islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
16,6878
EURO
17,6230
ALTIN
981,88
BIST
2.554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
25°C
İstanbul
25°C
Hafif Yağmurlu
Salı Parçalı Bulutlu
26°C
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Az Bulutlu
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C

ŞAFAK VAKTİ BASKIN 2

ŞAFAK VAKTİ BASKIN 2
17.06.2022
A+
A-

Emniyet Müdürüne Kritik Sorular  

Sevgili okurlar, 6 yıl boyunca ailecek inanılmaz süreçler yaşayan bir rektör olarak Şafak Baskınının önemli aktörü Uşak İl Emniyet Müdürü İbrahim Ergüder’e bazı sorular sorma zaruretimi takdir edeceğinizi düşünüyorum.

Evet, Sayın İbrahim ERGÜDER,  beni evden kaldırdığınız kara şafağın üzerinden yaklaşık 6 yıl geçti.  Bugün size Mirat’dan sesleniyorum. Sesleniyorum ki, kimse yaptığının ve hayatları karartan günahlarının aynaya yansımadığını sanmasın!

Beni evden kaldırdıktan 2,5 yıl sonra ancak evime dönebildim. 5 yaşında bıraktığım kızım 8, 13 yaşında bıraktığım kızım da 16 yaşına ermişti. Babaları ölmeden babasız kaldılar. Çocukluklarını yaşayamadan birden büyümek zorunda kaldı yavrularım.

Siz, ailenizle sağlık ve afiyettesinizdir inşallah! Biliyor musunuz ben ise 21 Aralık 2016 tarihinde beni bir terörist gibi şafakta bastığınız anı yaşıyorum elan!   Göz nurlarım küçük kızlarım evde melekler gibi uyuyor.  Uyanıp da karşılaşacakları manzarayı ölünceye kadar unutamayacaklar!

Aman Allah’ım!

Ne olur, ne olur uyanmasınlar duygusunu bilir misiniz?

Yaşadıklarımı ne kadar anlarsınız,  bilmiyorum.  Hoş, sizde bunu anlayacak empati duygusunun kaldığına da inanmıyorum.

O gün beni, eşimin ve küçücük yavrularımın yanından, çok sevdiğim ailemden ve akademiden pat diye koparıp aldınız.   Bütün dünyaya, hain terörist olarak ilan ettiniz.

Diyeceksiniz ki, ben yapmadım.

Hayır, siz yaptınız!

Birinci sorumlusu sizsiniz, zira kolluk gücü olmadan savcılar ne kadar kötü niyetli olurlarsa olsunlar bunu asla başaramazlardı!

Elbette biliyordunuz. Benim, Sedat Peker’in bir zamanlar yakın dostu olan Süleyman ve Hadi Özışık gibi dostlarım yoktu. Lakin ben sizi dost zannediyordum!   Bana yakın duruyordunuz. Meğer siz onların dostuymuşsunuz!

Bizler ise gücünü doğruluğundan, dürüstlüğünden ve sadece Allah’a kul olmaktan alan insanlarız.

Bakmayın nezaketimizin ve mümin sükûnetimizin yanlış anlaşılmasına!  Tahsilimiz ve terbiyemiz, çevremizde dönenleri fark edecek ve tahlil edecek düzeydedir. Mümin kardeşlerime karşı hüsnü zannımın biraz saflık seviyesinde olması da bir gerçektir.  Dolaysıyla dost göründüğünüz halde kumpas ekibinin önemli bir parçası olarak, kumpas şebekesinin önünü açtığınızı biraz geç fark ettim.

Cezaevine ilk girdiğimde nasıl bir komploya geldiğimi anlamıştım ama sayenizde FETÖ/PDY ithamı ile elim kolumu da bağlıydı.

Benim için çok geçti…

Sayın Ergüder,  Sedat Peker vesilesiyle sözde gazeteci Özışık kardeşlerin tüm ilişkiler ağı ortaya döküldü. Uşak Belediye Başkanı Cahan ile Özışık’ın yakın ilişkilerini ve Özışık kardeşlerin sizin yönettiğiniz emniyet içindeki gücünü en iyi siz biliyorsunuz. Bunlar tarafından başta Sayın İçişleri Bakanı Soylu olmak üzere Ankara’da pek çok devletlûyu yalan ve kurmaca bilgilerle yanılttığı ortaya çıktı!

İbrahim Bey, size kitabın tam ortasındaki konuşacağım. Bana bunu nasıl yaptınız?

15 Temmuz’dan sonraki günlerde yanıma karışık duygular içinde gelip,  “Hocam, bize ne olacağını, yarın Ankara’dan ne geleceğini bilmiyoruz”  türünden söylemlerde bulunurdunuz. Tedirgindiniz.

Bu adamcağızın FETÖ ile ilgili bir sıkıntısı var galiba diye hep içimden geçirirdim.

Aramızdaki sohbetlerde dini yapılardaki bazı yanlışlıkları hassaten tarikatları eleştirip doğru yapmadıklarını söylerdiniz. Tabi ben bu süreçte sizin kendinizi sağlama almak amaçlı Menzil limanına demir attığınızı bilmiyordum!

Bütün bunları anlatırken bana kurulan tuzağın içinde aktif olarak çalışıyormuşsunuz meğer.

Neden?

Aklımda çeşitli sorular var. Zamanı geldi, sorayım.

Şimdi sizin bana ne yaptığınızı açık ve net olarak anlatacak ve sizi deşifre edecek soruları soracağım.

Kumpasın İlk Tuğlasını Ergüder Koydu

Evet, İbrahim Bey sizi biraz geriye götüreyim ve hafızanızı tazeleyeyim.  Rektörlük seçiminin bir hafta kadar öncesi, 2015 Nisan ayında İlyas Erol adlı bir öğrenci beni FETÖ’cü diye CİMER’e şikâyet etti. Önünüze gelmiş bu iftiraları hatırlamamanız mümkün değil.  Hatırladığım kadarıyla bu öğrenci hâlihazırda İl Emniyet Müdürlüğü yaptığınız Adıyaman ili nüfusuna kayıtlı bir ihbarcıydı.

Biliyorsunuz, bu tarihe kadar bana Uşak ve Türkiye sınırları içinde bir Allah’ın kulu FETÖ’cü dememiş, diyememişti.   Bu kişi gaza gelmeye müsait, kötü niyetlilerin ve FETÖ artıklarının eline geçmiş,  2 yıllık Meslek Yüksek Okulu öğrencisiydi!

Bakın Uşak Üniversitesinde hakkında yürütülen disiplin soruşturmasındaki ifadesinde İlyas Erol ne diyor:

CİMER’e yazdığım şikâyetten sonra ifade vermeye çağrıldığımı, elimde somut bir belge bilgi olmadığını söyledikten sonra EK SÜRE İSTEYİP, KOM’dan ayrılmamla beraber, Uşak Üniversitesinden mezun olan Hüseyin KARASU ve Gökcan AKÜZÜM’ün partiden tanıdıklarını iddia ettikleri Adil ERKEN’in üniversitede PDY/FETÖ ile sorunlar yaşadığını, uluorta her yerde sorunları dile getirdiğini bundan sebep elinde bilgi ve belge olabilir düşüncesiyle Adil ERKEN ile görüşmenin faydalı olabileceğini öne sürerek, o günün akşamı için Arş. Gör. Adil ERKEN ile görüşme ayarlanmıştır.

İhbarcıyı 2 Haziran2015’da Emniyete çağırıyorsunuz.

Rektör FETÖ’cü diye ihbarda bulunmuşsun, ihbarlarını ve delillerini ortaya koy, rektörün FETÖ’cülüğü hakkında ne biliyorsun anlat bakalım diyorsunuz!

Öğrenci ise hiçbir şey bilmiyorum, hiçbir somut delilim de yok diyor.

Bu durumda yapılması gereken nedir Sayın İl Emniyet Müdürü?

Öğrencinin ihbarına dair bir şey bilmediğini kayda geçirmek değil mi?

Bu ihbarı kafadan uydurduysa öğrenci hakkında işlem yapmak,  uydurmayıp, azmettirildiyse gerçek failli bulmak, işin kaynağını araştırmak, rektöre FETÖ iftirası atanları tespit edip gereğini yapmak göreviniz değil miydi? 

