islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1846
EURO
52,9954
ALTIN
6.703,28
BIST
14.442,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
13°C
İstanbul
13°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Salı Hafif Yağmurlu
16°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
19°C
Perşembe Çok Bulutlu
23°C

BAZI GÜNDÜZ KUŞAĞI KANALİZASYONLARI

BAZI GÜNDÜZ KUŞAĞI KANALİZASYONLARI
03/05/2026 09:23
A+
A-

‘‘BAZI ‘GÜNDÜZ KUŞAĞI KANALİZASYONLARI’…!’’

AİLE ÇÖKERSE MİLLET ÇÖKER!: SESSİZ KALAN HERKES BU ÇÖKÜŞÜN ORTAĞIDIR!

Makalenin Sesli Anlatımı 

“Günümüzün dijital dünyasında kutsal evlilik müessesesini sürdürmek ve aile yapısını muhafaza etmek, artık yalnızca bireysel bir gayretle değil; medeniyet düzeyinde topyekun bir mücadeleyi gerektirmektedir.”

Aile… Sadece bir çatı, bir soyadı!, bir resmi birliktelik değildir. Aile; insanlığın hafızasıdır, toplumların omurgasıdır, milletlerin istikbalidir. İnsan dediğimiz varlık, ancak aile içinde anlam kazanır; merhameti orada öğrenir, sadakati orada tanır, sabrı orada içselleştirir. Aile çökerse, insan çözülür. İnsan çözülürse toplum dağılır. Toplum dağılırsa geriye ne devlet kalır ne millet, ne gelecek.

VAROLUŞSAL TEHDİT: NORMALLEŞTİRİLEN YOZLAŞMA

İşte tam da bu yüzden, aileyi hedef alan her unsur basit bir kültürel tartışma değil; doğrudan doğruya varoluşsal bir tehdittir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz manzara nettir: Dijital çağın sınırsız, denetimsiz ve sorumsuz içerik akışı; televizyon ekranlarının reyting uğruna, planlı proğramlı olarak! her değeri feda eden gündüz kuşağı programlarıyla birleşmiş, aileyi içten içe kemiren bir düzene dönüşmüştür. Bu artık tesadüfi bir bozulma değil; süreklilik kazanan, yaygınlaşan ve normalleştirilen bir yozlaşmadır.

Her sabah ekranlara yansıyan tablo ibretliktir: Mahremiyetin paramparça edildiği, özel hayatın teşhir edildiği, en ağır ithamların reyting malzemesi yapıldığı bir medya düzeni… İhanet, sapkınlık, şiddet, aşağılanma… Bunlar bir toplumda istisna olması gerekirken, bugün sıradanlaştırılmıştır. Daha da vahimi, bu sıradanlaşma bir eğlence formatına dönüştürülmüştür.

HUKUKUN YERİ EKRAN DEĞİLDİR

Oysa suçun yeri stüdyo değildir; adaletin yeri ekran değildir. Bir hukuk devletinde iddialar savcıya gider, deliller mahkemede tartışılır, hüküm yargı tarafından verilir.

Peki bugün ne oluyor? Hukukun konusu olan meseleler, kameralar önünde, alkışlar ve tepkiler eşliğinde gösteriye çevriliyor. Bu sadece etik bir sorun değildir; bu, devletin yetki alanının medya eliyle aşındırılmasıdır.

Tam da bu noktada: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bu yayınları denetlemekle yükümlüdür ve bu sorumluluk ertelenemez. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu dijital mecralardaki aynı kirliliğe karşı harekete geçmek zorundadır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bu yozlaşmaya karşı açık ve net bir kamu duruşu ortaya koymalıdır. Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, eğer mevcut mevzuat yetersizse, gecikmeden daha sert ve caydırıcı düzenlemeleri hayata geçirmek zorundadır.

Peki daha ne beklenmektedir? Aileyi çözen, çökerten bu dijital içeriklere ve bu televizyon kanallarındaki pespaye programlara müdahale etmek için hangi eşik aşılmalıdır? Engel nedir, kimdir, nedir bu gecikmenin sebebi? Neden bu açık tahribat karşısında hâlâ tereddüt edilmektedir? Yoksa kamuoyunun bilmediği, görünmeyen bir bariyer, izah edilemeyen bir çekince, adı konulamayan bir güç mü vardır?

DEVLETİN SORUMLULUĞU: TEREDDÜT DEĞİL İRADE

Devlet, burada sadece izleyen değil, müdahale eden olmak zorundadır. Etkili, kararlı ve tavizsiz bir irade ortaya konulmadan; ailelerdeki çözülmeyi besleyen, hızlandıran ve derinleştiren bu yapıların üzerine gidilmeden hiçbir sonuç alınamaz. Bu mesele ertelenemez, ötelenemez, görmezden gelinemez. Aksi halde ortaya çıkacak tablo yalnızca toplumsal bir çöküş olmayacak; aynı zamanda bunun çok ağır, çok sarsıcı ve telafisi güç siyasi! sonuçları da olacaktır…

ZİHİNLERDEKİ TAHRİBAT: GÖRÜNENDEN DAHA DERİN

Daha derin bir tehlike ise görünenden ötededir. Bu yayınlar yalnızca olanı göstermiyor; olanı biçimlendiriyor. Sürekli ihanet izleyen bir zihin, ihanet fikrine yabancı kalamaz. Sürekli teşhir izleyen bir toplum, mahremiyet duygusunu koruyamaz. Sürekli sapkınlık! izleyen, izlettirilen! bir nesil, normali ayırt edemez hale gelir.

Bu bir algı meselesi değil; bu, sosyolojik bir dönüşümdür.

Bugün “gündüz kuşağı” denilen bu içerik düzeni, fark edilmeden bir eğitim aracı gibi çalışmaktadır. Ama neyi öğretiyor? Güveni değil şüpheyi. Sadakati değil aldatmayı!. Saygıyı değil teşhiri. Sevgi yerine çatışmayı, sükûnet yerine kaosu besliyor. Böyle bir iklimde yetişen nesilden sağlam bir aile kurmasını beklemek, gerçeklikle bağını koparmış bir iyimserliktir.

Sorulması gereken soru artık şudur: Bu gidişe kim dur diyecek? Devlet!

Zira Devlet!, sadece sınırları korumakla mükellef değildir. Devlet, aynı zamanda toplumun ruhunu, değerlerini ve geleceğini de korumak zorundadır. Eğer bir yayın düzeni, açıkça aileyi çözüyor, çökertiyor, toplumsal güveni yıkıyor, çocukların ve gençlerin zihninde derin tahribat oluşturuyorsa; burada müdahale bir tercih değil, görevdir. Aksi halde ihmal, zamanla sorumluluğa değil, vebale dönüşür; suskunluk, tarafsızlık değil, örtülü bir onay olarak tarihe geçer.

Üstelik bu müdahale, sanıldığı gibi bir “yasaklama” refleksi değil; bir koruma refleksidir. Nasıl ki zehirli bir madde piyasada serbestçe dolaşamazsa, toplumu zehirleyen içerikler de denetimsiz bırakılamaz, bırakılmamalıdır.

Bugün sessiz kalınan her aşırılık, yarın geri dönüşü olmayan bir alışkanlığa dönüşür. Her görmezden gelinen ihlal, zamanla norm haline gelir. Ve en tehlikelisi de şudur: İnsan, alıştığı şeye itiraz etmez hale gelecektir.

İşte kırılma noktası tam da burasıdır.

Eğer bugün bu gidişe güçlü, kararlı ve ilkeli bir duruş sergilenmezse; yarın sadece aileyi değil, devlete güven duygusunu, toplumsal bağı ve ortak vicdanı kaybetmiş bir yapı ile karşı karşıya kalınacaktır

Unutulmamalıdır: Toplumlar dışarıdan yıkılmaz, içeriden çözülür. Ve bu çözülme çoğu zaman eğlence, özgürlük ve normalleşme adı altında başlar.

Son söz şudur: Bu gidiş durdurulmazsa, kaybedilecek olan sadece aile! Değil onunla birlikte; milletin ruhu, devletin temeli ve geleceğin bizzat kendisi olacaktır!

Erol KAVUNCU

YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ” 

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.