
Yaşanan toplu katliamlar maalesef şaşırtıcı değil. Bu akılsız, bu kötü eğitim yönetiminde şaşırtıcı olan her sokakta, her köşede, her gün katliamların olmaması.
Toplum çoktan çöktü. Onu hâlâ ayakta tutan kameralar, cep telefonu, denetimle gelecek ceza korkusu. Bunun nedeni toplumun dinli dinsiz her katmanının temeli olan insanlardaki samimi Allah inancının ya da onun topluma yerleşmiş kültürel kalıntılarının çok azalması. Var olan Allah inancı Batıdaki self-help “kişisel gelişim” tipi, bireysel kazanımlara odaklı. Ya da “oh canıma değsin, rabbim onu mahvetsin” tarzı ‘savunma amaçlı’. Toplumda hakim dürtü rekabet, “onun varsa benim de olmalı” dürtüsü, Kuran’da men edilen komşuyla kıyaslama.
Çocuklar vahşi yetişiyor. Köyden kente gelince maddi imkanlar artıyorsa da kentli kültürünü öğretecek kimse yok. Şehirlerde, köydeki kasabadaki küçük yerleşim yeri denetimi de kalkıyor. Sokaklarda, toplu taşımada sürüler halinde vahşi çocuklar dolaşıyor. Bağıra çağıra küfrede küfrede ortamda yeni toplumun habercisi oluyorlar.
Ailesinden ve okuldaki kapasitesi düşük, toplumu sömürerek eve ekmek götüren sözde öğretmenlerden (olağanüstü çaba gösteren binlerce gerçek öğretmeni tenzih ederim) bir şey alamadıklarından üç kaynaktan besleniyorlar: dizilerden, internetten, gruplarındaki dominant çakallardan.
Diziler tamamen din düşmanı Batıyayatapar taklitçilerin senaryosu. O dizi setlerine Ramazan ayı uğramaz. Dizi yazarları “kanalların sahibi bu aptal dincileri mutlu edecek şekilci temalar kullanıp sinsi sinsi kendi zihniyetimizi veririz” yaklaşımında. Çeyrek asırda senaryo yazacak düzgün bir ekip de çıkmadı.
Dizilerin tarih tasavvuru, öfkeli öfkeli birbirinin kafasını kesen psikopat varoş dayılarına dayalı. Günümüz toplumu tasavvuru da insan öldürmenin yüceltildiği satanistlere, birbirine çakallık yapan kahpelere. Bu dizileri baştan sona seyreden birinin akıl sağlığını koruması mümkün değil. Bütün değerleri çökertiyor, insanları, özellikle de şiddete, cinayete, fitneye yöneltiyor. Çocuklar değil anneleri onları seyrediyor diye gündüz kadın programlarından bahsetmiyorum bile.
İnternet, sosyal medya ve güçlünün zayıfı ezdiği çocuk arkadaş gruplarını ayrıca uzun uzun konuşuruz. Onlar televizyondaki dizilerden bile daha fazla şeytan kontrolünde.
Okul ise son 15-20 yıldır boş bir kavram. Bakanlık, okul yönetimi, öğretmenler, veliler, öğrenciler artık okulun dostlar alışverişte görsün diye olduğunu biliyor. Veli çocuk gündüz başından gitsin diye okula muhtaç. Devlet, iş yapmadan, istese de yapamayacak, maaşını alan bir milyon kişi ve onlara bağlı kitle sokağa çıkar bizi yer korkusuyla dokunamıyor. Bu 28 Şubatçılarda da aynı Ak Parti’de de.
Önceki yedi milli eğitim bakanı reform yaparım dedi, eğitim lobisi hepsini çiğ çiğ yedi. Mevcut bakanımız daha akıllı, bu güçlü lobiyle arasını iyi tutuyor. Her sene eğitim fakültesinden mezun olan on binler “hakkımız nerede” diyor, ihtiyaç yokken siyaseten yeni atamalar yapılıyor, ömür boyu tatlı maaş başlıyor.
Sınıflarda hakim olan çeteler, arkadaş gruplarının lideri çakallar. Öğretmenin, para karşılığı aşağılanmaya göz yuman nesne olması isteniyor. Hele bir düşük not ver, hele bir nasihat etmeye yelten. Yönetim, veli, çocuk, hepsi tepene biner. Al paranı sus. Neden Türkiye yabancı dil öğreniminde dünyanın dibinde sorusuna “İngilizce bilen kaç İngilizce öğretmeni var” sorusuyla cevap veriliyor.
Okul, televizyon, internet ve arkadaş gruplarındaki bu durumda, Türkiye’de de herhangi bir ülkede de şiddete hazır, cinayet, mafya yüceltmesiyle büyümüş çocukların katliam yapması için tek gereken, bir araç. Silaha erişim olduğunda Amerika’da son 40 yılda artan toplu kıyımlar bizde de kaçınılmaz.
Bu toplum düzeninde, görüntüde artan dini söyleme rağmen gerçekteki İslamsızlaşmada, sahte milli eğitim tiyatrosunda, şiddet ve kahpelik televizyonunda, insanlıktan çıkaran sosyal medyada, içinde her tür maddenin elde edilip her pisliğin denendiği arkadaş çetelerinde bu gelişmeler, daha da büyüyecek bir geleceğin erken ayak sesleri.
Uyanmalıyız.