Tevbe 122 İlmiye Sınıfı Çıkarmıyor

Kuran-ı Kerim’in bütün Müslümanlarca anlaşılması çok önemlidir. Esası açık ve anlaşılır olan muhkem ayetlerden oluşan kitabımız, Allah Teala’nın kelamı,  dinimizin temelidir. Dolayısıyla anlaşılmasında, anlamında, mealinde çok hassas olunması gerekmektedir. Özellikle bir toplumsal sınıfın dayandırıldığı Tevbe (Beraat) Suresi 122. ayet gibi bir Allah sözünde.

Ayetin Arapçası Latin harflerle şöyledir: vemâ kânelmuminûne liyenfirû kâffeten; felevlâ nefera min kulli firkatin minhum tâifetun; liyetefekkahû fî-ddîni ve liyunżirû kavmehum iżâ race’û ileyhim; 

le’allehum yahżerûne.

Ayetin meali şuna yakındır: ayrıca müminlerin topluca öne çıkması gerekmiyor; neden her kesimden belirli kişiler öne çıkmasın;

hem dinde derinleşirler hem dönünce halklarını uyarırlar; bu şekilde önlem alınır.

Tevbe Suresi neredeyse tamamen Cihada çıkmaktan kaçıp geride kalan sahtekarları anlatmaktadır. Bunlar kurnazca bahanelerle gelirler ve savaştan kautarırlar. Ayette zaten bütün aşiretin gelmesinin istenmediği, içlerinden bazılarını yollamalarının istendiği, bunların ResulUllah’ın ve en üst düzey sahabenin yanında, onlarla cihad edip onlarla yakınlaşınca dinde derinleşip, dönünce dinin anlatacakları bize bildiriliyor. 

Fakat başta Diyanetinkiler, Türkçe mealler topluca ayete “geride kalsınlar” diye bir ilave yapıp, dini öğrenmek için geride kalınması gerektiğini yazıyorlar. Buradan da İlmiye sınıfına gerekçe üretiliyor. Yani dinimiz, ayete yüklenen bu yanlış anlamla profesyonelleştiriliyor. Seyfiye ve ilmiye birbirinden ayrılıyor. 

Kısaca ResulUllah’ın ve sahabenin yanında, onları izleyerek, dinleyerek değil de kadın ve çocukların dışında surede aşağılanmış münafıklar, miskinler ve uyanıkların arasında din öğrenilecek manası üretiliyot. Hem de Kuran henüz tam inmemiş, ortada kütüphane, ders kitabı, kayıt cihazı yokken dinde derinleşecekler.l diye yorumlanıyor. Resul ve Sahabe dönünce de onlara dini anlatacaklar deniyor.

Kuşkusuz akılla izanla, gramerle, surede ayetten önce ve sonrasıyla uyuşmayan bu zorlama okuma doğru değildir. Ayrıca bu doğru bile olsaydı ya da müfessir veya tercüman buna samimi olarak inanmış olsaydı, yine de çokanlamlılığı koruyarak bunu Arapçadaki gibi okuyana bırakmalı ve “geride kalsın onlar” diye Allah’ın söylemediğini dine ilave etmemeliydi. 

İslamiyette İlmiye diye bir profesyonel geride kalanlar sınıfı yoktur, uydurulmuştur. Din, Zerdüştlükteki Hinduluktaki gibi büyülü mantralar değildir, yaşam biçimi ve toplumsal birlikte harekettir. Bunu en iyi öğrenme ve derinleşme yeri, henüz o hala hayattayken Peygamberimizle, Hz Ali’yle, ashabla cihada katılmaktır. 

Dünyadan uzak, profesyonel, maaşlı din bilgini bu zorlama  okumadan elde edilememektedir. Dahası Türkiye dışında meallerde de tefsirlerde de asıl olması gereken, Peygamberimizle beraberken dinin öğrenilmesi anlamı en az geride kalarak ilim öğrenme anlamı kadar yaygındır. 

O zaman bu tek taraflı okumaya dayalı tefsir ve meal anlayışı özensizdir, yeniden ele alınmalıdır.

Ali Ulvi ALTINSOY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir