islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,9536
EURO
16,7213
ALTIN
931,28
BIST
2.393,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Perşembe Açık
20°C
Cuma Açık
21°C
Cumartesi Az Bulutlu
20°C
Pazar Az Bulutlu
20°C

O SAHABELER BAZILARINI ŞAŞIRTIYOR(1)

O SAHABELER BAZILARINI ŞAŞIRTIYOR(1)
24.03.2022
A+
A-

Bir Soru ve Cevabı 

Değerli okuyucu,  bu yazımızda, bir dostumuzdan gelen ilginç bir soru üzerinde durmak istiyorum.  Gelen soru şöyle:

“Efendim, kaynaklardan okuduğumuz şöyle bir hadis var: “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz,” buyuruluyor. Oysa öyle sahabe hayatları okuyoruz ki, bendeniz şahsen bu hadisle çelişkili görüyorum onların hayat tarzlarını. Siz ne dersiniz bu konuda??

Onlar da İnsandı

Evet, onlar da insandı ve hatalarıyla sevaplarıyla bizlere örnektiler. Her ne kadar Allah Rasûlü’nün rahleyi tedrisinden geçmiş olsalar da, onları “altın nesil” olarak nitelesek de yaşadıkları zaman dilimine “Asrısaadet” desek de neticede onlar, melek değil; insandılar ve bu fani dünyada yaşadılar.

Onlar da şu hadisin muhatabıydılar: ““Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9, 10, 11).

Bizler, yüzyıllar sonra o insanları saygıyla anıyoruz, doğru da yapıyoruz. Ama hafızalarımızda yer etmiş olan söz konusu hadisten ve İslami terbiyemizden dolayı onlara toz kondurulmasını istemiyoruz, onların da bizim gibi bir beşer olduğunu; insanın olduğu yerde sorunların, satırların olduğu yerde de yorumların olabileceğini unutmamaya çalışıyoruz. Üstelik o kutlu nesil, bizlere göre çok şanslıydılar; yaptıkları hatalardan dolayı Rabbimiz tarafından yüce Peygamberleri aracılığı ile uyarılıyorlardı ve yüzyıllar sonra bizlere de örnek oluyorlardı.

Bahsettiğiniz bu hadis, kaynaklarımıza girmiştir. Ama hadis literatüründe “münker”, yani oldukça zayıf olarak nitelendirilmiştir. Hatta mevzu yani uydurma olduğunu kaydedenler de vardır.

Bu hadis, mevzu ( uydurma) bile olsa bizim bundan bir mesaj almamız gerekir. Meselâ, bir sahabe yıldızı, Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’ler gibi dünyamızın çok yakınında değil de Ikarus yıldızı gibi 9 milyar ışık yılı ötesinde bile olsa bizlerin, onların hayatından ibret almak, ders çıkarmak gibi bir maksadımızın olması gerekir diye düşünüyorum; hem de zihinlerimizi karıştırmadan ders almamız gerekir.

Bunu, karanlık dünyamıza ışık tutmak, onların hayatlarından örnek almak için; Allah Resûlü (s.a.s), insan denen bu meçhul varlığı nasıl anladıysa bizim de onu öyle anlayabilmemiz için yapmalıyız.

Dostlarımızın üstünü değil de altını çizebilmemiz için; bir iki hatasından dolayı onları aforoz etmememiz için yapmalıyız bunu. Bir başka ifade ile söylersek, hasmımızda, küfrüne dair 99 belirti görsek bile, imanına dair bir belirti gördüğümüzde onu tekfir etmememiz, imanına şehadet etmemiz için onların hayat tarzlarını örnek almalıyız. Daha doğrusu, ham yobaz, kaba softa bir bakış açısından uzak kalmamız için sahabe hayatlarından ibret almamız gerekir.

Evet, zayıf da olsa, apokrif dense de bu hadiste işaret edilen yıldızlardan birkaç örnek de ben yazmak isterim…  Buyurun,  şimdilik o gökteki yıldızlardan birinin hayatını okuyalım.

