islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
23°C
İstanbul
23°C
Açık
Pazartesi Açık
25°C
Salı Açık
26°C
Çarşamba Açık
24°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
25°C

‘Tarihi Allah Yazar’

‘Tarihi Allah Yazar’
23.04.2022
A+
A-

Tarihi Allah yazar; biz sadece nerede duracağımız gerektiğine karar veririz.

Aliya İzzet Begovic

Dünyada tarifsiz bir değişim ve dönüşümle kötülük insanlığın bağrına çöküyor. Allah’ın yardımına ne çok ihtiyaç var. Bu değişime ve devinime ilmen, bilmen, ekonomik, sosyal, siyasi, sanat ve kültürün her parametresinde İslami ve insani mücadele vermek ve Nebevi Metodun ruhu ile evrensel değerlere göre zamanı yakalayabilmek nasip olsun. İşimiz zor Allah yar ve yardımcımız olsun.

Fakat tüm bu kötülüklerin kavramakta zorlandığımız süratte vizyon değiştirmesine karşın, tarzını değiştirmeden onlarca yıldır dünyanın gözü önünde rutinini aynen devam ettiren kötülük Siyonist katil, İşgalci İsrail halkının Kudüs ve Mescidi Aksa’daki kutsallara, Müslüman halka olan tutumu olarak değişmiyor.

Bu rutin bizlere sosyolojik bir tahlil ile Siyonist İsrail’in iyilikte yol almaz, erdemde var olmaz, barışı ve kardeşliği anlamaz taassup dolu inancının tarihi vizyonlarını tanımlıyor olabilir.

Peki ya bu rutine karşın Müslümanların seçkin gurubunu yüzyıllardır temsil eden necip milletimin tutumundaki değişmeyen aymazlık, yol almayan farkındalık, miraslarına ve kutsal emanetlere karşı gaflet halinin izahatı ne ile açıklanabilir!

Gerçek o ki bu hale bigâne olmamızı şartlandırıcı ve kendimizi sanki bile isteye hipnoz etmemize yardımcı cümlelerimiz var. Yaşanan ölümler, uygulanan haksız tutumlar, kutsallara yapılan saldırılar hususunda; vicdanımız sıkılıp, adalet ruhumuz iç ses olarak bağırıp, bizi eyleme geçirecek olan ruhsal aydınlanmamızı şahlandırıp “Böylede olmaz ki! “diyerek tam sesini yükseltecek iken olanlar oluyor.

Şeytanın fısıltısı, enaniyet tınısı birbirini tamamlayan bir senfoni orkestrası oluyor, şaşmaz musikisi ile hipnoz mekanizması sinsice devreye giriyor. Ve başlıyor uyutan ninnisi kulaklara, ruhlara ve dahi imana maraz veren haliyle; “Filistinliler Osmanlı’ya ihanet etti, kendi topraklarını sattı, vatanlarını savunmadı gibi…

Bu provokatif cümleler ile tarihimize dair şeffaf gerçeği örten ve hakikatle birebir aynılık içermeyen taassubu kuşanır, hakkı batılda yitirmiş olarak kalırız.

Nasıl mı?

Bilge kral Aliya İzzet Begovic’in o eşsiz cümlesi der ki; “Tarihi Allah yazar; biz sadece nerede duracağımıza karar veririz”.

Yüce Rabbimizin yüzyıllardır bize verdiği izzetlere hamdolsun. 600 yılı geçkin varlığını korumayı başarmış büyük bir medeniyetin mirasçılarıyız.. Rahman bize daha ne versin. Nasıl yardım etsin. Tarih bizi çağırıyor. Zafer ve Nusret’in kapıları sonuna kadar açılsın diye daha ne bekliyoruz.

Sadece sünnetullahın basamaklarını hakkıyla çıkmamız gerekiyor.

Biz asil bir milletiz. Her ırkı, dini, mezhebi kültürü bir arada bulundurmuş örnek bir medeniyeti uygulama ortamında yıllarca icra etmeyi başarabilmişiz.

Mescidi Aksa’nın, Kudüs’ün, Filistin’in her yerinde biz varız.

