
Bana sorarsanız baştan söyleyeyim: Asla onarmıyor, adeta yıkıyor.
Bunu Türk hukuk mevzuatı ile ilgili yaptığımız kapsamlı incelemelerden, toplantılardan, akademik eleştirel analizlerden ve tartışmalardan öğreniyoruz.
“Mağdurun kadını erkeği olmaz, adalet herkese lazımdır” diyemeyen bu Türk hukuk mevzuatı, aileyi onarmıyor, temellerinden yıkıyor.
İdeolojik cinsiyetçi klanların çıkarına teslim edilen hukuk sistemi yüzünden bugün yüzbinlerce erkek baba perişan edilmiş, yüzbinlerce çocuk aileyi koruyamayan bu mevzuatın enkazı altında eziliyor. Terazinin dengesini bozanlar artık gerçeğe bakmalıdır: Cinsiyetçi yasa aileyi kurtarmaz, yok eder!
Adalet taraf tutar mı?
Hukuk bir cinsiyetin imtiyaz kalkanı, diğer cinsiyetin boyunduruğu olabilir mi?
Türk hukuk mevzuatına şöyle bir bakın. Yapıcı mı, yıkıcı mı? Islah edici mi, yoksa yangına körükle giden cinsten mi?
Özellikle 6284 sayılı Kanun uygulamaları ve Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenen “süresiz nafaka” kurumu…
İki ay süren bir evliliğin ardından ömür boyu ödenen nafaka prangası! İnsafın, izanın, adaletin neresine sığar bu?
Ayrılan taraflardan birini ömür boyu ekonomik bağımlı kılmak, diğerini ise ömür boyu borçlu müflis konumuna itmek aileyi korumak mıdır, yoksa aileyi ve evlilik kurumunu tamamen felç etmek midir?
Bir erkeğin, sadece beyanla, hiçbir somut delil aranmaksızın evinden, çocuklarından aylarca uzaklaştırılması (6284 Sayılı Kanun m. 5); erkeği kamu otoritesi nezdinde “potansiyel suçlu” ilan etmek değil midir?
Bu durum erkeklerde ve babalarda derin bir dışlanmışlık hissi yaratmakta, devlete ve adalet mekanizmasına olan güveni kökünden sarsmaktadır.
Devletin kamu spotlarına bakıyorsunuz; şiddet doğrudan erkek cinsiyetine kodlanıyor. Şiddetin faili hep babalar!
Bu güpegündüz cinsiyetçilik değil midir?
Şiddeti tek bir cinsiyete indirgemek, toplumsal barışa hizmet eder mi?
Şiddet; kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin suçtur, rezalettir, barbarlıktır!
Şiddetin dini, dili, ırkı olmadığı gibi cinsiyeti de yoktur.
Ama bugün neo-feminist ezberler yüzünden kadınlardan erkeklere, yaşlılara, çocuklara ve engellilere yönelik uygulanan fiziki, psikolojik ve ekonomik şiddet halı altına süpürülüyor, gözlerden kaçırılıyor.
Sosyo-psikolojik araştırmalar ve Adli Tıp Kurumu verileri gösteriyor ki; bebeklere, çocuklara, bakıma muhtaç yaşlı ve engellilere yönelik ev içi ihmal ve şiddet vakalarında faillerin önemli bir kısmını da kadınlar oluşturmaktadır (TÜİK, 2023; Adli Tıp Kurumu Raporu, 2022, s. 45).
Fakat bu acı gerçekler feminist derneklerin neden hiç gündemine gelmez?
Neden kamuoyu sadece tek bir açıdan beslenir?
Soruyorum:
T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü şaşaalı törenlerle kutlarken; 19 Kasım Dünya Erkekler Günü’nde neden tek bir cümle kurmaz? Erkekler, babalar bu devletin vatandaşı değil midir? Aileden sayılmıyorlar mı?
Feminist dernekler kadınların imtiyazı peşinde, maskülist dernekler erkeklerin rövanşı peşinde… Herkes kendi cinsiyet klanının çıkarına odaklanmış! Peki ya adalet?
Peki ya arada ezilen, anne-baba çatışması ortasında ruhu paramparça olan yüzbinlerce masum çocuk?
TÜİK verilerine göre Türkiye’de boşanma oranları her geçen yıl rekor kırarken, evlenme oranları hızla düşmektedir (TÜİK, 2023).
Mahkemelerde biriken aile hukuku dava sayısı yüzbinleri aşmıştır (Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü, 2023, s. 78).
Bu ürkütücü tablo gösteriyor ki, mevcut mevzuat aileyi güçlendirmiyor, bilakis çatırtıları artırarak yıkımı hızlandırıyor!
Bizim medeniyet değerlerimizde ve inanç esaslarımızda cinsiyetçiliğin gram yeri yoktur.
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, insanları cinsiyetlerine göre değil, adalete, erdemli tutumlara ve sorumluluk bilincine (takvaya) göre değerlendirir:
“Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ile bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır (takva sahibi olanınızdır).” (Hucurât Suresi, 13. Ayet)
Kur’an, kendi öz varlığınız veya en yakınınız aleyhine bile olsa adaletten sapmamayı emreder:
“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. O kimse zengin de olsa fakir de olsa Allah ikisine de sizden daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın…” (Nisâ Suresi, 135. Ayet)
“Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide Suresi, 8. Ayet)
Hakkı teslim etmede, adaleti ikame etmede asla cinsiyet, kayırma, kabile imtiyazı gözetmeyen O asil Rehber, Resulullah…
Hırsızlık yapan soylu bir kadın için aracı koymak isteyenlere verdiği o sarsıcı cevap, adalet tarihinin altın sayfalarına kazınmıştır:
“Sizden öncekilerin helak olmasının sebebi, içlerinden itibar sahibi biri suç işlediğinde onu affedip, zayıf biri suç işlediğinde cezasını uygulamalarıydı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fatıma dahi hırsızlık yapsa, onun da cezasını tereddütsüz uygularım!” (Buhârî, Hudûd 12; Müslim, Hudûd 8–9; Sofuoğlu, 1987, C. 8, s. 3820).
Nebi’nin bu ilkesi ortadayken; bir cinsiyeti sırf cinsiyetinden dolayı haklı, diğerini sırf cinsiyetinden dolayı “doğuştan kusurlu” ilan eden bir mevzuat anlayışı bizim ruhumuza, adalet mirasımıza tamamen yabancıdır!
Tüm dünyada kabul gören Bangalore Yargı Etiği İlkeleri (Birleşmiş Milletler, 2002) açıkça belirtir: Yargıç ve hukuk düzeni, her türlü önyargıdan, cinsiyet tarafgirliğinden, siyasi veya sosyal baskıdan bağımsız hareket etmek zorundadır. Tarafsızlık (Impartiality) ve Bağımsızlık (Independence), adaletin omurgasıdır.
Eğer bir hukuk düzeni, yargılamada objektif delil yerine “beyanı” tek başına yeterli görürse; cinsiyetlerden birine pozitif ayrımcılık adı altında imtiyaz, diğerine negatif ayrımcılık dağıtırsa, orada Bangalore İlkeleri de çiğnenmiş olur, evrensel hukuk da!
Biz ne erkek egemen bir hukuk ne de feminist egemen bir hukuk mevzuatı istiyoruz!
Biz; erdemli, taraf tutmayan, cinsiyete değil haklılığa bakan, delilleri ve kanıtları soran, savunma hakkını koruyan, nesnel ve adil bir hukuk düzeni istiyoruz!
6284 Sayılı Kanun Kaldırılmalı: Yerine cinsiyetçilik içermeyen, hakkaniyetli bir “Aile Yasası” yapılmalıdır. Tedbir ve uzaklaştırma kararlarında somut delil, ciddi emare ve makul şüphe kriterleri aranmalı; kanunu suiistimal eden, iftira atan taraflara ağır cezai yaptırımlar getirilmelidir.
Süresiz Nafakaya Son Verilmelidir: Nafaka, tarafların yaş ve kusur durumu dikkate alınarak makul bir süre ile sınırlandırılmalı; sosyal devlet ilkesi gereği ihtiyaç sahiplerine devlet fonu destek olmalıdır.
Cinsiyetsiz Koruma ve Şiddetle Topyekün Mücadele: Şiddet yasaları “Kadına Şiddet” veya “Erkeğe Şiddet” başlığıyla değil, “İnsana, Aile Bireylerine ve Canlıya Yönelik Şiddet” konseptiyle yeniden düzenlenmeli, tüm mağdurlar eşit korunmalıdır.
Kamu Teşkilat Yapısı ve Söylem Düzeltilmelidir: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile diğer kamu kurumları; sadece tek bir cinsiyeti değil, babaları ve çocukları da kapsayan kapsayıcı bir vizyon üstlenmeli, kadınlar günü ve erkekler günü kutlaması kaldırılmalıdır, kaldırılmayacaksa her iki cinsiyetin kutlaması eşit yapılmalıdır. Hiç yapılmamasını tercih ederiz. Böyle daha adil olmuş olur.
Arabuluculuk ve Onarıcı Adalet Mekanizması: Aile mahkemelerinde yıkıcı, çekişmeli süreçler yerine; psikolog, aile danışmanı ve sosyologların devreye girdiği, aileyi ıslah edici, yapıcı arabuluculuk ve uzlaşma mekanizmaları (onarıcı adalet) güçlendirilmelidir.
Buradan Sayın Bakanlara, Milletvekillerine, Yargıçlara, Akademisyenlere ve Medya Mensuplarına sesleniyorum:
Aileyi kaybettiğinizde, toplumu da kaybedersiniz.
Erkeği adliyenin kapısında “suçlu” gören, kadını “daimî mağdur” ilan eden kurgusal şablonlarla ne kadını koruyabilirsiniz ne de aileyi kurtarabilirsiniz!
Çocuklarımızın geleceğini ideolojik saplantılara kurban etmeyin.
Gelin, adliyenin kapısındaki o heykelin gözbağını yeniden bağlayın!
Gelin, terazinin dengesini yeniden sağlayın!
Çünkü adalet bir cinsiyetin fantezisi değil; erkeğiyle, kadınıyla, çocuğuyla tüm bir milletin nefes borusudur!
Ne erkek lehine imtiyaz, ne kadın lehine kayırma…
Sadece ve sadece “İnsan İçin Adalet!”
Sadece kadına ve erkeğe değil, adalet herkese lazım!
UTANMADINIZ MI? Çin yönetimi, Türkiye’den bir grup “gazeteci”yi yine Doğu Türkistan’a götürmüş; yedirmiş, içirmiş, gezdirmiş.…
İşgalci İsrail, Batı Şeria'da Kur'an Yayını Yapan Radyoyu Kapattı Kalkilya'da Radyo Merkezine Askeri Baskın İşgalci…
Suudi Arabistan Irak petrol tesisleri İHA hakkında son gelişmeler. Suudi Arabistan, Irak topraklarından doğu bölgesindeki…
Ünlü hacker grubu oyun devini hedef aldı hakkında son gelişmeler. Ünlü hacker grubu, bir oyun…
Dünya genelinde 300 milyondan fazla kişi viral hepatit enfeksiyonları ile mücadele ediyor. Viral hepatitler, karaciğer…
Fas'tan Stratejik Adım: 1055 Kilometrelik Otoyola Donald Trump’ın Adı Verildi Fas yönetimi, ülkenin batısındaki Tiznit…