islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,8549
EURO
55,7485
ALTIN
6.716,08
BIST
13.251,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
22°C
Cumartesi Çok Bulutlu
24°C
Pazar Hafif Yağmurlu
22°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
21°C

ATATÜRK’ÜN “BİLARDO” RÜYASI: FREUD VE JUNG PERSPEKTİFİNDEN İLMÎ BİR ANALİZ

ATATÜRK’ÜN “BİLARDO” RÜYASI: FREUD VE JUNG PERSPEKTİFİNDEN İLMÎ BİR ANALİZ

ATATÜRK’ÜN “BİLARDO” RÜYASI: FREUD VE JUNG PERSPEKTİFİNDEN İLMÎ BİR ANALİZ

Bilindiği üzere hayatı boyunca akla, mantığa ve pozitivist bilim ilkelerine bağlı kalan Mustafa Kemal Atatürk, meseleleri tahlil ederken, her zaman rasyonel yöntemi esas almıştır. Dolayısıyla son yazımızda onun Dolmabahçe Sarayında amansız hastalığının gölgesinde gördüğü “Kuyu” ve Komitacılık” rüyasını, geleneksel İslâmî rüya tabirleriyle değil; benimsediği seküler bilim anlayışına, modern psikolojinin tekniklerine ve Batılı bilim insanlarının teorik verilerine dayanarak çözümlemiştik.

https://www.mirathaber.com/ataturkun-kuyu-ve-komitacilik-ruyasi-weber-freud-ve-jung-perspektifinden-bilimsel-bir-tahlil/

Şimdi tahlil edeceğimiz rüyası ise bilardo masası ve oyunu ile ilgili olduğu için, Atatürk’ün bilardo ile ilişkisini önce ortaya koymak gerekir. Atatürk, bilardo sporuyla Manastır Askerî İdadisi yıllarında tanışmış, bu ilgisini askerlik ve devlet adamlığı yıllarında Çankaya ve Florya’da sürdürmüştür. Bu maçlarda kendisine eşlik eden zevattan başlıca isimler Kılıç Ali, Kel Ali, Tevfik Rüştü Aras, Salih Bozok ve Nuri Conker’dir.

Dostlarla bilardo oynamak zihnî bir dinlenme sunsa da özünde Atatürk’ün yaşadığı derin yalnızlığın göstergesidir. Nitekim Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a “Bizde cumhurbaşkanı bir imzacıdan başka bir şey değildir” diyerek şu sitemde bulunmuştur: “Yani ben burada bir nevi mahpus hayatı yaşıyorum. Gündüzleri ekseriya yalnızım; herkes işinde, gücünde… Benim ise çok günler, bütün günümü değil, bir saatimi dahi dolduracak işim yok. Şu hâlde ya uyuyacağım, olmazsa kitap okuyacağım, yahut bir şeyler yazacağım. Arada bir dinlenmek ve hava almak ihtiyacını duyarsam dediğim gibi şehrin içinde ve dışındaki yollarda ancak otomobil ile gezintiler yapacağım… Sonra yine bu hapishaneye döneceğim ve işte böyle kendi kendime bilardo oynayıp sofra zamanını bekleyeceğim. Bari orada biraz değişiklik olsa… Ne gezer… Bu sofra nerede kurulursa kurulsun, karşımda, aşağı yukarı hep aynı şahıslar… Aynı yüzler… Aynı sözler… Hasılan bıktım usandım çocuk” (Andrew Mango, Atatürk, 1999, s. 471).

Rüyalar, rüya sahibinin özel hayatı, karakteri ve zihin dünyasıyla yakından ilgilidir. Dolayısıyla Atatürk’ün Soyak’a samimî bir ifadeyle anlattığı derin sitemlerini, psikolojik yönleriyle tahlil etmemiz elzemdir:

  • Yalnızlık ve Mekanik Zaman Geçirme: Bilardo, eğlence aracı olmaktan çıkıp Çankaya’daki yalıtılmışlığı ve yalnızlığı giderme mekânına dönüşmüştür.
  • İktidarın Yalnızlık Paradoksu: Millî Mücadele’nin ve devrimlerin hareketli günlerinden sonra rutin bürokratik düzene geçilmesi, Latife Hanım’dan boşanma sonrası başlayan bekâr hayatıyla birleşince ciddî bir eylemsizlik hissi meydana getirmiştir.
  • Çankaya Sofrası ve Mutat Zevatın Rolü: Sofradaki aynı yüzler ve aynı sözler, entelektüel arayışın peşinde olmak isteyen bir insanda bir rutin kıskacı oluşturmuştur.

Dolmabahçe’de Görülen “Bilardo” Rüyası

Atatürk’ün son yıllarına ait bu hüzünlü tabloyu tahlil ettikten sonra şimdi rüyasını ele alabiliriz. 1938 Eylül başında amansız hastalığın (alkole bağlı sirozun) son evresinde yatağa mahkûm olan Atatürk, “kara kutusu” konumunda olan başyaveri Salih Bozok’a rüyasını anlatır. Şimdi bu sarsıcı rüyayı Salih Bozok’un ağzından dinleyelim:

“Atatürk’ün gördüğü rüya şu idi: Büyük bir otelin salonunda Atatürk oturuyormuş. Ben de yanında imişim. Salonun köşesinde bir bilardo masası varmış. Masanın başında arkası kendisine dönük olan bir zat oturuyormuş. Tam bu sırada odanın kapısı açılmış ve iri yarı otuz kadar adam içeri girmişler. Bunlardan biri eline bilardo masasından bir istaka alarak, masanın önünde oturan Atatürk’ün teşhis edemediği zatın omuzuna bütün kuvvetiyle indirmeye başlamış, omuzu vurulan zat, ayağa kalkarak, kendini müdafaa etmekte ve, «Bana niye vuruyorsun?» diye şiddetle haykırmakta iken ben bu meçhul mütecavize karşı ne yapmak lâzım geleceğini Atatürk’ten göz ucu ile sormuşum. Atatürk ise, sakın kıpırdama, manasına gelen bir işaretle sükût ve sükûna davet etmiş. Bu sırada eli ıstakalı adam, bize doğru yaklaşarak, karşımızda tehditkâr bir vaziyet almış. Bu sefer ben yine müdahale etmek istemişim. Ve aynı sessiz işaretle, ne yapalım, diye sormuşum. Atatürk, bana tekrar «Sus» işaretini verdikten sonra o azılı herife dönerek, sen kimsin, ne istiyorsun, diye sormuş. Fakat adam bu suale cevap vereceği yerde, cebinden bir tabanca çıkararak, iki kurşun sıkmış; biri Atatürk’e, öteki bana. Sonra bu adam bize, kalkın dans edelim, emrini vermiş. İkimiz de kalkıp onun huzurunda dans etmişiz. Bu karışık rüya, Atatürk’ün yine buhranlı bir gece geçirdiğine delâlet ediyordu” (Salih Bozok & Cemil S. Bozok, Hep Atatürk’ün Yanında, 1985, s. 260; Salih Bozok, Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor, 2001, s. 153-155).


Resim: Dünyada olduğu kadar rüyalarda da hep beraber olan iki dost: Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başyaver Salih Bozok.

Sigmund Freud Perspektifinden Bir Analiz

Freud’a göre rüyalar bilinçdışına giden yoldur. Otel salonu ömrün sonunu, bilardo masasındaki meçhul zat ise Atatürk’ün eski sağlıklı bedenini temsil eder. Istakalı saldırı, sirozun yıkıcılığını, Atatürk’ün Bozok’a verdiği “Sus” işareti ise eylemsizliğe karşı geliştirilen bir ego savunmasını simgeler. Tabanca ve sıkılan iki kurşun; organ kaybını ve çaresizliği ifade eden Kastrasyon Kaygısı ile Ölüm Dürtüsü (Thanatos) bileşimidir. Kurşunların ikisine de sıkılması Salih Bozok ile aralarındaki narsisistik özdeşleşmeden kaynaklanır. Vurulduktan sonra gelen “zoraki dans” emri ise hastalığa ve kaçınılmaz ölüme karşı bilincin geliştirdiği trajik bir tersine çevirme (reaction formation) mekanizmasıdır.

Carl Gustav Jung Perspektifinden Bir Analiz

Junggil açıdan kapıdan giren 30 adam, Kolektif Bilinçdışı’nın istilasıdır. Eli ıstakalı adam, Atatürk’ün rasyonel kişiliğinin (Persona) aksine kaba kuvveti temsil eden “Gölge” arketipidir. Bilardo masası, rasyonel stratejiyi simgelerken, ona yapılan saldırı doğanın ve hastalığın acımasızlığını gösterir. Atatürk’ün müdahaleyi engelleyip kabullenişi, kaçınılmaz kaderle (Amor Fati) yüzleşmesidir. Saldırganın zorlamasıyla yapılan dans ise Orta Çağ mitolojisindeki “Ölüm Dansı” (Totentanz) arketipidir. Atatürk rüyasında, kendisini vuran karanlık arketiple (ölümle) aynı sahnede ritim tutarak, Bireyleşme Sürecinin (Individuation) en trajik evresini yaşamakta; kaçınılmaz kaderiyle ve ölümün mutlaklığıyla uzlaşmaktadır.

Velhâsıl-ı Kelâm

Özetle bu rüya; Freud açısından hastalığın meydana getirdiği beden üzerindeki kontrol kaybının trajik bir dışa vurumudur. Jung açısından ise rasyonalitenin ve stratejinin (bilardo masası) kontrol edilemez “doğa yasaları” (aslında Sünnetullah veya Kanun-ı İlahî) karşısında teslim oluşudur. Pozitivist ve rasyonel zihne sahip bir liderin bilincine ölümün kaçınılmazlığını haber veren derin bir psikolojik kehanettir. En muktedir devlet adamlarının dahî biyolojik yıkım ve ölüm karşısındaki nihaî acziyetini gözler önüne seren bu sahne, insanın ilâhî yasaları karşısındaki mutlak sınırını simgeler.

Bu bilardo rüyası da zihnî hayatı boyunca daima rasyonel düşünen bir liderin, amansız hastalık ve kaçınılmaz son karşısında kendi bilinçaltında kabul ettiği bu mutlak acziyetin sembolik bir tecellisinden başka bir şey değildir. Alman asıllı Amerikalı psikanalist Karen Horney’in (1885–1952) “rüyada sahte benliğin kenara çekilmesi” tespiti de bu bağlamda önem arz eder. Horney, rüyayı insanın geçmişe ait kendi gizli hakikati ve yaşadıklarının gerçek mahiyetiyle yüzleştiği ilâhî bir idrak alanı olarak tanımlamasıyla meseleyi derin bir manevî/uhrevî/mahşerî boyuta taşır. Bu ne anlama geldiğini ferasetli okuyucularımız herhalde anlamıştır.

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.