
7 Ekim 2023…
Dünya siyaseti, Doğu Akdeniz havzası ve Filistin dâvası bakımından geri dönülemez bir miladın tarihi…
Fakat üç yıl sonra, 7 Ekim 2026’dan geriye dönüp baktığımızda Aksâ Tufanı’nı yalnızca o gün gerçekleşen askerî bir harekât yahut ardından başlayan çatışmaların takvim başı olarak görmek, tarihin akışında meydana gelen o büyük zihnî ve siyasî kırılmayı anlamaya kâfi gelmez.
Çünkü 7 Ekim, yalnız Gazze’nin sınır hatlarını değil; insanlığın adalet anlayışını, uluslararası hukukun sarsılan temellerini ve cihanın vicdan dengelerini de derinden sarstı.
Uzun yıllar boyunca Filistin mes’elesi; içi boşaltılmış diplomatik temasların, bağlayıcılığı bulunmayan bildirilere hapsedilmiş vaatlerin gölgesinde unutulmaya terk edilmişti. Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın sistematik işgali, Gazze’ye uygulanan yıllanmış ablukalar, Filistinlilerin yurtlarından edilmesi ve Batı Şeria’daki ilhak adımları, dünya kamuoyunda ancak konjonktürel haber bültenleri kadar yer bulabiliyordu.
7 Ekim, bu edilgen ve uyuşmuş görüntüyü kökünden değiştirdi.
Aksâ Tufanı’nın meydana geliş şekli, sivillerin hayatını kaybetmesi ve rehin alınması hadiseleri elbette müstakil ve aynı zamanda son derece hassas değerlendirmeleri icap ettirir. Nitekim Birleşmiş Milletler verileri de 7 Ekim’de 1.200’den fazla insanın hayatını kaybettiğini, 251 kişinin rehin alındığını kaydetmiş; sivillerin doğrudan hedef alınmasının meşrulaştırılamayacağını vurgulamıştır[1].
Fakat aynı hukuk ve aynı evrensel vicdan, o günden bu yana Gazze’de işlenen muazzam kıyımı, soykırıma varan yıkımı ve çaresizliğe terk edilen milyonları görmezden gelemez.
Bir suçun varlığı, bir başka suça meşruiyet kalkanı olamaz. Bir sivilin ölümü, binlerce çocuğun katline ruhsat veremez. Bir bebeğin canının kıymeti, doğduğu coğrafyanın koordinatlarına göre değişmez.
İşte bu sebeple, Aksâ Tufanı’nın üç yıllık ağır muhasebesi yapılırken sloganın kışkırtıcılığına değil; hakikatin, hakkaniyetin ve adalet kantarının şaşmaz ölçülerine sığınmak mecburiyettir.
Kur’ân-ı Kerîm’in ilâhî ölçüsü son derece nettir:
“Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adaletli olun; bu, takvâya daha yakındır.” (Mâide, 5/8)
Gayemiz; ne bir tarafın bütün fiillerini peşinen aklamak ne de hakikatin sesini güç odaklarının iddialarına kurban etmektir. Gayemiz; 2023’ten 2026’ya uzanan bu üç meşakkatli yılda insanlığın önüne konulan aynaya bakmak, sarsılan ezberleri ve Gazze’nin enkazı altından yükselen o sessiz haykırışı insaflı bir şekilde kayda geçirmektir.
I. Aksâ Tufanı Öncesi Dünya: Sükûnet Değil, Fırtına Öncesi Sessizlik
7 Ekim 2023 sabahına uyanan dünya, kendi sığ gündemlerinin hesaplarıyla meşguldü. Rusya-Ukrayna hattındaki yıpratma savaşı, ABD-Çin rekabeti, Tayvan gerilimi, yapay zekânın iktisadî etkileri ve enerji krizleri devasa manşetleri kaplıyordu.
Ortadoğu ise cihanın büyük aktörlerinin gözünde “hâlledilmiş” yahut “dondurulmuş” bir mes’eleydi.
