İnsanoğlu suyu çoğu zaman sadece bir ihtiyaç olarak görür. Oysa su, hayatın özüdür; toprağı dirilten, bedeni ayakta tutan, kalbi ferahlatan ilahi bir nimettir. Bilimsel tartışmalarda yer bulan “suyun hafızası” kavramı her ne kadar kesinlik kazanmış bir gerçek olmasa da, bize şunu düşündürür: Su, temas ettiği her şeyi etkiler; tıpkı insanın suyla kurduğu ilişkinin onun ruhunu etkilemesi gibi…
Kuraklık sadece toprağı değil, insanın vicdanını da kurutur. Bugün dünyada 2 milyardan fazla insan temiz suya ulaşamıyor. Her 8 saniyede bir çocuk, sadece su bulamadığı için hayatını kaybediyor. Bu rakamlar, modern çağın utanç tablosudur. Peki biz, bu nimetin neresindeyiz?
Kur’an, suyu sadece fiziksel bir gerçeklik olarak değil, ilahi kudretin en açık delillerinden biri olarak anlatır. Mesela Rabbimiz şöyle buyurur:
“O, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir. Nihayet onlar ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir memlekete sevk ederiz; onunla su indirir ve onunla her türlü ürünü çıkarırız…” (Araf Suresi 57. Ayet)
Bu ayet, sadece yağmurun oluşumunu değil; aynı zamanda ölümden sonra dirilişi, umutsuzluktan sonra gelen rahmeti de anlatır. Kuruyan toprak nasıl suyla can buluyorsa, insan da ilahi nimetleri idrak ettikçe dirilir.
Bir başka ayette ise suyun, gök ile yer arasındaki ilahi düzenin bir parçası olduğu vurgulanır:
“Size korku ve ümit vermesi için şimşeği göstermesi ve gökten su indirmesi, onun ayetlerindendir. Onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltir…” (Rum Suresi 24. Ayet)
Korku ve ümit… Kur’an’ın bu dengesi, aslında suyun da hikâyesidir. Kuraklık korkusu ve yağmur ümidi… İnsan, bu iki duygu arasında Rabbine yönelir.
Ve bir başka ilahi hatırlatma:
“Biz her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmayacaklar mı?” (Enbiya Suresi 30. Ayet)
Bu ayet, suyun sadece bir nimet değil, aynı zamanda varoluşun temeli olduğunu açıkça ortaya koyar. Yani su yoksa hayat yoktur. Bu kadar açık…
Peki biz ne yapıyoruz?
Bir sifonla litrelerce suyu tüketirken, bir insanın günlerce yaşayabileceği kaynağı yok ettiğimizi düşünüyor muyuz? Duşta dakikalarca akan suyun, başka bir coğrafyada bir çocuğun hayatı anlamına geldiğini hissedebiliyor muyuz?
Daha da önemlisi, bizler; dere kenarında bile abdest alırken suyu israf etmemeyi öğütleyen bir peygamberin ümmetiyiz.
Muhammed’in bu hassasiyeti, sadece ibadet adabı değil; aynı zamanda bir medeniyet ölçüsüdür.
Şimdi gelin, bu yazıyı yine Kur’an’ın sarsıcı bir sorusuyla bitirelim:
“De ki: Suyunuz yerin dibine çekiliverse, size kim temiz bir akarsu getirebilir?” (Mülk Suresi 30. Ayet)
Gerçekten…
Eğer bir gün su tamamen çekilirse, hangi güç onu geri getirebilir?
Hangi teknoloji, hangi zenginlik, hangi medeniyet?
Asıl soru şu:
Biz, hâlâ akarken kıymetini bilmediğimiz suyun yokluğuna hazır mıyız?