Bir Ebu Mihcen Vardı

Ebu Mihcen, işte o yıldızlardan biriydi. Tam adı, Ebu Mihcen es sakafi idi. Bir yıl Resulüllah ile yaşamıştı. Birkaç hadis de rivayet etmişti. Aslen Taif’liydi. Büyük bir şairdi ve Mekke’den sürekli haberler almaktaydı. Bedir savaşı kazanılınca İslâm’a karşı husûmeti daha da artmıştı. Taif muhasarasında sürekli kabilesini Müslümanlara karşı şiirleriyle tahrik ediyordu, Hz. Ömer de ona cevap veriyor ve karşılıklı atışıyorlardı.  Ayrıca kaleden sürekli ok atıyor ve onun oklarıyla Hz. Ebubekir’in oğlu Abdullah yaralanıyor bu yaradan dolayı öldüğü rivayet ediliyordu Hz. Abdullah’ın. Bu Ebu Mihcen,  gün geliyor, bir grupla Medine’ye geliyor, Müslüman oluyor ve ancak bir yıl Allah Rasûlünü görebiliyor.

O, başlangıçta iki zaafı olan bir Müslümandı. Birinci zaafı,  alkolikti, şaraba karşı aşırı düşkündü. Bir de Şemûs adlı evli bir hanımefendiye deli gibi aşıktı ve sürekli aşkını dillendiren şiirler yazıyordu. Müslüman olmadan önce söylediği şiirlerde tema olarak aşk, şarap ve şarap âlemlerini, kahramanlık, iffet, şecaat ve cömertlik gibi meziyetleri işlemişti. Bunun yanında Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ayşe hakkında söylediği şiirlerde de son derece saygılıydı.

O, Şaraba o denli tutsak olmuştu ki, öldüğünde bir asma ağacının dibine gömülmesini vasiyyet eden ve asma ağacının köklerinden üzümlerini süzerek şarabı kabrinde de içmeye devam edeceğini dillendiren mısraları vardı.   Alenen şarap almaya devam ettiği için Hz. Ömer, onu 7 defa had cezası ile cezalandırmıştı.

Ve yine Hz. Ömer, onu, Ensara mensup ve evli olan o kadına göz koyması ona olan aşkını sürekli ifade eden şiirlerinden dolayı Medine’den uzaklaştırarak bir adaya sürmüştü. Ama o, yolda muhafızlardan kurtulup kaçmış ve Irak tarafında Kadisiye savaşındaki İslâm ordusuna katılmıştı.. Ne yazık ki orada da içtiği için Ordu Komutanı Sad b. Ebi Vakkas, ellerini bağlayıp onu hapsetmişti.

“Savaş öncesi, düşman ordusunu İslâm’a ısrarla davet edin,” diye komutana mektup yazan Hz. Ömer’in direktifinden olumlu bir sonuç alınamamıştı ve Kadisiye savaşı bütün hızıyla başlamıştı. Öyle bir savaştı ki, bir tarafta 120 bin asker ve fillerle donatılmış İran ordusu, diğer tarafta 34 bin Mücahid savşıyordu. Savaşın sonuna doğru Müslüman ordusu bozguna uğruyor, Mücahitlerden gelen feryatları duyuyordu mahkum Mihcen.

İşte böyle bir anda Mihcen, bir yolunu bulup çadırın önündeki Sa’d’ın atına biniyor ve meydana atılıyor. Yüzü kapalı bir şekilde İran komutanı Rüstem’in yanına kadar sokulup onu etkisiz hale getiriyor yani gebertiyor. Bundan sonra Düşman askeri bozguna uğruyor ve savaş zaferle sonuçlanıyor..

Ve bu Mihcen, o gün gözyaşı dökerek bir karar verdi; bu, bir daha şarap içmeyeceğine ve ahlâka aykırı şiirler söylemeyeceğine dair bir karardı. O, bundan sonra 17 yıl daha yaşadı,  savaştan savaşa koştu ve alkolün damlasını bile sürmedi ağzına. Beşer böyledir işte, zaafları vardır ama imanı ve azmi sayesinde her an değişebilir ve kemale erişebilir.

Hz. Mihcen (r.a) gün geldi, emanetini Rahmet-i Rahman’a teslim etti. Kabrinin, doğduğu yerde değil, Azerbaycan veya Cürcan’da olduğu söylenmektedir.

Bir de Ebu Yezid Ve….Vardı

Değerli okuyucu, bu iki sahabeyi de sûi emsal olarak değil de güzel bir örnek olarak gelecek makalemizde yazalım. Selam ve dua ile kalınız sağlıcakla.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.