Abraham Anlaşmaları’nın genişletilmesi, Arap dünyası ile İsrail arasındaki normalleşme adımları ve Filistin’siz bir Ortadoğu tasarımı masadaydı. Filistin mes’elesi çözülmemişti; fakat güç sahipleri, Filistin dâvasını masadan kaldırarak insanlığın hafızasından da silebileceklerini zannettiler.
Aksâ Tufanı’nın en büyük siyasî ve stratejik tesiri, işte bu büyük vehmi darmadağın etmesi oldu.
Gazze’de tel örgüler arkasına sıkıştırılan milyonların varlığı yok sayıldıkça mes’elenin bittiği sanılıyordu. Oysa tarih bize öğretmiştir ki: Ertelenmiş adalet, yok sayılmış bir hakikat demektir; vakti geldiğinde patlamaya hazır bir volkan gibi en derin fay hatlarını harekete geçirir.
II. Dünya Dengelerinin ve Gündemin Kökten Değişmesi
7 Ekim’in ardından dünya diplomasisinin, sokaklarının ve vicdanının odak noktalarından biri Gazze oldu.
İsrail’in üç yıldır kesintisiz sürdürdüğü askerî harekât; Gazze’yi devasa bir enkaz yığınına, tarihin şahit olduğu en acımasız insanî dram alanlarından birine çevirdi. Üçüncü yılın sonunda dahi BM raporları, Gazze halkının en temel gıda, su ve tıbbî malzemeden mahrum bırakıldığını teyit etmektedir[6-7].
Geçen üç yılın bilançosu, dünya siyasetinde şu 10 hayatî başlığı merkezîleştirdi:
Filistin artık sadece Filistinlilerin dâvası değildir; o, adalet ile zulüm, evrensel hukuk ile kaba kuvvet arasındaki çizginin adıdır.
III. Yıkılan Mitoslar: Yenilmezlikten Dokunulmazlığa
7 Ekim’in ürettiği en derin stratejik kırılma, onlarca yıldır milyarlarca dolarlık teknoloji ve istihbarat ağıyla inşa edilen “sarsılmaz İsrail güvenliği” algısının çöküşüdür.
İstihbarat örgütleri, yüksek teknolojili gözetleme kuleleri ve aşılmaz denilen sınır duvarları, tek bir günde hükmünü kaybetti. Bu durum sıradan bir askerî zafiyet değil, psikolojik bir yıkımdır. Çünkü siyasî ve askerî güç, yalnız eldeki silahların tahrip gücüyle değil; muhataplarında uyandırdığı korku ve yenilmezlik inancıyla da ayakta kalır.
Diğer taraftan, ellerinde yeterli askerî güç, sığınak ve savunma mekanizması bulunmayan Gazze halkının; açlığa, susuzluğa, evsizliğe ve havadan yağdırılan tonlarca bombaya rağmen toprağını terk etmeme iradesi, dünyaya başka bir hakikati haykırdı:
Silah üstünlüğü başka şeydir, irade üstünlüğü başka.
Bir şehri taş üstünde taş bırakmayacak şekilde yıkmak başka şeydir, o şehrin ruhunu silmek başka.
Bir insanı evinden çıkarmak başka şeydir, onun vatanına olan aidiyetini söküp atmak başka.
IV. Gazze’de Yaşananların Hukukî Vasfı: Hüküm, Rapor ve İddia
Gazze’de cereyan eden katliamı tanımlarken kullanılan “soykırım”, “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” kavramları, duygusal hezeyanlar değil, uluslararası hukukun teknik terimleridir.
1948 BM Soykırım Sözleşmesi uyarınca soykırım suçunun teşekkülü için ağır yıkım ve çok sayıda ölümün ötesinde, belli bir grubu “kısmen veya tamamen yok etme kastı” (dolus specialis) aranır. Bu noktada ilmî dürüstlük, üç temel unsuru birbirinden ayırmayı gerektirir:
Mahkemelerin hukukî süreçleri yavaş işleyebilir; ancak tarih, delilleri anbean kaydetmektedir. Uydu fotoğrafları, hastane kayıtları, BM raporları ve canlı yayınlanan tanıklıklar, geleceğin mahkemeleri ve insanlık hafızası için devasa bir suç arşivi oluşturmuştur.