Selçuklu, Memluklu, Osmanlı Dönemi binlerce eserlerle dolu olan Beytül Makdis topraklarında bizim cetlerimizin alın teri, şehit kanı ve sonsuz emekleri var. Orası bizim yitik memleketimiz… Orası bizim yüzyıllık tarihimiz. Etimiz, kanımız, ruhumuz ile biz Filistinliyiz. Tıpkı Anadolulu, Maveraunnehirli gibi, Balkanlı olduğumuz gibi.

Biz ne vakit el olduk o yurda. O yurt ne vakit yaban oldu bizim yurda. Bizim olana nasıl olurda İsrail’in sahip çıkmasını aklımız alır, ruhumuz katlanır. Daha da çarpıcı olan Efendimizin bizlere bıraktığı kutsal emanetler ve kardeşlik mirası da var o yurtta. Ve bu ilahi miras tüm dünya nimetlerinin süsünü ve Arap yöneticilerin ihanetini fersah fersah aşar.

Oradaki bir avuç Müslümanın üstüne kalmaz bu zulmün vebali. Bizde de vebal var. Bu vebal bizi dünyada da, ahirette de karanlığa boğar.

Üstad Sezai Karakoç Yitik Cennet eserinde der ki;

“Bir Musa doğmasın diye, doğan binlerce çocuk öldürülür.

Fakat ölen çocukların kanında Musa bilincinin çiçeği açar.

Zulümde boğulan bir halka, suda boğulmayan bir çocuk yol gösterir: Suları yarıp geçme yolunu.”

 

Şimdi Filistin’in kadını, erkeği bu durumda çaba sarf ediyor. Beytül Makdis’ in, Filistin’in Kudüs’ün masum kadınları evlerinin içinde narin, doğurgan, Mescidi Aksa için kurban olarak adanan evlatlar yetiştiriyor. Adını Musa, Muhammed, Meryem koyuyor. İzzet iffet, kanaat rızkı ile besliyor, çokça dua ile büyütüyor… Aynı hanımefendi, kutsalları ve namusu söz konusu olduğunda cesur, mangal yürekli, şehadete azimli bir asker gibi Filistin’i, Kudüs’ü, Mescidi Aksa’yı korumada tarifsiz bir duruş sergiliyor. Tarih yazılırken nerede duracağını biliyor.

Biz bize ait bu değerlerin korunmasında tarih yazılırken durduğumuz yeri doğru seçtik mi sorusunu sormak gerekiyor. Biz millet olarak yıllarca zayıf düşürüldük. Hafızalarımız silindi, manevi değerlerimiz yitirildi. Yeteri kadar zillete düştük. Artık yeter demenin vakti gelmedi mi?

İslamiyet’imizi, insaniyetimizi,  Hz Muhammed sav’e olan sadakatimizi tekrar kuşanarak kendimize gelmek elzem değil mi?

Kötülük; maddi, manevi varlığı ile tam kuşanmış üstümüze dörtnala geliyor. Her parametrede kaybettiğimiz izzeti, nerede kaybettiysek orada tekrar kazanabilmeliyiz.

Kudüs’ü, Mescid-i Aksay’ı savunmak bir avuç Müslümana, küçücük kız ve erkek çocuklarına kalmaz. Allah buna razı olmaz.

“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” diyor Efendimiz as. Ölünce uyanan biz olmamalıyız. Ölünce uyanmak, kâfire, zalime, münafık karakteri taşıyan bozgunculara yakışır.

Ümmeti Muhammed’in onurunu taşıyan, kutsal emanetleri, vatanı, memleketi terk etmemek uğruna şehit olan, aldığı yaralar ile vücut bütünlüklerini kaybederek gazi olan bu seçkin topluluk yalnız bırakılmamalı. Sesleri duyurulmalı. Bu konuda yardımımıza ihtiyaçları var. Bizim de onlara yapacağımız yardım ile kendimize yardım etmeye ihtiyacımız var.

Rabbimiz aziz milletimi mülkünün sahibi, mirasının muhafızı, mazlumun hamisi, Allah’ın dininin hamisi, zalimin korkulu rüyası eylesin. Mahremimize uzanan her eli Ebu Leheb’in eli misali kupkuru eylesin.

Selam ve dua ile…

HATİCE ŞEBNEM DİKTÜRK  

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.