
Toprağın altında sessiz sedasız bir hayat devam ediyor. Biz çoğu zaman farkında değiliz ama ayaklarımızın birkaç karış altında, hatta bazen metrelerce derinde, küçük bir canlı durmadan çalışıyor. Kazıyor, ilerliyor, besin arıyor, yuvasını düzenliyor ve toprağın yapısını değiştiriyor.
Bu canlı, halk arasında kör köstebek veya körfare diye bilinen ilginç bir kemirgen.
İlk bakışta insana biraz tuhaf gelebilir. Gözleri neredeyse tamamen işlevsizdir. Dışarıdan bakıldığında kulak kepçeleri yoktur; kuyruğu da belirgin değildir. Buna rağmen yeraltında son derece başarılı bir hayat sürer. Çünkü Allah, ona göremediği bir dünyada yolunu bulabilmesi için başka duyular vermiştir.
Belki de kör köstebeğin en dikkat çekici tarafı tam da budur: Bir canlıda eksiklik gibi görünen şey, başka bir özelliğin olağanüstü gelişmesine eşlik edebilir.
Kör köstebekler, gerçek köstebeklerden farklı olarak kemirgenler takımında yer alır. Vücutları silindir biçimindedir. Başları iri ve güçlüdür. Gözleri deriyle örtülüdür; dışarıdan bakıldığında neredeyse görünmez. Kulak kepçeleri ve belirgin kuyrukları da yoktur.
Genellikle 15-27 santimetre uzunluğunda olan bu hayvanların ağırlıkları 150-200 gram civarındadır.
Fakat küçük bedenlerine aldanmamak gerekir. Ön ve arka ayaklarındaki güçlü yapıları ve özellikle uzun kesici dişleri sayesinde toprağı büyük bir ustalıkla kazarlar. Dişlerini adeta birer kazma gibi kullanarak yeraltında uzun galeriler oluştururlar.
Tek bir kör köstebeğin hayatı boyunca yüzlerce metre uzunluğunda tüneller açabildiği belirtilmektedir.
Yani bizim için karanlık ve karmaşık olan yeraltı, onun için yaşadığı evdir.
Kör köstebeklerin gözlerinin gelişmemiş olması, onların çevrelerinden habersiz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine…
İşitme ve dokunma duyuları son derece gelişmiştir. Toprakta meydana gelen titreşimleri algılayabilir, hava hareketlerini ve kokuları takip edebilirler. Böylece yeraltında yönlerini bulabilir ve çevrelerindeki değişiklikleri fark edebilirler.
Hatta bazı araştırmalar, bu hayvanların titreşimleri iletişim amacıyla da kullanabildiğine işaret etmektedir.
İnsanın kulağına sessizlik gibi gelen bir yeraltı dünyası, kör köstebek için adeta bilgiyle doludur.
Biz göremediğimizde kaybolacağımızı düşünürüz. O ise görmeden de yolunu bulur.
Kör köstebeğin hayatı yalnızca kazmaktan ibaret değildir.
Yeraltında kendisine bir yaşam alanı kurar. Beslenme, dinlenme ve barınma için farklı bölümler oluşturur. Bazı galeriler besin aramak için kullanılırken, daha güvenli bölümler yuva ve depo olarak değerlendirilir.
Bu nedenle bilim insanlarının onları zaman zaman “yeraltının mimarları” olarak nitelendirmesi boşuna değildir.
Üstelik bu çalışmaların toprağa da önemli etkileri vardır.
Kazılan tüneller toprağın havalanmasına yardımcı olur. Suyun toprağın daha derinlerine ulaşmasını kolaylaştırabilir. Yüzeye taşınan toprak ise mineral döngüsüne katkıda bulunur.
Kısacası, kör köstebek kendi ihtiyacı için bir tünel kazarken farkında olmadan toprağın ekolojik düzenine de katkıda bulunur.
Kör köstebeğin hayatına biraz dikkatle baktığımızda insanın zihninde ilginç sorular beliriyor.
Gözleri neden bizimki gibi gelişmemiş?
Çünkü onun yaşadığı dünya bizim dünyamızdan farklı.
Yeraltında görmenin önemi azalırken, titreşimleri, kokuları ve dokunmayı algılamanın önemi artıyor. Dolayısıyla onun bedenindeki birçok özellik, yaşadığı hayat şartlarıyla olağanüstü bir uyum gösteriyor.
Biz gökyüzüne bakarak yön buluyoruz.
O ise toprağın içindeki titreşimlerden ve kokulardan yararlanıyor.
Biz gözlerimizle çevremizi tanıyoruz.
O, büyük ölçüde dokunarak, işiterek ve hissederek dünyasını tanıyor.
Burada insanın üzerinde düşünmesi gereken önemli bir nokta var:
Yaratılışı yalnızca kendi ölçülerimizle değerlendirdiğimizde, farklı olanı eksik zannetme tehlikesine düşeriz.
Oysa tabiatta her canlı kendi hayat şartları içinde değerlendirilmelidir.
Kur’ân-ı Kerîm, insanı sürekli olarak yaratılış üzerinde düşünmeye çağırır. Allah’ın yaratmasında ölçü, düzen ve hikmet bulunduğuna dikkat çeker.
Kör köstebeğe baktığımızda da bu düşünceyi hatırlamamak mümkün değil.
Gözleri bizim gözlerimiz gibi değil.
Ama yeraltında yolunu bulabiliyor.
Kulak kepçeleri yok.
Ama çevresindeki titreşimleri algılayabiliyor.
Kuyruğu görünür değil.
Ama bu onun hayatını sürdürmesine engel olmuyor.
Üstelik küçücük bedeniyle toprağın altında metrelerce tünel açıyor, kendisine yuva kuruyor, besin depoluyor ve ekosistemin işleyişine katkıda bulunuyor.
Demek ki Allah bir canlıyı yaratırken ona yalnızca bizim “güzel”, “güçlü” veya “mükemmel” diye değerlendirdiğimiz özellikleri vermiyor. Her canlıyı yaşayacağı ortama, sürdüreceği hayata ve üstleneceği role uygun özelliklerle yaratıyor.
Kör köstebek bize belki de en çok bunu öğretiyor:
Her şeyi gözümüzle görmek zorunda değiliz. Bazen görünmeyen bir âlemdeki düzen, görünen dünyadaki düzenden daha büyük bir hayret uyandırabilir.
Toprağın karanlığında sessizce çalışan bu küçük canlı, bize kendi diliyle şunu hatırlatıyor:
Allah, yarattığı hiçbir canlıyı başıboş ve hikmetsiz bırakmamıştır. Kimi canlıya kanat vermiş, kimi canlıya yüzgeç; kimi canlıya keskin gözler, kimi canlıya güçlü koku alma duyusu vermiştir. Kör köstebeğe ise bizim karanlık sandığımız yeraltında yaşayabilmesi için bambaşka kabiliyetler lütfetmiştir.
İnsan için “eksiklik” gibi görünen bir özellik, Allah’ın yaratmasında bir eksiklik değil; başka bir hikmetin parçasıdır.
Ve belki de toprağın altında sessizce ilerleyen kör köstebeğin bize verdiği en güzel ders budur:
Allah’ın yarattığı her canlı, kendi yaratılış diliyle O’nun kudretini, ilmini ve hikmetini anlatan küçük bir âlemdir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”