Şayet görevinizi yapmış olsaydınız kumpas bu ilk aşamada bitmişti!

Neden yapmadınız?

Bir tahminim var.

Yapsaydınız arkasından iş ve güç birliği yaptığınız odakların çıkacağını biliyordunuz!

Zira öğrencinin iddiaları bir öğrencinin kafadan uydurabileceği şeyler değildi. Bunu ona yaptıran söyleten ve ihbar etmesini sağlayan birileri vardı!

O birilerini zaten biliyordunuz, onların işbirlikçisiydiniz!  Bunlara ulaşmak istemediniz.

Benim yerime kendinizi koyun ve böyle bir sonuca varmayın! Mümkün mü?

Öğrenci size diyor ki;  yaptığım ihbar hakkında HİÇ BİR ŞEY BİLMİYORUM, bilenlerden sorup öğrenip geleyim. Yarına kadar bana müsaade edin.

Hay hay diyorsunuz!

Hadi evladım araştır da gel, rektörünle ilgili bize bir şeyler bul getir! 

Biz de bunu zevkle resmi evrak haline getirelim. Öyle mi?

Böyle mi yapılıyor polislik? Böyle mi yapılıyor emniyet amirliği İbrahim Bey?

Ayrıca nedir bu Allah Aşkına! Sizin bu işleri araştıracak istihbarat biriminiz yok mu?

İki yıllık bir Meslek Yüksek Okulu öğrencisini rektörü hakkında istihbarat toplamaya mı yoluyorsunuz? Bu olay bende, bir çocuğun gaza getirilip Hrat Dink katlettirildikten sonra bazı polis şeflerince aferin aslanım denilerek çektirilen hatıra fotoğrafını çağrıştırıyor. Ne dersiniz?

Hikâye burada bitmiyor. Öğretmen ve bir takım İslami dernek vakıf veya sendika gibi sivil toplum örgütlerinde yönetici olan bir kardeşimiz Bilal Ertaş, bu çocuğa aracılık ediyor. FETÖ ile iltisaklı olduğu tespit edilmiş Adil Erken’in yanına götürüyor! Öğretmen kimliği var ama bu arkadaşımızın durumu da İlyas Erol’dan pek farklı değil!   FETÖ ile mücadele ediyorlar ya!

Ve İlyas Erol ertesi gün yani 3 Haziran 2015’de Emniyete gelip,  Adil Erken müfterisinin uydurduğu yalanları ve hezeyanları kayda geçiriyor.

Adil ERKEN Kimdi

Hatırladınız mı İbrahim Bey?   Sizin istihbarat biriminden gelen listenin en başındaki FETÖ şüphelisiydi, değil mi?  Hani Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Hüseyin Özen’in yanında benden göreve iade edilmesi için ricacı olduğunuz kişi!

Öğrenci,  Adil Erken’i kaynak göstererek Emniyette ifade veriyor, şahsım ve Ali Galip Baltaoğlu hakkında deli saçması iftiraları yazdırıyor ve siz bunu devletin resmi belgesi haline getiriyorsunuz. Ama Erken’i çağırıp ifadesini almıyorsunuz! Ali Yıldırım’la ilişkilendirilen Baltaoğlu’nu çağırıp sormuyorsunuz!  Bu kişiler arasında bir tek HTS kaydı var mı bakmıyorsunuz. Çamur atıp namuslu insanları lekeliyorsunuz.

Şimdi Sıra Savcıda 

Böyle mi örülüyor kumpasın tuğlaları İbrahim Bey. Siz orta yapıyorsunuz, Sayın Savcı kafaya çıkıp gol atıyor öyle mi?

Siz bu belgeyi ürettikten sonra geçen haftaki yazımda FETÖ ile ilişkilerinden bahsettiğim Başsavcı Vekili Hacı Aykut AYDIN da her tarafı ofsayt ifadeyi gole çeviriyor ve beni Uşak FETÖ Çatı İddianamesine nakış gibi işleyerek kumpasın ilk aşamasını gerçekleştiriyor.

İşlem tamamdır.

Artık Uşak Üniversitesi Rektörünün ismi Uşak FETÖ Çatı İddianamesinde FETÖ’cü olarak geçmektedir!

Yasal kalleşlik bu olsa gerek.

İşte bu ucube kalleşliğin birinci faili zatıâliniz Sayın İbrahim Ergüder!

Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı sorumlukta ikiye denk gelir!

Öyle değil mi? Siz öğrencinin bilgisi olmadığını kayda alıp göreviniz yapsaydınız,  savcı da böyle bir hinlik yapamazdı.

17 Mayıs 2015’de tüm rakiplerime seçimde ezici bir üstünlük sağlayarak ikinci kez rektör atandım. Bundan 15 gün sonra, 2 Haziran 2015’te Başsavcılık ismimi UYAP kaydına yazdı! Artık ben, hakkında FETÖ/PDY’den soruşturma başlatılmış bir rektördüm!

Ya siz kimdiniz?   Başsavcılığın hakkımda FETÖ dosyası açtığı aynı gün,  bu öğrenciyi Emniyete çağırıp; öğrenci ihbarımla ilgili elimde hiçbir somut bilgi ve belge yok demesine rağmen,  hadi git bilgi topla gel de biz de bunu resmi evrak haline getirelim diyen ve 3 Haziran’da öğrenciyi kullanarak ürettiğiniz ifrazatı devletin resmi belgesi yapan, siz kimdiniz?

Bu Nasıl Emniyet Müdürlüğü   

Evet, İbrahim Bey sizi yine biraz geriye götürüp hafızanızı tazeleyeceğim.  Zira ben henüz bastığınız şafağın gündüzündeyim. Her şeyi çok net görüyorum.

Sizin döneminizde Uşak Belediyesine ait UTAŞ’ta sabıkalardan oluşan bir çete oluşturulmasına nasıl cüret edilmiştir?

Bütün vatandaşın gözü önünde Belediye Başkanının polis korumaları bir esnafı evire çevire nasıl dövebiliyor? Bu cesareti nereden geliyor?

Bana kumpas kurulduğunu yazan gazeteci Kazım ŞEN, bir başka gazeteci arkadaşıyla birlikte bu çete tarafından dağa kaldırılarak silahla darp edildiğine,  gasp yapıldığına ve hürriyeti tahdit edildiğine dair gerçekler siz Uşak’tan ayrıldıktan sonra geç de olsa ortaya çıktı.

Niyazi G. adlı bir itirafçı sanığın Uşak 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/451 E. Sayılı dosyasında azmettiricilerin kim olduğuna dair itirafları durumun vahametini anlamamızı sağlıyor. Mahkeme kayıtlarındaki Niyazi G.’nin itiraflarında ismi geçen azmettiricilerin aynı zamanda bana kumpas kuran kişiler olduğunu görüyoruz. Bu azmettiriciler “ MİT’ den kartımız var, adliye de biziz emniyet de biziz, hâkim, savcı da biziz, emniyete dahi gitmeyeceksiniz”  diyerek gaz verdikleri kişileri suça sürüklemişler.   Çetenin önü güvenlik güçleri tarafından kesilmesin diye Belediye Başkan Yardımcısının makam arabası bu kişilere tahsis edilmiş. Bu araçla gidip suç işleyip dönmüşler…

Evet,  İbrahim Bey, bir dönem bu ekip Uşak’ta devlet olduklarını iddia ederek bunun gibi birçok suça bulaştılar. Sizin bunları bilmemeniz mümkün mü? Bu nasıl emniyet müdürlüğü diye sorsam gücünüze gider mi? Gitmesin, zira bu soruları 907 gün cezaevinde beton duvarlara sordum.

Her Kim Ki Sorumlu İse Üzerine Alınsın

Evet, açık konuşacağım. Delillerle belgelerle konuşacağım. Mirat’dan, ıvırıp kıvırmadan, ima ve remizlerin arkasına gizlenmeden, kitabın tam ortasında konuşmak gibi bir mizacım var. Dolayısıyla her kim ki sorumlu ise o üzerine alınsın!

