
‘‘SİLAHIN GÖLGESİ KALKARKEN,
SİYASİ VESAYETİN GÖLGESİNE DE İZİN VERİLMEMELİDİR!’’
SİLAH SUSMALI, VESAYET DE BİTMELİDİR!
Makalenin Sesli Anlatımı
Kırk yılı aşan bir terörün ardından silahların susması, teslim edilmesi, hiç şüphesiz ülkemiz, milletimiz için tarihî bir fırsattır. Bu ülkenin evlatlarının artık dağlarda, hendeklerde, pusularda, mayınlarda, sınır boylarında kaybedilmemesi; annelerin evlat acısıyla kavrulmaması; çocuklarımızın terörün gölgesinde büyümemesi hepimizin ortak arzusu, duasıdır.
Fakat tam da bu sebeple, bu tarihî fırsatı yalnızca silahların susması olarak değil, vesayetin her biçiminin de sona ermesi olarak görmek gerekir.
Çünkü kırk yıllık terörün kanlı geçmişi bir gecede ortadan kalkmaz. Kırk yıl boyunca oluşmuş yapılar, ilişkiler, alışkanlıklar, korkular, travmalar, propagandalar ve siyasi-toplumsal etkiler bir anda yok olmaz.
Bu nedenle “Silah sustu, mesele bitti” demek ne kadar safdillikse, silahların susmasını küçümsemek de o kadar büyük bir yanlıştır.
Asıl maharet, silahı sustururken yeni bir vesayet düzeninin doğmasına izin vermemektir!
Dün insanları sandığa silahın gölgesi altında yönlendiren bir baskı var idiyse, yarın aynı insanların başka bir zorbalığın, başka bir siyasi iklimin veya başka bir toplumsal mecburiyetin etkisiyle hareket etmek zorunda bırakılmaması hayati önemi haizdir.
Çünkü gerçek demokrasi yalnızca sandığın kurulması değildir. Gerçek demokrasi; insanın sandığa korkmadan, baskı görmeden, tehdit edilmeden ve herhangi bir örgütün, kişinin veya siyasi yapının gölgesinde kalmadan gidebilmesidir.
Çünkü insanların iradesi hiçbir örgütün, hiçbir şahsın, hiçbir siyasi yapının tapulu malı değildir.
SİLAHLAR SUSACAK, TERÖR BİTECEK; FAKAT ASIL SINAV O ZAMAN BAŞLAYACAK!
Burada çok hassas bir noktaya dikkat etmek zorundayız:
Eğer silahların sustuğu bir ortamda farklı düşünen insanlar yalnızlaştırılır, itibarsızlaştırılır ve tek bir siyasi çizginin zorunlu destekçisi gibi gösterilirse, Türkiye çok ciddi bir yanlışa sürüklenir.
Dün silahla elde edilmeye çalışılan sonuç, yarın propaganda, baskı, zorbalık veya siyasi mecburiyetlerle kurulursa, adına ne denirse densin, bu demokrasi değil, silahın gölgesinden çıkıp vesayetin gölgesine girmektir.
Burada mesele asla Kürt halkına güvensizlik de değildir. Tam tersine mesele, Kürt kardeşlerimizin de herkes gibi kendi özgür iradesine sahip çıkabilmesidir.
Zira bir halkı bir örgütle özdeşleştirmek ne kadar yanlışsa, o halkın tamamını belli bir siyasi çizginin doğal tabanı kabul etmek de o kadar yanlıştır. Çünkü bu ülkenin insanları da herkes kadar farklı düşünür, farklı siyasi tercihlerde bulunur, farklı dünya görüşlerine sahiptir.
İşte devletin adaleti tam burada ortaya çıkar:
Devletin görevi; birilerinin çeşitli baskı ve dayatmalarla kendisini bir toplum kesiminin yegâne temsilcisi ilan etmesine engel olmak ve hiçbir vatandaşın kendisini birilerinin temsilcisi kabul etmeye zorlanmadığı özgür bir siyasi alan oluşturmaktır.
SİLAHIN YERİNİ SİYASİ VESAYET ALIRSA, TERÖR BİTMİŞ SAYILMAZ!
Çünkü terörle mücadele yalnızca silahı susturmak değildir. Terörün beslendiği korkuyu, öfkeyi, umutsuzluğu, ayrışmayı ve vesayet kültürünü de ortadan kaldırmaktır.
