islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,6352
EURO
19,5695
ALTIN
1.061,83
BIST
4.957,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
14°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Çok Bulutlu
16°C
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C

“Özgürlük Kisvesi”

“Özgürlük Kisvesi”
14.05.2022
A+
A-

Şu günlük HARALA GÜRELE içinde bir de bunlarla ilgilenemem diyorsanız, siz de haklısınız.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde gelenek haline gelen, cübbe ve sarık giyilerek İslami değerlerle alay edilen “İnek Bayramı” etkinliğine “Özgürlük Kisvesi” adı altında İslami değerlerimize gerçekleştirilen rezilliği kınayamıyorsak… Bir grup cengâver öğrenci tepki gösterip engel olmaya çalışırken konu ile ilgili  “Bu kadar kolay olmamalı, bu cezasız kalmamalı” gibi bir refleks gösteremiyorsak…

İşgalci İsrail Al Jazeera muhabiri Şirin Ebu Akil’i görevi başında, gazeteci yeleği üzerinde iken kasten başından vurarak öldürmekle kalmayıp, cenazesine bile müdahale ederek yere düşerken; “Muhalif medya hapisteki sorosçu gazeteci bile olmayanlara verdiği desteği katledilmiş bir kadın gazeteciye neden vermiyor?” diye hakkın sesi olup sorumluluk kaygısı duymuyorsak…

KPOP, TİKTOK, LGBT ile ahlakları,  adı yazımızın hacmine uygun olamayacak kadar uzun listeler halinde Squid Game misali oyunlarla gençlerimizin gerçek dünyaya bakışı hatta bakamayışı ile başkalaştıran fıtratın evirildiği oyunlara karşı bir fikriniz ya da tedbirimiz yoksa…

Küresel bazda Metaverse âlemine dalışımız alkışlanırken, buradan çıkışla yapay zekânın subliminal yöntemlerle zihnimizi okumaktan öte zihnimize ne yükleme yaptığının farkındalığı ile tedbirler almadan ailemizin, neslimizin bozulması,  modern hayatın psikolojik ve maddi şartları ile huzursuz olan biz ebeveynlerin çocuğa huzursuzluk ve bela gibi bakmasının temel sebebini araştıramayacak kadar meşgul isek…

Bu meşguliyetimizin çıkış noktası olan;

Ailemiz için ebeveynler olarak çok çalışıp para kazanmak ve tertemiz evlerde, titizlikle yemekler hazırlayıp evlatlarımıza sevinçle yedirerek musmutlu olmanın girdabına dalmışsak siz de haklısınız!

İnsanın önüne mükemmeliyetçilik hedefi konulurken, mükemmel baba, mükemmel anne, mükemmel eş, evlat vs. olma arzumuzun masum duygulardan manipüle edildiği fıtri karakterimizin, tüketim ve davranış alışkanlıklarımızın hızla mutant insan karakterine evirildiğini görmek ve de göstermek zorunda olduğumuzu söylemeden geçemeyeceğim.

Biz hayatın kişiye ve toplumlara özel TARİHİ HİKÂYE’ den ibaret olduğunu biliyoruz. Hikâyenin de başkahramanları bizler iken, ZAMAN, MEKÂN ve TOPLUMUN dili ile senaryosunun şekillendiğini de biliyoruz.  Olaylara da ZAMAN, MEKÂN, TOPLUM dili ile bakmak zorunda olduğumuzun da farkındayız.

Medyanın, eğitim ve öğretim teknolojilerinin genel geçer kaide ve temellerini dahi sallayan şekliyle milli, manevi değerlerimizi bilişsel parametrelerde hızını ölçemeyeceğimiz bir süratle nasıl da evirerek inşa ettiğini de hayret ve haşyetle takip ediyoruz.

Pazarlığı muhteşem yapılan DNA’larıyla oynanmış, ticari zehirlerle pazarı artırılmış janjanlı sentetik gıdaların somatik ve genetik hücrelerimizi nasıl da DNA’ larına kadar mutasyona uğratarak zarar verirken, ekinimizi ve neslimizi bozduğunu da görüyoruz.

Fıtratı bozulmuş beşer yavrusu, insanlaşma sürecinde olgunlaşamadan insansı bir varlığa dönerek cinsiyetlerini tanımaz, helal, haram anlamaz,  vicdanı çalışmaz bir ucube varlığa dönüştürülüyor, bunu da görüyoruz.

Susma ve hayatı keyfince yaşama hakkımızı elbet kullanabiliriz. Lakin İslam dünyasının sıkıntısı, hakikat ötesi sanal güzelliklerle bizlerin, gençliğin ve doğal sonucu insanlığın gözlerinin boyanması, güçlünün bizden olmadığı bir dünyada madden komplekse giren fertlerin çoğalması, manen de desteklenmeyen, bilakis her türlü karşıt görüşün küresel plan ve projeleri ile ruhi şiddete maruz kalarak maneviyatı da çöken insanın aşağılık kompleksine kapılması ve kendi öz değerlerinden uzaklaşması kaçınılmaz bir sonuçtur, burayı görmezden mi geliyoruz?

Bu medya platformlarında Batı’nın algı operasyonlarına yenilmemenin ve inançlarını kaybeden, milli değerlerinden uzaklaşan gençlik ve toplumun fertleri için çözüm medyadan kaçış mıdır? Yoksa medyaya tam dalış mıdır? Sormak istiyoruz…

“Allah isterse, bir gecede çevirir gönülleri. Siyahı beyaz eder, karayı aka çevirir. Ama şerefin insanoğlunda olmasını istediği içindir ki her değişimi bir emeğe bir zahmete bağladı. Her kazanç, her nimet, bir çalışmayla, bir çileyle irtibatlı oldu” diyen Sezai Karakoç Üstada canı gönülden kulak vererek düşünelim…

Kaliteli bir hayat yaşamak istiyorsak; elbette sosyal medyayı maksimum düzeyde verimli kullanıp minimum zaman harcamamız gerekiyor. Buna karşılık, eğitim, kültür, sanat ve dijital içerik üretiminde yetersizliğimiz, küresel plan ve projeler bakımından zengin olmayan içerik üretimimiz de aşikârdır.

Peki, bu bizlerin seyre durması için mazeret olabilir mi? Tabi ki hayır. Kendince küçük çabaları dahi olsa uğraşan ve bu çabalar küresel plan ve tuzaklara karşı hayli kifayetsiz görünse de karşısına geçip: “Bununla mı dünyayı kurtaracaksın, sen kendini ne sanırsın?” diyecek kadar masum yürekleri yoran, şeytanın fısıltısı görevini yapacak kadar da mağrur ve müstağni de olamayız diye düşünüyorum.

Şehit Malcolm X ‘in dediği gibi:

“Eğer dikkatli olmazsanız medya sizin insanlardan nefret etmenizi, kötü insanları ise sevmenizi sağlar.” sözünü fikrettiğimiz vakit iyi şeyler yapanları sürekli medyada ne olursa olsun desteklememizin zaruretini ve kötü işler yapanların da ne olursa olsun kınamamız gerektiğini apaçık anlayabiliyoruz…

Her ama her hastalık kafamızda, düşüncelerimizde başlar. Bu tıbben açıklanmış bilimsel bir gerçektir. Ve yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de akletmiyor musunuz, düşünmüyor musunuz, diye davet edilen şifa ayetleri ne güzeldir.

Kafamızdaki düşünce kalbimizdeki duygularla mayalanır, sonunda da vücutta şekil alır…

“Dil ile ikrar, Kalp ile tasdik ” ile vücut bulan mümin kimliğin varlığı da bu gerçeğin en mübin şekilde yanıtıdır.

Haksızlıklar karşısındaki sessizliğimiz, yanlış davranışlar karşısındaki tepkisizliğimiz bizi zihinsel ve bedensel mutasyonlara uğratan ve nihayetinde insan değil insansı bir varlığa yani bir mutanta eviren feci bir ziyana sebebiyet verir.

Genler on/ off düğmeleri gibidir (epigenetik)!

Zihni, bedeni, etken veya edilgen olarak seçtiğimiz faktörler ise insan olma yolculuğumuzda on/off düğmemizi açıp kapamadaki tetikleyici başlangıç eylemleridir. Her başlangıç aslında bir yaşam şeklinin, her yaşam şekli de nasıl bir rövanş ile HAYAT HİKÂYENİ bitireceğinin sessiz habercisidir.

ZAMAN ve MEKÂN dilini şekillendirmek için de minimum gayret gereklidir.

“Hastalık hastası olmayın!

Kafa ve yürek ayarlarınızla oynayın!” diyen Sadi-i Şirazî hazretleri zamana ve mekâna tutsak olmamanın, içinizde sizi iyiliğe ve vicdana davet eden fıtratın sesini yükseltecek ayarlarınızdan oynamanın gerekliliğinden bahseder. Bunun dışında kalan her halimiz ancak hastalık olarak açıklanır.

Biz hasta değiliz diyenler olacak elbet.

Onların içinde bulunduğu hastalığın acısını keyf, sefa enjeksiyonları ile susturan, enaniyet ve kibirden müteşekkil hayatı normal kabul ederek vahamete sürüklenen o gafil hallerini görmediklerini farkındayız. Bu kişilerin ahvali şu örnekle izah edebiliriz:

“Fare, kulağı kemirirken üfleyerek kemirirmiş.” Bu da uyuyan kişiye güzel bir his verirmiş. Ancak uyandığında anlarmış ki kulağının olmadığını. Dünyanın zevki sefası kulağımıza, bedenimize ruhumuza üfürülürken biz uyuya kalıyoruz. Fakat kulaklar,  bedenler, gözler, fikirler, inançlar bir de bakıyoruz ömürler gitmiş, geç ayıkıyoruz…

Bir ömür daha gerek öldükten sonra…

Çünkü bu ömrümüzü sadece dileklerimizle geçirdik diyoruz fakat nafile…

Dileklerimiz iyilik üzerine idi belki ama sıkıya gelen işlerde yan çizdik, es geçtik elleri boş kaldık, Dünya Âlem halimizden görüyoruz.

Sorunun kaynağı İslam ve değerlerimiz asla değil… Dejenere olmuş, modernizme kapılmış, aile bağları zayıflamış, elinden geleni yapmayan ve sürekli şikâyet eden bizler, çok geç olmadan silkelenmeli ve toparlanmalıyız.

Modernleşmedeki doğrular bataklıktaki gül gibidir. Gül alınırken bataklığa düşmeme dikkatine sahip olmak lazım demişti bir yazısında Üstat…

Her şey her şeyle etkileşimdedir. Din gününün sahibine mutlak olan, bize muallaktır.

O yüzden Din gününün sahibine yüzümüzü tastamam dönmek, zorluklara rağmen azameti, ilim ve hikmet ile kuşanarak hizmet vermek, küçücük de olsa iyilik ve güzellik katkılarına talip olarak Yaratana Hamd ile varlığımızı desteklemeliyiz.

Hamd ile başlayarak insana, canlı cansız her varlığa kadar zincirin hiçbir tanesini atlamadan teşekkür etmek en asil görevimizdir.

Hamdi’mizde Allah’a karşı samimi olurken Allah Azze ve Celle’nin, milyarlarca varlığın bir yörüngede tesbih taneleri gibi vazifede vahdet ile bağlandığı enerji ipine tutunmayı, böylece kozmik varlığını idrak ile Rabbinden yardım almayı bilmek gerekir.

Müste”Hakk” gelecektir elbet…

Fakat “Gururun en güzelinde bile bir suç kokusu vardır.” der Nurullah Ataç…

O yüzden önce tövbe etmeyi bilecek mümin olan, çok fazla nefsim dedik kısacık ömrünüzde… Biz nefsimize zulmettik Rabbimizin bize yüklediği görevleri kadir kıymet bilir bir şekilde üstlenmedik.

Tedbir ihmalden iyidir deyip gücümüz yettiğince tedbir bizden takdir Allah’tan diyerek küçük büyük iyiliğe dair ne varsa yaşayan, yaşatan ve yaşatanları da alkışlayan tevazu ve fanatik taraftar olmayı bilmeliydik.

Secde Suresi 15, 16, 17. Ayeti Kerime’ de Mevla’m der ki;

“Ayetlerimize yürekten inananlar ancak o kimselerdir ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve rablerini Hamd ile tesbih ederler.

Korku ve ümit içinde Rablerine ibadet ve dua etmek üzere vücutları yatak görmez, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah için harcarlar.

Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.”

O halde önce kendimizden başlayarak Allah’a Hamd ve iyiliğe karşı teşekkür eden tebrik cümleleri ile bitirelim: Teşekkürler… İzmir Valisiyken Eşcinsel Faaliyetlere Müsaade Etmeyen, Eskişehir’e Atanınca aldığı Kararlar ile şehri çok kısa sürede Dünya’nın En Güvenli 8. Şehri Konumuna Getiren, Vali Erol YILDIZ Beyefendiyi tebrik ederiz. Alkoliklerin Festival Adı Altında Yaptığı Ahlaksızlıkları da iptal eden Valimize iyilik ve Erdem’e dair her işinde muvaffakiyetler dileriz…

Türk kadını 99 yıl sonra, kıyafetine göre değil, liyakatine göre takdir edilerek seçildiğini umduğumuz;

Türkiye’nin ilk başörtülü Kadın Valisi olarak takdir Kübra Yiğitbaşı’nı ve bizler başörtüsü ile devlet dairelerine bile giremez eğitim haklarımız dahi elimizden zalimce alınır iken,  başörtülü bir hanımefendiyi Vali olarak atayan yetkilileri tebrik ederiz, yeni görevinde Sevgili Valimize başarılar dileriz…

Bir cenazeye bile katlanamayan, Müslüman, Hristiyan değişmeden ölüye, ölüme bile saygısı olmayan bir kötülüğün, uluslararası Arena’da pervasızca sergilendiği ve son zamanların en korkunç görüntülerinden biri olan El Cezire televizyonu muhabiri Hakikatin, Gerçeğin, Asaletin sesi olan Şirin Ebu Akile’ ye yapılan zulme karşı küçük büyük ses çıkaran herkese teşekkür ediyoruz.

KPOP konserini iptal eden, gençlik ve milletimiz ile ilgili her salih çabada sesimizi, evlatlarımıza dair kaygılarımızı samimiyetle algılayarak gücümüzün yetmediği yerlerde bizlere şifa olan TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda duyarlı yetkililerin… Bu gibi konuları yılmadan usanmadan gündeme getirerek Anadolu insanının ve irfanının sesi olamaya çalışan Said Ercan ve Dijital Ailemiz ekibine teşekkür ederiz.

Selam ve dua ile kalınız…

Hatice Şebnem Diktürk

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.