Kendisini Müslüman olarak tanımlayan biri olarak hayat bakışım sade ve nettir.  Kategorik olarak milletime ait hiçbir grubu ve anlayışı ne ötekileştiririm ne de onları kıracak ve üzecek tavırlar sergilerim. Böyle bir tavrın yanlış olması bir yana, insanların inanç dünyalarına büyük bir nezaketsizlik olduğunu düşünürüm. Bilirim, hidayet Yüce Allah’tandır (Bakara 272).  Islah edici olmak isterim, zorba olmak istemem ( Kasas 19).

Allah muhafaza bu işin sonunda ıslah edicilik iddiasında olup da bozgunculardan olma tehlikesi vardır (Bakara 11).

Kurumsal yapılardaki eksiklikler ve yanlışlıklardan bahsettiğimde ıslah amaçlı konuştuğum ve yazdığım bilinsin istiyorum.

Bazı siyasi ve dini grupların isimlerini kullandığımı fark ediyorsunuz.  Örneğin bu süreçleri anlatırken Menzile bağlı sofilerden bahsetmek durumunda kalıyorum. Uşşakilerden,  Meşveret vb. başka dini gruplardan ve siyasi kişiliklerden de yeri geldiğinde bahsedeceğim.

Cahan-Menzil ve Güç Zehirlenmesi

Uşak Belediye Başkanı Cahan, Menzil cemaatini ve bu cemaatin bazı ileri gelenlerini kendine paravan yaparak; kendi meşrebinden ve ahlakından epey kişiyi de yanına alarak, Uşak’taki bütün resmi ve sivil toplum kuruluşlarını ele geçirmeye kalktı. Uşak benden sorulur diyen ve büyük oranda da başarılı olan Cahan, o dönem Üniversiteye de el atmıştı!

Büyük bir özgüvenle ve hırsla girdiği rektörlük seçimlerinde umduğuna nail olamadı. Yürüttüğü kirli seçim süreci sonunda desteklediği aday 41 oy ancak alabilmiş, 171 oyla ikinci kez rektör olarak atanmıştım.

CAHAN güç zehirlenmesinin getirdiği cüretle, 15 Temmuz ortamının sunduğu fırsatlar dünyasında kirli bir kumpasın moderatörlüğüne soyundu.

O dönem CAHAN ekibinin Uşak’ın kritik kurumlarında odak haline gelmiş olması işini kolaylaştırdı. Hali hazırda bu odak güç kaybetse de belirli bir oranda varlığını sürdürüyor.

Şahsen kumpası ve faillerini Cumhurbaşkanlığına bildirdim. Cumhurbaşkanlığı da dosyayı Uşak Cumhuriyet Başsavcılığına gereği için gönderdi. Kumpasta dahli olmayan bugünün yetkililerden gereğini yapmalarını bekliyorum.

Gereği tam olarak yapılıyor mu veya yapılacak mı,  göreceğiz.

Suça karışan bürokratlar o kadar batağa girdiler ki çıkacak büyük bir genel afla ancak bu suçlardan kurtulacakları ümidindeler! Fakat bilmiyorlar ki hakikatin sahibi Allah! Nasip olursa biz onları öyle bir şekilde tarihe geçireceğiz ki çocuklarından ve torunlarından utanmak durumunda kalacaklar!

Sevgili dostlar. Öyle karmaşık ve FETÖ ile iç içe ilişkiler ki anlamanız kolay değil.

Uşak Belediye Başkanı Nurullah CAHAN, Menzilci geçinirken aynı zamanda Uşak’taki FETÖ iltisaklı hukuk derneğinin de başkanlığını veya yöneticiliğini yapmış. Hakkında başka bir dizi iddia ileri sürülebilir.

Şimdi ben bu kurumsal kimlikler altında bu haltları yemiş kişilerin kendilerine neleri ve kimleri paravan yaptıklarını yazmadan derdimi nasıl anlatayım?

Mesele Kurumlardan Da Öte Ahlak Krizi

Elbette Menzil vb. kurumsal kimliklerle bir sorunum söz konusu değil.    Nitekim rektör olarak atandığımda bu gruptan bir arkadaşı Üniversitenin en prestijli kadrolarından biri olan Genel Sekreterlik kadrosuna atamakta hiçbir bir sakınca görmedim.

Babamın oğlu değildi.  Üniversite içinden ve dışından birçok kişinin gözü olan bu makama hukuk doktoru olması nedeniyle Adil Karaman’ı atadım. Burada liyakatle çalışacağını öngördüm.  Onun kendisini sofi,  Nakşibendi diye tanımlaması beni rahatsız etmedi.

Rektörlük katındaki Genel Sekreter Yardımcım ile Basın danışmanım solcu veya sosyal demokrat, Basın Protokol ve Halkla İlişkiler Müdürüm de Ülkücüydü hatta Ülkü Ocakları Derneği Uşak Başkanıydı.

Elbette hepsi bu memleketin evladıydı. Önemli olan kurumun menfaatlerini gözeterek işlerini layıkıyla yapmaya gayret etmeleriydi.

Ancak şunu da belirteyim ki Basın Danışmanım için komünist, bölücü;   Genel Sekreterim için Menzilci, falan dekanım için Alevi, falan için Ülkücü, falan adam Ergenekoncu gibi sözlerle bunları görevden almam için çok gelip giden olurdu.  Herkes herkese bir kulp buluyordu!

Tüm üniversitede herkesin yetki sınırlarını aşmadan çalışacağını, dini ve ideolojik kavgalara izin vermeyeceğimi,  herkesin işini yapacağını ve denetleneceğini söyledim.  Kimsenin grubu adına alan genişletmek için makam ve mevkilerini kullanmasına asla müsaade etmeyeceğimin garantisini verdim.  Nitekim öyle de oldu.  Bundan en çok da, kendi meşrebinden birini gördüğünde yüzünde güller açan, Genel Sekterimiz rahatsız olmuştu!

Yaşadıklarım bir kez daha gösterdi ki meselemiz kurumlarımızın çok ötesinde kokuşmuş ahlakımız!

İnsan Var İnsan Var

Kendini Nakşibendi Sofi diye tanıtan Genel Sekreterim Adil Karaman akla hayale gelmeyecek şekilde şeytani fiillerle tabutuma çivi çakarken,  bir başka sofi arkadaşım ulusal kanalları gezerek bana nasıl kumpas kurulduğunu anlatıyor zor zamanda hakka tanıklık ediyordu.

Kendini Sofi olarak tanımlayan Uşak Belediye Başkanı Cahan önderliğinde kardeşim bildiğim kişiler beni Yusuf (as) misali kuyuya atarken,  kendini sofi olarak tanımlayan bir hanımefendi, ben hapisten çıkana kadar eş ve çocuklarımı bir an olsun bile yalnız bırakmamıştı.

Amacım üzüm yemektir,  bağcıyı dövmek değil. Eleştirilerim meslek, cemaat, tarikat ve siyasal yapılara değil bu yapıların içinde bir araya gelip çeteleşen, en başta da kendi ideallerine ihanet eden çürük elmalara ve bu elmaları ayıklama feraset ve basiretini yok eden grup taassubunadır.  İşine haram karıştırmayan mütedeyyin kitlelere değil, suça bulaşanlara, yola değil yolcuyadır.

Yine bu bağlamda bir başka örnek de Cumhur ittifakı kurulmadan epey önce MHP il başkanı olduğu halde AK Partili belediye şirketinden maaşa bağlanarak satın alınan Muhterem Kuruçay!  Bu şahıs MHP kurumsal kimliğini de bu işe alet ederek tetikçilik yapıp beni FETÖ’cü ilan ederken, yine ülkücü gelenekten yetişmiş ve rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahsiyetine muhabbetiyle bilinen Ali Galip Baltaoğlu ise yanımda dimdik durmuş, bunun için ağır bedeller ödemiş ve hâlihazırda da ödemeye devam eden bir kardeşimdir. O kara günlerde dahi zerre kadar korkmadan, Belediye Başkanı ve Başsavcı,  Rektöre kumpas kurdu diye sürekli yazıp cümle âleme ilan etmiştir.

Bakınız 22 Mart 2018 tarihinde hakkımdaki yerel mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararı İstinaf mahkemesinde onaylanınca www.usak.tv’deki köşesinde kumpasçı şebekeye aynen şöyle meydan okumuştu:

“Beyler sizin anlayışınız kıt galiba! Bir daha tekrar ediyorum.  Sait Çelik FETÖ’cü değildir!  Altı  yıl beraber çalıştığım adamı tanıdığımı düşünüyorum.  Bu konudaki fikrimi ve kanaatlerimi  söylemekten hiçbir zaman kaçınmadım ve kaçınmam. Biliyorsunuz, en üst mercii Yargıtay. Şayet Rektörün ve avukatının  henüz bilmediği,   sizin 16 Mart tarihi itibariyle  haber yaptığınız ve hemen akabinde fenersiz yakalandığınız için kaldırdığınız haber doğru ise,  yani istinaf mahkemesi görmesi gereken davayı görmeye gerek duymadan reddetmiş ise, dosya Yargıtay’a gidecek.”

“Sonuç olarak kumpasçı zatlar, ben Yargıtay’ın kararına kadar Rektör Çelik’in FETÖ’cü olmadığına inanmaya devam edeceğim. Yüksek Yargıtay, yargılama aşamasındaki hukuka aykırılıkları tespit ve tashih etmeden aleyhte bir karar verirse, bu kararı da eleştireceğim. Ergenekon sürecinde haksız verilen kararların sonucunu unutmayın!  Biz yasal çerçevesi içinde yargı kararlarını eleştirme hakkına sahibiz.”

“Uşak haber sitesinde bu haberi yazıp sonra kaldıran arkadaşlar,  sizi hangi ana hangi baba yetiştirdi  bilmiyorum. Bu kadar kötü olabilmek  için çocuklukta  ne yaşadınız, onu da bilmiyorum! Biliniz ki, rektörün kumpasla mahkûm edildiğine dair kanaatlerim hiç    değişmedi, bilakis sayenizde pekişti!  Şayet bu suçsa ve siz bu konudaki karar vericilerseniz ve devletseniz,  güdümünüzdeki devlet görevlileriyle birlikte bekliyorum!..”

İşte sevgili okurlar, Ülkemizin kamplara ayrıldığı ve birbirine silah çektiği dönemlerde Rahmetli Cemil Meriç’in yaptığı şu tespiti ne kadar da isabetli: “Bu memlekette sağcı solcu, ilerici gerici yoktur, bu memlekette namuslu ve namussuzlar vardır.”

Kitabın Tam Ortası 

Demek o ki bizim sorunumuz namussuzlarla!

Çeşitli markalar altında iyi ve kötü ahlaklı insanlar var. Davalarını sırtlayanlar var, davalarının sırtından geçinenler var. Ne de olsa bu dünya imtihan dünyası…

Şair;  “Oğul” adlı şiirinde

Sevdayı ürkütmeden götüreceğin ayakların,

Nehirleri ıslatmadan akıtacağın yatakların,

Sabaha kadar uyutmayan ninnilerin yanında,

Kitabın tam ortasından,

Sözün olsun, davan oğul.

Diyor ya!

Sözümüz davamız olsun diye konuşacağım inşallah. Kimse incinmesin ve kendini bir yere ait hissediyorsa dönsün de aidiyetini oluşturan meşrebin içindeki hücrelere baksın ve ıslahına koyulsun. Büyük iddiaları ve davaları olduğunu söyleyen dini ve ideolojik gruplar, olayı şahsileştirme yoluna gitmeden, murakabesini ve muhasebesini yapsın.

Ülkemin buna o kadar çok ihtiyacı var ki…

Velhasıl Sayın İl Emniyet Müdürü İbrahim Ergüder:

Bu tuzağı bana neden kurdunuz? Gerçekten neden?

Ben sizin kendinizle ilgili iddialardan kurtulmak için Belediye Başkanı ve ekibi ile işbirliğine girdiğinizi ve böylece kendinizi sağlama alma karşılığında beni sattığınızı düşünüyorum.  Yaptığınız hizmetler neticesinde Menzil Köyünün sınırları içinde bulunduğu Adıyaman iline İl Emniyet Müdürü olarak atanarak ödüllendirildiğiniz kanaatindeyim. Yanılıyor muyum?

Haftaya Şafak Baskını 3 İnşallah.

 

ETİKETLER: ,
Yorumlar

  1. Volkan Bayri dedi ki:

    Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp bu dünyadan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.

    Bediüzzaman