islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
16,7854
EURO
17,7145
ALTIN
988,04
BIST
2.554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
25°C
Salı Parçalı Bulutlu
26°C
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Az Bulutlu
27°C

BATI COGITOSU KARŞISINDA İSLAM İRFANI

BATI COGITOSU KARŞISINDA İSLAM İRFANI
03.06.2022
A+
A-

Hayatın farkına varmak, ne için ve kimin adına yaşadığını anlamak 5N 1K’ yı özetler. Batı Aydınlanması Varlığın temelini düşünmeye dayandırmaktadır. Batı için Cogito Ergo Sum (Düşünüyorum o halde varım) merkezli Kartezyen düşünmek, tüm yaşamın odağındadır. Fransız Aydınlanmacı Filozof Rene Descartes (1596-1650) düşünme sürecinin sağlıklı işlemesi için kendince dört kural saptamıştı; a. En açık ve en belirgin fikirlere ulaşmak ve bunun dışında hiçbir şeyi kabul etmemek (rasyonellik). b. Dünya hayatındaki her sorunu çözümü için mezkur meseleyi tümevarım veya tümdengelimle oranlı ve ölçülü sayıda parçalara ayırmak (analitik boyut) c. Düşünceleri en basitten en karmaşığa doğru bir sarmalda sıralamak (pozitif evrim). d. Her süreçte ihmal edilmiş bir şey olup olmadığını sürekli kontrol etmek (gözlem). Batılı Kartezyen düşünce, tek tip ve doğrusal zamanda ilerleyen bir gelişme olup aynı zamanda köklerden uzaklaşma veya geleneksel olandan tam değişmeyi de ifade edebilir.

İslam irfanında ise düşüncenin kendisini süreç olarak tekamüle bağlı mertebelere bağlı katmanları olan bir tipolojiler olarak bulunur. Bilmeyi önceleyen, ameli önemseyen insan için epistemoloji, mantık formunda bunu başaracaktır. Düşünmeyi tipolojik açıdan tefekkür (varlığın adımını sistematik atmasını sağlayan en basir bir fikrin hareket formu), tezekkür (hareketin geride bıraktığı bellek hatıra ve ibretlik hali olarak geçmişi hatıralarıyla düşünmek), teemmül ( geleceğe dair sıradan olmayan metafizik bir akibeti olan büyük emellere nail olmaya yönelik düşünme), tedebbür (tekamüller içindeki düşünmede tedbirat ve tertibat içindeki insanın ibretler alarak düşünmesi) teârûf (karşılıklı bilmeler, öğrenmeler, zenginleşmeler, kültürlerarası ve insanlararası etkileşimler, senkretik eylemlerin neticesindeki beşeri ülfetlerin getirdiği münavebeli özleri yakalayan kognitif düşünme safhası). Bu gelişme yönleriyle çeşitlendirilen İslam düşünme anlayışının son durağında ise dairesel olarak yenilenen ve sürekli dinç tutulan bir “bilme”, “amel etme”, “ihsan” ile kazançlı çıkılan insanın en azametli “iktisabı ve iktisadı olan “İrfan” bulunur.

Günümüz insanlığının, tüm renkleriyle dünyanın, hayatın acı ve elemlerinin ardında açıdan yukarıda özetlediğimiz kartezyen cogito fikri yatmaktadır. Biz Müslümanlar, irfanımızı, ecdadımızın yaptığı gibi tüm insanlığa kendi zaman ve uzam boyutumuzla yeniden hediye etmek zorundayız. Zira her insan, biyo-psikolojik aygıtlarıyla kendi varlığına öz malı olarak, fıtratına uygun olarak, kendini evinde hissedecek kadar sahipleneceği İrfan yoluyla derinlik ve yükseklik kazandıracak güçtedir.

İslam İrfanı ile donanan insan düşünmenin endüktif hedef olmadığını ama tipolojik bir süreç olduğu, varlık felsefesinde derinleştikçe boyutlanan nefsin irfanı ile aslında temel gaye olan Rabbin irfanı olduğunu bilinçli olarak kavrayarak bu dünya hayatında madde- ruh diyalektiğini değil zıtlıkların uyumlu birlikteliği haline (coincidentia oppositorum ) dönüştüğü bilgelik veya hikmete ulaşmayı amaçlayacaktır. İnsanın gerçek duruşu ile antropolojinin onu tanımladığı duruş ortaktır ve kıyam halini verir. Namaz ile insanı bekleyen acı son olarak insanın Rabbi huzurundaki hesaba çekilme duruşu ile namazda ayetleri okuduğu kıyam arasındaki yakınlık ona sürekli hatırlatılır. İnsan evrimci antropolojinin iddia ettiği gibi homo erectus olarak evrimin son gelişmiş formu değil en somut haliyle tüm mahlukatın en soyut haliyle tüm fıtratın efendisi, koruyucusu, kollayıcısı, tesis edicisi, ıslah edicisi yani “halifesi” olarak kıyam halindeki devrimci varlıktır. Saygıyı rükû ile alçakgönüllü oluşu secde ile bizzat yaşayarak “pratiğin teorisinin pratiğine” gömülen irfana kavuşmuş bir insan, artık “Postmodern, seküler, kendisini ilah edilen mağrur insan” kimliğinden çıkmış her şeyi ettirgen ve hareketli kılan dinamik bir iyilik insanı (homo benevolance) yani “Muhsin” olmuştur.

Neticede gerçeklik, tüm varoluş ve oluşlara veyahut suiistimallere yönelik tedbirat ve tahkikat içindeki İslam bilgeliği olan İslam irfanıdır. Ey İnsan unutma ki Budistlerin iddia ettiği gibi acıların kaynağını düşünmeyi temel amaç yapıp varoluşu gri tonda anlamak, gerçek anlamak olamaz. Anlamak, sürgünlerden ve yollara düşmekten yorgun bir Yahudi gibi dünyayı yolda bulup Rabbi unutmak veya tam tersine manastırlara kapanıp uzlete çekilerek kendisini “Rablere dönüştüren” Hıristiyan keşişler gibi olmak da değildir. Asıl anlam, Rabbe ram olan irfan sahibi Rabbani olmakta gizlidir.

Prof. Dr. Mustafa ALICI

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.