V. Gazze’nin İnsanlık Aynası: Kim Yardım Etti, Kim Seyretti?
Gazze’nin üç yıllık bilançosu yalnız atılan bombalardan ibaret değildir; o aynı zamanda dünyadaki bütün kurumların, devletlerin ve fertlerin samimiyet testidir.
Dünyanın dört bir yanından mazlumların yardımına koşmaya çalışanlar; meydanları dolduranlar, insanî yardım konvoylarına göğsünü siper edenler, üniversitelerde kariyerlerini riske atarak ses verenler, bir yetimin boğazından geçecek tek bir lokma için gece gündüz çırpınanlar, tarih sayfalarında yerini almıştır.
Buna karşılık; ellerinde imkân olduğu hâlde siyasî hesaplarla sessiz kalanlar, ambargolara göz yumanlar ve katliamı halı altına sürmeye çalışanlar da aynı tarihin kara sayfalarına kazınmıştır.
Gazze, insanlığın önüne öyle devasa bir ayna koymuştur ki; o aynaya bakan her devlet ve her fert, kendi hakikî çehresini görmek zorunda kalmıştır.
VI. Fikrî, Vicdanî ve İçtimâî Kırılmalar
Geçen üç yılda bilhassa Batı dünyasındaki genç nesil, akademisyenler, sanatçılar ve hukukçular arasında ciddi bir zihnî uyanış yaşanmıştır.
Siyonizm’in sömürgeci söylemleri ile insanî değerler arasındaki uçurum derinleştikçe, Batı şehirlerinde çatlaklar büyümüştür. En dikkat çekici gelişmelerden biri de Yahudi toplumunun içerisinden yükselen vicdanlı seslerdir.
Avi Shlaim, Ilan Pappé, Norman Finkelstein ve Jewish Voice for Peace gibi şahsiyet ve oluşumlar; Siyonizm ile Yahudiliğin aynı şey olmadığını, işgal politikalarının Yahudi inancına da ihanet anlamına geldiğini yüksek sesle dile getirmişlerdir.
Öte yandan, Gazze’deki mazlumların sergilediği metanet ve teslimiyet, Batılı toplumlarda İslâm’a ve Kur’ân-ı Kerîm’e karşı muazzam bir merak uyandırmıştır. Münferit ihtida hadiseleri sevindirici olmakla birlikte, bunu abartılı genellemelere dönüştürmemek; demografik büyüme ile ferdî hidayetler arasındaki ilmî çizgiyi korumak gerekir[5].
İhtiyatlı bir ümitle ifade edebiliriz ki Gazze, kalplere İslâm’ın hakikatini fısıldayan mânevî bir meşale yakmıştır.
VII. Dünya Siyaseti, Değişen İttifaklar ve Bölgedeki Aktörler
Aksâ Tufanı, dünya denkleminde Batı’nın “çifte standart” maskesini düşürmüştür. ABD’nin İsrail’e verdiği sınırsız ve kayıtsız askerî-diplomatik destek, Washington’ın dünya çapındaki ahlâkî liderlik iddiasını ağır biçimde sarsmıştır.
Avrupa yekpare duruşunu kaybetmiş; İspanya gibi ülkeler[8] Filistin Devleti’ni tanıyarak ve İsrail’in savaş yöntemlerini sertçe eleştirerek insanî çizgide ayrışmıştır. Rusya ve Çin ise yaşananları Batı merkezli dünya düzeninin iflası olarak okumuş ve dünya güç dengelerindeki fay hatlarını derinleştirmiştir.
Bölgedeki gelişmeler bakımından ise Lübnan, Suriye, Irak ve İran hattı doğrudan ateş çemberine çekilmiştir. Türkiye; tarihî, askerî, coğrafî ve vicdanî sorumlulukları gereği bu krizin tam merkezindedir. Türkiye’nin önündeki ödev; yalnızca diplomatik kınamalar yayımlamak değil; insanî koridorları açık tutmak, bölge istikrarını korumak ve Gazze’nin hukukunu uluslararası alanda sonuna kadar savunmaktır.
Netice ve Hüküm
7 Ekim 2023’ten 7 Ekim 2026’ya uzanan üç yıllık muhasebe bize gösterdi ki: Gazze’de yalnız binalar yıkılmadı; dünya sisteminin ahlâkî meşruiyeti de o enkazın altında kaldı.
Gazze çok şey kaybetti: Analar evlatlarını, çocuklar çocukluklarını, şehirler hafızalarını kaybetti. Yüz binlerce insan defalarca zorunlu göçe mecbur bırakıldı; milyonlarca insan ise savaşın, yıkımın ve temel ihtiyaçlardan mahrumiyetin ağır şartları altında yaşamak zorunda kaldı. Aileler parçalandı.
Fakat Gazze dünyaya çok şey kazandırdı:
Dünyanın uyuşmuş vicdanını uyandırdı.
Gücün haklılık demek olmadığını gösterdi.
İnsan hakları ambalajına sarılı dünya sisteminin çifte standardını ifşa etti.
Ve en önemlisi, imanın ve vatan sevgisinin, en gelişmiş silahlardan daha üstün olabileceğini bütün insanlığa gösterdi.
Bizler, toprağa düşen şehitlerin ecrini Âlemlerin Rabbine havale ederiz. Geride kalan, enkazların arasında başı dik duran o aziz insanlara selâm olsun.
Üç yılın sonunda varacağımız hüküm şudur:
Hakikat ertelenebilir ama asla susturulamaz.
Adalet gecikebilir ama ona olan ihtiyaç hiç bitmez.
Şehirler yıkılabilir ama bir halkın ruhu ve özgürlük sevdası asla teslim alınamaz.
Tarih henüz son sözünü söylememiştir; ancak Gazze’nin enkazları arasında yükselen o hakikat meşalesi, insanlığın yolunu aydınlatmaya devam edecektir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Dipnotlar
[1] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği, “7 Ekim 2023 saldırılarının üçüncü yıl dönümü münasebetiyle Genel Sekreter’in mesajı”, 6 Ekim 2026.
[2] Uluslararası Adalet Divanı, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin Gazze Şeridi’ne Uygulanması (Güney Afrika – İsrail)”, 26 Ocak 2024 tarihli karar.
[3] Francesca Albanese, 1967’den bu yana işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki insan haklarının durumu hakkında Birleşmiş Milletler Özel Raportörü, “Bir Soykırımın Anatomisi”, A/HRC/55/73, 2024.
[4] Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, A/HRC/60/CRP.3, 2025.
[5] Pew Araştırma Merkezi, “Dünya Dinî Görünümünün 2010’dan 2020’ye Değişimi”, 2025.
[6] Birleşmiş Milletler İnsânî İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), “İnsânî Durum Raporu”, 5 Haziran 2026.
[7] Birleşmiş Milletler İnsânî İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), “İnsânî Durum Raporu”, 26 Haziran 2026.
[8] Moussa Bourekba, “Süreklilik İçinde Tırmanış: 7 Ekim Sonrası İspanya’nın İsrail ve Filistin’e Yönelik Dış Politikası”, Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI), 5 Mayıs 2026.
3 Yıl Önce Kaleme Aldığımız Makalemizin, Bugünlerde Yabancı Basın Tarafından Doğrulanması Düşündürücüdür! 7 Ekim’in Üçüncü…
SÖZ, KALEM VE İTİKAT Yeryüzünde var olan her şey, mutlak manada kendine özgü bir renge…
MÜRŞİD OLAN KUR’AN’IN İŞLEVİ YÖNÜNDEN ÖZELLİKLERİ 1. Yol Gösterici (Hidâyet) Olması Kur’an, bütün insanlar ve…
Almanya'da Şok Gelişme: Eski İstihbarat Başkanı August Hanning "Casusluk" Şüphesiyle Tutuklandı Almanya, yakın tarihinin en…
Gazze Semalarında İsrail Provokasyonu İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıların üçüncü yıl dönümünde Han…
CIA’in Gizli Raporu: İsrail İç Savaş ve Çözülme Eşiğinde ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından…