
HAFİFE ALIYORUZ
Bazı şeyleri sanki başından beri çantada keklikmiş gibi çok hafife aldığımızı düşünüyorum.
Hele hele mesele Türkiye ile İsrail’in bölgesel konularda kafa kafaya geldiği sırada, çoğu kişi tarafından “İsrail’in sözünden çıkmaz” denilen bir ABD Başkanı’nın Türkiye ile tam uyumlu bir politika izlemesi ise…

Geçtiğimiz hafta Trump’ın başkanlığının tam bir buçuk yılı doldu.
Bu bir buçuk yılda İsrail ile ilk önce Suriye’de karşı karşıya geldik. Türkiye’nin desteklediği Şara’yı “terörist” olarak gören ve Trump ile ilişki kurmasını ne pahasına olursa olsun engellemeye çalışan İsrail ilk kaybı burada yaşamıştı.
“Erdoğan istediği için görüşüyorum” diyen Trump, Şara ile ilk temasından bu yana o çizgiden hiç şaşmadı.
Yaptırımları kaldırdı, Şara yönetimine destek verdi ve o günden beri bu politikasını hiç değiştirmedi.
Yine Suriye sahasında İsrail’in oynadığı at YPG/PKK’ydı. 10 yıldan uzun bir süredir Türkiye’nin en büyük milli güvenlik meselelerinden biri olan bu sorun da Trump’ın “güçlü Suriye devleti” politikasına verdiği yardımla bertaraf edildi.
Hatırlayın… O zamanlar çıkıp “Davut koridoru kurulacak” diyen sözde uzmanlar bugün hala Suriye yorumu yapmaya devam ediyorlar.
Bir de Trump ile ilgili artık herkesçe bilinen “dengesizlik” unsurunun Türkiye’ye karşı henüz yaşanmamış olması da bana göre bir hayli hafife alınıyor.
Örneğin geçen sene Netanyahu’ya Türkiye ve Suriye meselelerinde “makul ol” diyen Trump’ın F-35 satışı meselesinde “ikinci makul ol vakasını” yaratması sürpriz değil.
“Sürpriz değil” dediğime bakmayın.
Sabahtan öğlene, öğlenden akşama fikir ve tavır değiştirebilen ABD’nin görmüş olduğu en tahmin edilemeyen adamın bir buçuk yıldan fazla süredir hiç sapmadan Türkiye politikasında olumsuz manada değişikliğe gitmemesi nasıl “aman nazar değmesin” diye takip edilmiyor anlam veremiyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile kişisel ilişkisinin meyveleri tek tek toplanıyor.
“Kimse benim F-35’leri kime satıp satmayacağımı söyleyemez” çıkışı bir “makul ol” kadar önemlidir. Benim hafızam yetmiyor ancak bir İsrail Başbakanı Amerikan kanallarına çıkıp “Türkiye’ye F-35 satmayın” diye yorulmuşken, İsrail’in tüm lobileri aktif baskı yapıyorken, medya çarkları çalıştırılıyorken şu çıkışın değeri yok mudur?
Bir sürü ülke yıllardır parasını lobilere dökerken yanından bile geçilemeyen bu “dostane” söylemin önemini umarım hiç mumla aramak zorunda kalmayız.
Şu son bir buçuk yıldır Trump’ın hoş sözlerini eylemlerle de tamamlayacak mı diye takip ettik mi? Ettik.
Bizzat bunu Oval Ofis’e kadar taşıdım mı? Taşıdım.
Yıllardır sana, bana, bize dert olan meseleleri bir bir çözdüğümüzde karşılığını aldık mı? Aldık.
Geriye kaldı CAATSA ve F-35. Sonuna kadar bunları da takip edeceğiz ancak… Asıl tarafımızda olması gereken şey, Trump’ın bu zamana kadar taviz vermediği “harbi” ilişkisi olacak.
Yunus Paksoy / Hürriyet
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube