü halde insanı insan yapan özellikler bütün bunlar. Hem en üstteyiz hem en alta.  İnsandaki bu paradoksu Fransız yazar Montaigne(Ö:1592) biraz da nükte ile ”Dünyanın en yüce tahtındaki insan kıçının üstünde oturur.” şeklinde ifadeye koymaktadır.  Bir taraftan insanın aşkın yanına, diğer yandan maddi, fiziki yönüne atıfla ve sindirim sisteminin tiksindirici atığını imayla, adeta işte sen busun diyor. İmam Gazali’nin eserlerinde de benzer tasvirleri görmek mümkünüdür.

Varoluşçuluk akımının önemli isimlerinden biri olan Fransız düşünür Sartre (Ö:1980) “İnsan eksik bir varlıktır.” diyerek felsefi açıdan insanın zayıflığına ve acziyetine dikkat çekmiştir.

Dolayısıyla insanoğlunu yücelten ilahi vasıflarının tezahürü olan erdemlilik yanı ile yozlaşma, çürüme ve bozulma yanı iç içedir ve insan için kaçınılmaz son ölümdür.  Rabbim,  Allah yükünüzü hafifletmek ister; zira insan zayıf yaratılmıştır.”(Niza 28)  derken bize mahiyetimizi, kıratımızı ve sınırlarımızı hatırlatmaktadır.  Allah Azze ve Celle’nin hiçbir şeyi eksik bırakmaksızın (Enam 38)  her türlü örneği vererek (Rum 58)  insanın her halini tasvirle ve özellikle onun zayıflıklarına işaret etmesinde elbette sayısız hikmetler vardır.

Zayıflığımız, güçsüzlüğümüz ve eksikliğimiz açık bir hakikattir. Yokmuş gibi rol yapmaya gerek olmadığı gibi kibir ve riyamızın ardı da boştur. İnsan icabında bir sinekle hatta bundan çok daha küçük bir mahlûkla  (bakteri veya virüs)   bile baş edemeyen bir varlık (Bakara 26, Hac 73) olduğu halde bunu neden ve nasıl unutur?

Eksik ve noksanlıklardan uzak (münezzeh) anlamında Suphanallah diyerek Allah Teâlâ’yı anarken aslında eksikliklerimizi ve noksanlıklarımızı da itiraf etmiş olmuyor muyuz? Evet, ne mutlu ki biz mahiyetimizi idrak etmemizi sağlayacak şekilde Rabbimizi anıyoruz ve üstelik O’nun da bizi anmasıyla müşerref oluyoruz (Bakara 152).

İnsanın doğal gerçekliğini göz ardı ederek gençliğine, sağlığına, mal varlığına, makam ve mevkisine güvenerek kibirlenip böbürlense de bütün bunlar bir anda elinden uçup gidebiliyor ve zaten bir gün mutlaka gidecek.

Daha dün Rektör olarak bir telefonla halledemeyeceğim hemen hiç bir iş yok gibi iken maalesef bugün her şey yerle yeksan olmuş durumda…

Yaklaşmakta olan yaklaştı (Necm 57).  Burada sanki mahşer gününü çağrıştıran günler yaşıyorum. Sorgu vaktine az kalsa da vekilim Allah. O ne güzel vekildir,  ne güzel yardımcıdır.

Haftaya Nezarethane Günleri lll başlığı ile devam edeceğiz inşallah.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.