Bu nedenle Türkiye, silahlı mücadele döneminin kapanmasını bir son değil, çok daha dikkatli bir yeni dönemin başlangıcı olarak görmek zorundadır.
Bir sihirli değnek yoktur. Kırk yılın travması bir günde silinmez. Kırk yıl boyunca oluşmuş ilişkiler bir günde dağılmaz. Kırk yıl boyunca oluşmuş propaganda dili bir günde yok olmaz.
Bu yüzden devletin ilgili bütün kurumları; güvenlikten eğitime, hukuktan ekonomiye, yerel yönetimlerden sosyal politikalara, iletişimden sivil topluma kadar kapsamlı bir strateji geliştirmelidir.
Bu stratejinin merkezinde tek bir hakikat bulunmalıdır:
‘‘Türk’ün kaderi de Kürt’ün kaderi de aynı deftere yazılan vatanın kaderidir!’’
Diyarbakır’daki annenin gözyaşıyla Çankırı’daki annenin gözyaşı farklı değildir.
Bu yüzden bugün devletin önünde iki tarihi görev vardır:
Silahların gerçekten ve kalıcı biçimde susmasını sağlamak!
Ve aynı anda, hiçbir örgütün, hiçbir kişinin, hiçbir ayrılıkçı siyasi yapının bu toplum üzerinde yeni bir vesayet kurmasına izin vermemek!
Çünkü aziz ve necip milletimiz artık yalnızca silahların sustuğu terörsüz Türkiye istemiyor.
Kardeşlik, vesayetsiz Türkiye, korkusuz sandık, özgür irade istiyor!
Türk’ün de Kürt’ün de kendisini eşit, onurlu ve güvende hissettiği tek bir Türkiye istiyor.
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmamak için bugün atılan her adımın yarın doğurabileceği sonuçlar da hesaplanmalıdır.
Devlet, milletinin geleceğini hikmetle, adaletle ve merhametle bugünden hesaplayan en büyük akıldır!
Silah susacaksa gerçekten susmalıdır.
Tehdit bitecekse gerçekten bitmelidir.
Bölücülük bitecekse gerçekten bitmelidir.
Vesayet kalkacaksa her biçimiyle kalkmalıdır.
Bugün yapılması gereken; tedbiri elden bırakmamak, barışa inanmak fakat saflığa düşmemek, kardeşliği büyütmek fakat vesayete kapı açmamak, silahı susturmak fakat özgür iradeyi susturmamaktır.
Ve belki de bugün tarihe bırakılabilecek en önemli cümle şudur:
PKK’nın silahının gölgesi kalkarken, yerine onun bölücü siyasi vesayetinin gölgesini düşürmemektir!
BARIŞI KAZANIRKEN MİLLÎ İRADEYİ VE ÖZGÜR SANDIĞI KAYBETMEYELİM!
Çünkü gerçek devlet aklı yalnızca bugünü kurtarmak değil, bugün atılan adımın elli yıl sonraki Türkiye’sini de düşünebilmektir.
Bu tarihî dönemde ihtiyacımız olan şey ne kör bir korku ne de saf bir iyimserliktir.
İhtiyacımız olan basiret, feraset, adalet, kardeşlik ve devlet aklıdır.
Çünkü Türkiye’nin kazanacağı barış; Türk’ün de Kürt’ün de kendisini içinde bulduğu, hiçbir örgütün, hiçbir şahsın ve hiçbir siyasi vesayetin üzerinde hâkimiyet kuramadığı bir barış, bir kardeşlik olursa, gerçek anlamda tarihî bir zafer kazanılmış demektir.
Ve o zaman, kırk yıllık acının ardından gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras; silahların sustuğu, terörün bittiği ama PKK’nın silahlı vesayetinin yerine siyasi vesayetinin ikame edilmediği! güçlü Türkiye’dir.
Türk’ün ve Kürt’ün tek vatanda aynı inanç ikliminde ortak kaderde buluştuğu, kardeşliğin güçlendiği, korkunun yerini huzurun, vesayetin yerini özgür iradenin aldığı büyük ve güçlü bir Türkiye’dir.
İşte o şanlı Türkiye; bu ülkenin tarih önünde kazanacağı en büyük zafer, gelecek nesillere ilelebet emanet edeceği en mukaddes miras olacaktır Vesselam.
Erol KAVUNCU
YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube